Çağımızın en çok duyduğumuz cümlelerinden biri şu: “Kendini geliştir.”
Daha çok oku. Daha erken kalk. Daha disiplinli ol. Yeni bir dil öğren. Kariyerini ilerlet. Daha üretken ol. Daha fit görün. Daha başarılı ol.
Sanki insan olmak, sürekli güncellenmesi gereken bir yazılım sürümüymüş gibi…
Oysa kişisel gelişimin en büyük yanılgısı belki de burada başlıyor: Kendimizi geliştirmeyi, kendimizden memnun olmamanın başka bir adı haline getiriyoruz.
Her sabah biraz daha iyi olmak isterken, bugünkü halimizi sürekli yetersiz ilan ediyoruz.
Bu durum, insanı geliştirmek yerine yorabilir.
Çünkü gelişim ile kendini tüketmek arasında ince bir çizgi vardır.
Sürekli daha fazlası neden yetmiyor?
Modern hayat bize başarıyı çoğu zaman bir “varış noktası” olarak sunuyor.
Bir hedef belirliyoruz.
Sonra o hedefe ulaştığımızda yeni bir hedef belirliyoruz.
Daha yüksek maaş, daha iyi unvan, daha geniş çevre, daha büyük ev, daha fazla takipçi, daha görünür bir hayat…
Fakat insanın iç dünyası bir alışveriş sepeti değildir. İçine ne kadar fazla başarı koyarsak koyalım, huzur kendiliğinden eklenmez.
Bu nedenle kişisel gelişim yalnızca “daha fazlasını yapmak” meselesi değildir.
Bazen gelişmek, daha fazla çalışmak değil; ne zaman duracağını bilmektir.
Bazen yeni bir şey öğrenmek değil; yıllardır bildiğimiz yanlış bir düşünceden vazgeçmektir.
Bazen çevremizi genişletmek değil; hayatımızda gerçekten değer verdiğimiz birkaç insanı fark etmektir.
Asıl dönüşüm, insanın kendisiyle kurduğu ilişkide başlar
Kişisel gelişimin en önemli basamağı, kişinin kendisini tanımasıdır.
Neden öfkeleniyorum?
Neden sürekli başkalarının onayına ihtiyaç duyuyorum?
Neden başarısız olmaktan bu kadar korkuyorum?
Neden hayır diyemiyorum?
Neden başkalarının hayatıyla kendi hayatımı karşılaştırıyorum?
Bu soruların hiçbirinin cevabı yeni bir motivasyon videosunda bulunmayabilir.
Çünkü insanın kendisiyle yüzleşmesi, çoğu zaman alkışlanacak kadar gösterişli değildir.
Gerçek gelişim sessizdir.
Bir gün, eskiden tartıştığımız bir konuda susabilmektir.
Bir gün, bizi yoran bir ilişkiye sınır koyabilmektir.
Bir gün, “Bilmiyorum” diyebilmenin utanç verici olmadığını anlamaktır.
Bir gün, başkasının başarısını kendi başarısızlığımız gibi görmemektir.
Ve belki de en önemlisi, hayatımızı başkalarının ölçüleriyle değerlendirmeyi bırakmaktır.
Disiplin, kendine ceza vermek değildir
Son yıllarda kişisel gelişim dünyasında disiplin çok konuşuluyor.
Disiplin elbette önemlidir.
Ancak disiplinin anlamını yalnızca daha fazla çalışmak olarak tanımladığımızda önemli bir şeyi kaçırıyoruz.
Disiplin, kendimize verdiğimiz sözleri tutabilmektir.
Ama bu sözler yalnızca iş hayatıyla ilgili değildir.
Dinlenmeye de söz vermektir.
Ailemize zaman ayırmaya da…
Telefonu bir kenara bırakmaya da…
Sağlığımıza dikkat etmeye de…
Gerektiğinde yardım istemeye de…
İnsanın kendisine karşı sorumluluğu vardır.
Fakat kendimize karşı sorumluluk, kendimize karşı acımasızlık anlamına gelmez.
Kendini geliştirmek isteyen insanın kendisine düşman olması gerekmez.
Tam tersine, insan önce kendisiyle aynı takımda olduğunu öğrenmelidir.
Başarıdan önce anlam
Belki de bugün kişisel gelişim adına yeniden sormamız gereken soru şudur:
“Nasıl daha başarılı olurum?”
değil,
“Nasıl daha anlamlı bir hayat yaşarım?”
Çünkü başarı kişiden kişiye değişir.
Bir insan için başarı, önemli bir kariyer basamağıdır.
Bir başkası için ailesiyle geçirebildiği sakin bir akşamdır.
Bir diğeri için yıllardır ertelediği eğitimine yeniden başlamaktır.
Bir başkası için korktuğu halde ilk adımı atmaktır.
Dolayısıyla başkasının başarı tanımını kendi hayatımıza kopyaladığımızda, kendi hikâyemizi yaşamaktan uzaklaşırız.
Kişisel gelişim bize başkasına dönüşmeyi değil, kendimizin daha bilinçli bir versiyonu olmayı öğretmelidir.
Belki de en büyük gelişim: Kendine yetişmek
Hayat bir yarış değildir.
Ama çağımız, bize sürekli yarışıyormuşuz hissi veriyor.
Birileri daha erken mezun oluyor.
Birileri daha hızlı yükseliyor.
Birileri daha çok kazanıyor.
Birileri daha fazla geziyor.
Birileri daha mutlu görünüyor.
Sosyal medya çağında insanın en büyük sınavlarından biri de budur: Başkasının vitrinini kendi hayatının tamamıyla karşılaştırmamak.
Oysa herkesin hayatının görünmeyen bir tarafı vardır.
Biz çoğu zaman kendi hayatımızın mutfağını, başkasının sofrasıyla kıyaslarız.
Belki de gelişmenin önemli bir parçası, bu karşılaştırmadan vazgeçmektir.
Kendi hızımızı kabul etmek…
Kendi eksiklerimizi görmek…
Ama eksiklerimiz yüzünden kendimizi değersiz ilan etmemek.
Çünkü insanın değeri, tamamladığı hedeflerin toplamından ibaret değildir.
Son söz
Kişisel gelişim, insanın sürekli kendisine “Daha iyi olmalısın” demesi değildir.
Bazen “Olduğun halinle de değerlisin; şimdi istersen birlikte biraz daha ilerleyelim” diyebilmektir.
Gelişim, kendinden kaçmak değil; kendine yaklaşmaktır.
Kendini tanımaktır.
Sınırlarını bilmektir.
Hatalarından öğrenmektir.
Değişmesi gerekeni değiştirecek cesareti, değişmeyecek olanı kabullenecek olgunluğu kazanmaktır.
Ve belki de bütün bunların sonunda insan şunu fark eder:
Hayatta ulaşılması gereken kusursuz bir “ben” yoktur.
Sadece her gün biraz daha bilinçli, biraz daha dengeli ve biraz daha sahici bir şekilde yaşama ihtimali vardır.
Asıl kişisel gelişim de tam burada başlar.
Mehmet GÖKSELLİ
Editör-Yazar-Yayın Kurulu Üyesi-Denetmen














