Fen bilimleri dersinde, “serap olayı” tanımlanmıştı. Öğretmen olayı açıkladığında, sınıfa ilginç gelmişti.
Serap olayı, ışık ışınlarının kırılmasıyla, oluşurdu. Çöllerde ve kumsalda kolaylıkla görülen, optik bir yanılmaydı. Bu olayda uzaktaki cisme bakarken, sanki bir su yüzeyinde, yansıyormuş gibi, birlikte bir cisim oluşmaktaydı.
Serap olayı günümüzde kamerayla kaydedilmekteydi.
Furkan, öğretmeninin yazdırdığı, serap olayını babasına okudu. Olayı biz de görebilir miyiz? Dedi. Baba okul çıkışında, sahilden gelirsen, hava da güneşliyse dikkatli bakarsan görürsün, dedi. Baba denizin üstünde kayığı ters görürsün. Yalnız olay bir göz yanılmasıdır, diye ekledi.
Furkan okuldan erken çıktı. Hava, serap olayına uygundu. Güneş kum taneciklerini parlatıyordu. Gözünü kumsaldan ayırmadı. Martılar, derenin karşı yakasına geçtiler. Fakat serap olayına uğramıyorlardı.
Furkan, takasıyla kenara yaklaşan, balıkçıdan bu sefer gözünü ayırmadı. Su üzerinde taka ve martılar acaba serap mı? dedi. Babam olsa görürdü, dedi.
Furkan’ın gözü dikmiş bakıyordu. İki genç kız yanında bir çocukla dereye yaklaşıyordu. Martıların yanından geçtiler. Furkan gördüm, su üzerinde serap, dedi. Ağzı kulaklarındaydı, akşam babama açıklayacağım, dedi. Öğretmenin, cisim su üzerinde, ters sözünü hatırlamak istemedi.
Yürümekte zorluk çekti. Kıyıya yakın taşa oturdu ve gözlerini kızlardan ayırmadı. Suyun üzerinde martı ve kızlar vardı. Geçen taksiden arkadaşı el etti. Furkan, serap için nöbetteyim, diye bağırdı.
Dere kenarındaki çayırlar da seraba uğramıştı. Çünkü kızların yanında çayırı da görüyordu. Bu arada sis geldi ve sahili kapattı. Başında arı vızıldadı. Sis serabı, arı da neşemi yok etti. Onun için sisi ve arıyı sevmiyorum, dedi.
Sevinç içerisinde eve vardı. Annesi çayır sepetiyle çimene çıktı. Annesine serabı gördüm, dedi. Çantasını kapının önüne bıraktı. Annesinin ne yaptın, sorusuyla karşılaştı. Furkan neşeyle gülerek, dere ağzında suyun üzerinde serabı gördüm, dedi.
Anneyle birbirlerine bakıştılar. Sessizliği anne bozdu. Oğlum serap nereden çıktı. Sinirlendi. Niçin seviniyorsun. Serap da kimmiş, babana hesabını verirsin, dedi. Anne, baban şimdi gelir, hazırlan da çayırı yığalım, dedi.
Babası geldi, güneş ve sis nemi artırdı, dedi.
Furkan babasına yaklaştı ve serabı gördüm, dedi.
Baba aferin öğretmenine söyle notunu al, dedi.
Furkan, öğretmen tam not vermeli, iki saat deniz kenarında bekledim, dedi.
Baba, sisten önce gidip serapla konuşabildin mi? Diye sordu.
Furkan sis biraz daha geç gelmiş olsa idi konuşabilirdim, diyerek üzüldüğünü belirtti.
Üzüldüğünü fark eden baba, yavrum, hayat bu ne seraplar daha görürsün, yeter ki bakmasını bilesin. Okuyup mesleğini eline aldığında, o zaman serabı daha net görür ve konuşursun, dedi.
Sis, Serap’ı gözden giderir, ama olay kafanda yer eder, dedi.
Hasan TANRIVERDİ















