YÜKSEK ÖĞRETMEN OKULUNUN ÖNÜ
Okulun önünde, kemençenin nağmesi, nabzımızı yükseltmişti. Coşkuluyduk. Memleket özlemiyle türküleri kalbimizin derinliklerinde yaşıyorduk. Ruhen güç ararken, bantları düzenledik.
Kemençenin tellerinin yüreğimize hafif dokunuşlarıyla, içimiz kıpır kıpır idi.
Caddeden geçenlere, kemençeden ne anlarsınız, diye laf atıyorduk. Müziğini de sevmezler, diyorduk.
Bir çılgınlıktı, arkadaşın bir torba bandı. Bir torba bant ve hepsi kemençeydi. Müziğin güzelliği, kulaklarını açsalar, yine anlamazlar. Uykuları gelir ve dinlenmiş olurlar. Fakat bilenler tüm duygusallığıyla içten hissedip ruhunla duyarlar.
Kemençeyle yürüyelim surlara ve tırmanalım dağlara. Güneş doğsun ve batsın yüreğimiz sevgiyle dolsun. Yaşayalım çocukluğumuzu, kemençenin tik taklarında. Tarih yaşansın gözler önünde. Hayaller gerçek olsun. Bir sevgi pınarı çağlasın içimizde. Heyecanla.
Kalp atışlarımız hızlansın ömrümüzün baharında. Bizi anlayanlar çıksın, caddeyi adımlayanlar arasından. Kemençe kıy kıy başka nedir? Diyenler, dinlesin nağmeleri.
Ruhumuzu huzura kavuşturan ay ışığında, kemençeyle sahil boyu yürüdük, ufka vardık. Ufka daldık ve çıktık. Yalnız bir yalnızlık çığlığı yaşantımızın kesitlerindendi. Ruhumuz bu sayede güçlenmiş ve önemli bir boyut kazanmıştı.
Bir anne ve iki kızı, kemençenin sesine yaklaştılar. Anne, bu ses, beni Karadeniz dağlarına çıkarttı, kolayda inmem, dedi. Arkadaş biz de Kadırgada, horon düzündeyiz, diye ekledi. Kızlarına bir şeyler fısıldadı. Kızlar ayakkabılarımız oynamaya, uygun değil, dedi.
Arkadaş, oynamayın kemençenin sesi içinizi titretsin yeter, dedi. Duygusallığınıza teşekkürler, dedik.
Bulutlar gök yüzünü kaplamıştı. Fırtınadan kaçmalı, kaçıp sahile gelmeliyiz.
Caddeden geçenlerin çoğu kemençeyi duymuyor. Biz ise horon düzünde oynuyoruz. Hiç mi duyguları bir şeyler algılamıyor, diyoruz. Geçenlere tekrar gülüyoruz. Anlamazsınız öylesine yaşıyorsunuz, mantar gibi boşu boşuna, diye bağırıyoruz.
Kanı kaynatan müziğin sesine bir kişi çıkıp yanımıza gelmedi.
Arkadaş bandı değiştirdi ve yenisini taktı, kemençe ve yine oynadık. Okuldan görüp gelen arkadaşları, kemençenin özellikleriyle bilgilendiriyoruz. Horon düzünde bir yerlere sürükleniyoruz. Gelip geçene laf atmayı da ihmal etmiyoruz. Verdikleri cevaplara aldırmıyoruz.
Bir grup turist yaklaşana kadar. Turistler altı kişiydiler. Saç sakal karışık elbiseler hırpaniydi. Aralarında heyecanlı konuşarak yaklaştılar. His ve heyecanım arttı. Gelenlere bakınız, bunların müzikten anlamazlar, dedim. Arkadaşım da kemençe kim bunlar kim, dedi ve kemençenin sesini biraz daha açtı.
Ne bilsinler Karadeniz’i, Karadeniz’in yeşil örtüsünü, yaylaları ve yaylaların soğuk sularını, dağlarını ve kemençeyi, dedi.
Turistler, yanımıza yaklaştı. Kemençenin nağmesini mırıldanıyorlardı. Yanımıza gelince açın burayı der gibi el ele tutuşup horona başladılar. Şaşkınız ne diyeceğimizi bilemedik. Türkçe bilmiyorlar. İkisi İtalyan, biri Fransız, Portekizli ve diğeri de İspanyol.
Biz de kenardakilerin ellerine tuttuk ve oynamaya başladık. Caddede sanki köy yerinde çimende oynuyoruz. Okul arkadaşları yoldan geçenler, etrafımızı sardı ve oyunumuzu izliyorlar. Arkadaş ile oyundan çıktık, onları kemençeyle baş başa bıraktık. Hayranlıkla izledik.
Turistlere attığımız lafları geri aldık. Saçları, elbiseleri her şeyleriyle bize normal geldiler. Öyle kaynaştık ki sanki on yıllık arkadaşlarımız. Okullarında Karadeniz folklorunu öğrenmiş ve çeşitli gösterilere katılmışlar. Karadeniz folklorunu, çok seviyorlarmış. Topkapı surlarını ziyarete gidiyorlarmış.
Arkadaş onlara birer tane bant hediye etti. Okula davet ettik. Çay ve pasta ikram ettik. Bizi mutlu ettiklerini söyledik ve teşekkür ettik.
Müzik gerçekten yöresel değil, bir enstrüman çalıyorsa, biliniz ki uluslar arasıdır. Bu yöresel olamaz. Ayrıca turistlerin davranışı yabancıya bakışımızı değiştirdi. Grupları yarın gidiyorlarmış. Arkadaşlar adreslerini aldılar ve haberleşiriz, dediler.
Aramızda bir sevgi bağı oluştu. Milletler kimseye muhtaç olmadan yaşıyorsa, kötülük niçin yapılır. Anlaşılmıyor, iyilik üzerine yaşamak varken. Bebekleri, çocukları öldürmekle eline ne geçecek, düşünebiliyor musun? Yöneticiler!
Yaşamı beyaz sayfa gibi gören gençlerle horon düzünde gibiydik. Arkadaş onları Karadeniz’e davet etti. Çünkü ailesi Almanya’daydı.
Birkaç saat gönül dolusu sevgiyle oynadık. Hiç unutamadığım anımdır.
Hasan TANRIVERDİ















