15. BÖLÜM VE 3. KISIM
MAHO’NUN DRAMI
Sevgili okurlarım, bu dıram 1968 tarihinde Van’ın, Ozalp ilçesine bağlı olan Çamurlu köyü İlkokulu öğretmenliğim sırasında, köyün ağasından dinlediğim bir öyküdür. Ancak bu öyküdeki şiirler, öyküye uygun olarak, tarafımdan kaleme alınmıştır.
Maho’nun sevdiği kızın adını söylemesiyle, ağa rahatlıyor. İyi ki benim kızım değilmiş düşüncesiyle, tamam gereği neyse yaparım, diyor. Şimdi doğruca görevinin başına git. Hayırlısı bakalım, bundan sonra zaman bize ne gösterir göreceğiz. Bundan sonrası bana ait. Gerisini sen merak etme, diyor.
Bu söylem üzerine, Maho işinin başına gidiyor. İçi rahattı artık. Çünkü ağanın yanına korku dolu bir düşünceyle gitmişti. Ağanın söylemiş olduğu sözlerden dolayı, içinde bir sevinç vardı. O sevinçle karnını doyurmadan, odasına gelip uykuya yatıyor. Sabah erkenden sürüsünü önüne katarak meraya yollanır. O gün san ki anasından yeni doğmuş gibi bir hal ve tavır içinde, ağasından gelecek müjdeli haberi beklemekten başka çaresinin olmadığını aklından çıkarmıyor.
Ağa her cuma namazından sonra imamı evine davet ediyor ve birlikte yemek yerlerdi. O cumanın ağa için başka bir anlamı vardı. Çünkü o gün Maho’ya müjdeli haber vermek için, imamdan kızını isteyecekti. Namaz kılındıktan sonra, hadi hoca efendi geç kalmayalım, yemekler soğursa ev sahibi beni üzer. O zaman bilesin ki ben seni üzerim, diye de takılmadan edemez. Sonrasın da birlikte eve gelip hazırlanan sofraya oturup yemeklerini yemeğe başlıyorlar.
Yemekten bittikten sonra, sonra çaylar içiliyor ve her zaman ki gibi sohbete başlama zamanı geliyor. Ama ağada tık yok. İmam ağanın ne yemek esnasında ne de çay içildiğinde konuşmadığı dikkatinden kaçmıyor. Gözü ağanın yüzünde kalıyor. Ağanın konuşmayı açmasını bekliyor. Ama ağa bir türlü söze başlamıyor. Sonrasında imam dayanamıyor. Canım ağam ne oldu sana, bir saat oldu ağzını açıp bir kelime söz söylemedin, diyor.
Ya hoca efendi konuşacağım konuşmasına da, ama konuşmanın neresinden başlayacağıma aklım bir türlü ermiyor, diyor.
İmam daha çok şaşırıyor. Aman ağam bu ne söz böyle, sözlerine neresinden başlarsan başla. Yeter ki konuşta ne konuşacağını bilelim.
Ağa yerinden ileri doğru doğrularak, tamam hoca efendi, ya konuşacaklarım senin hoşuna gitmezse, o zaman ben ne yapacağımı kestiremiyorum, diyor.
Canım ağam, ağanın lafının üstüne laf olmaz. Siz ne konuşursanız konuşun, sözünüzün başım üstünde yeri vardır, der.
Şefik Ağa yaslandığı yastığından biraz daha öne doğru doğrularak, teşekkür ederim imam efendi. Sen benim baş çobanım Maho’yu bilirsin, değil mi?
Evet bilmez miyim ağam? O’na okuma yazmayı ben öğrettim. Çok zeki çocuktur. Çok kısa zamanda okuma yazmayı öğrendi. Garibim çokta güzel kaval çalar, der.
Ağa söze girer, işte imam efendi orda dur. Bizim Maho senin kızın Lalizer’e sevdalanmış. Garibim dürüst ve akıllı bir çocuktur. Bildiğin gibi, ben bu çocuğu sahiplenip getirdim. Oğlum gibi büyütüp adam ettim. Şimdi O evlenme çağına geldi. Bende O’nun istediği kızla evlenip mutlu olmasını istiyorum. Ben vesileyle senin evine gelip kızını, Maho’ya isteyeceğim. Ya vermezsen ben ne yaparım diye, düşünüyordum, diyor.
Bu kez imam bir müddet sessizliğe bürünüyor. Sonrasında, ağam seni kırmam bilesin, diyor. Bu gibi işler gönül işidir. Kızımla ve karımla konuşayım, onlarında fikrini alayım. Benim kızım senin hizmetine amadedir. Lakin izin ver durumu aile içinde görüşelim, der.
Ağa bu yaklaşıma memnun kalır. Sonrasında, tamam imam efendi, senden haber bekleyeceğim diyerek, imamı evine uğurlar.
İmam evine gider gitmez eşini ve kızını yanına çağırarak, Ağanın çobanı ve bizim Maho dediğimiz çocuk LazirE sevdalanmış. Ağam benden Lazizer’i, Maho’ ya istemeye gelecek, siz ne dersiniz?
Eşi, kızının Maho’yu sevdiğinden haberdar olduğundan, hiç bir itirazı olmadan, aman imam efendi ağanın sözü yere düşmez. Ağa sana ağzını açmışsa iş bitmiş demektir. Aksi halde taşımız taş üstünde kalmaz. Bir daha ki cuma sen ağayı evimize davet et, bu hayırlı iş geciktirmeden olsun- bitirin gitsin, derler.
İmam eşi ve kızından almış olduğu söz üzerine, ağaya vereceği cevap hayırlısıyla buyur gel demek olacağından memnunluk duymuştu.
Haho her zamanki gibi koyunun önünde kavalını çalıp köye doğru gelirken, yine Lalizer karşısına çıkar. Bu kez hiç yapmadığını yaparak, Maho’un boynuna sarılır. Olup biteni anlatır ve cuma günü nişanlanıyoruz haberin var mıdır, diyor?
O anda iki sevgilinin etrafında koyun sürüsü çember oluşturuyor. Bu duruma her ikisinin yorumu da aynı anda, koyunlar diyor ki ya kavalın sesi bir daha çıkmazsa halimiz nice olur, Yâda ilahi emirle mutluluğumuzu kutluyorlar. Bundan başka ne olabilir, diyorlar.
Lalizer, koyunları yara yara içlerinde çıktıktan sonra koşarak evine doğru uzaklaşıp gidiyor.
Maho koyunları sürüyü kapıya getirmiş getirmesine de, heyecan dolu anlar yaşıyor. Çok acele koyunları koma koyduktan sonra, yemeden içmeden odasına gelerek rahat bir uykuya dalıp gidiyor.
Aradan gecen bir hafta sonra, cuma günü ağa yine camiye gidiyor. Aklında hep var olan, acaba imam bu gün kızı için ne diyeceğiydi. Çünkü o gün Maho’yu koyun gütmeye göndermemişti. Hatta en güzel kıyafetleri giydirerek, cuma namazına götürmüştü. Çıkışta da cuma namazı çıkışında hocadan hayırlı haber duymayı beklemekteydi.
O Cuma sanki imam efendi çok acelesi varmışcasına, sözleri ve gözleri hep ağanın ve Maho’nun üzerindeymiş gibiydi. Namazın bitimi sonrasında, ağaya yaklaşarak, buyur ağam bu kez siz benim misafirimsiniz. Arzunuz kabul gördü. Ne emrederseniz, emrinize amadeyiz, der.
Böylece hep birlikte doğruca imamın evine gidiyorlar. Anane usul üzerine ağa kızlarını oğlum kadar kıymetlim dediği Maho’ya ister.
İmam ve eşi usule uygun hayırlısı olsun diyerek, sözün şerbeti içilmeden, anane usul gereği başlık parası ve yuva kurma işleri konuşulur.
Ağası olarak da 1000 Tl. vereceği sözünü verir.
DEVAM EDECEK
Mürsel ADIGÜZEL
Eğitimci Yazar ve Şair





















