6.BÖLÜM VE13. KISIM
Beni ölümden kurtaran ağanın atı.
Yıl 1969 Çamurlu köyü ilkokulu öğretmenliği yanında, bir de köy güzelleştirme görevine soyunmuştum. Tek bir ağacı olmayan köyün, her boşluk alanını neyve ve kavak fidanlarıyla benzenmiş duruma getirdim. Başta köy ağası olmak üzere, bütün köylünün gönlünü fet etmiştim. Köy Muhtarı Kemal her daim bana destek olmaktaydı. Köyde atı olanları sıraya koymuştu. Maaş almaya gideceğim zaman, sırası gelen atını hazırlayıp getiriyordu. Mart ayında sıra ağanın atına gelmişti. Sabah kalktığımda ağanın hizmetkârı, atı lojmana getirmiş ve hazır bekliyordu. Ata bindim hemende Özalp’a doğru yola koyuldum. Etraf karla kaplı, hava ise ılımandı. Bir saatlik bir yolculuktan sonra Özalp’a vardım. İlköğretim Müdürlüğüne gidip maaşımı aldıktan sonra, evin alış verişini ve önemli ihtiyaçlarını alıp tamamladım. Hana bağladığım ata heybemi eğerin arkasına bir güzelce bağladıktan sonra, yola çıktım. Ne var ki havanın iliman oluşu nedeniyle sulu kar yağmaktaydı. Bir müddet sonra Aşağı Molla Hasan köyünün yakınından gecen karasu çayına gelmiştim. Karasu buzla kaplı olmasına rağmen, üstünden sular akıp gitmekteydi. Buzun çözülmüş olabileceği hiç aklıma gelmemişti. Tam çayın orta yerine geldiğimde buz çöktü. At suya gömüldü. Bende atla beraber dizime kadar suyla ıslandı. At bütün uğraşısına rağmen bir türlü sudan çıkamıyordu. Çevrede yardıma koşup gelecek hiçbir insan gözükmüyordu. O anda atın üzerinden yavaşca kalkarak, buzun üzerine çıkıverdim. Buzun üzerine çıkmamla birlikte buz çatırdadmaya başladı. Nerdeyse bende çaya gömülecektim.
Kendimi suyun dışına atmamla birlikte, suyun üstündeki koca buz tabakası kırıldı ve akmaya başladı. Buzun tamamının kırılması sonucunda at sudan çıkarak yanı başıma gelip durdu. Çoraplarımı, pantolonumu çıkarıp sıktıktan sonra, giyinip yoluma devam ettim. Akşam yaklaşmış, güneş batma noktasına gelmişti. Yukarı Molla Hasan köyünü geçtikten sonra, hava iyice soğumağa başladı. Atın üstünde donma noktasına gelmiştim. Bir tek seçenek vardı, atı ala bildiğince koşturmak ve bir an önce köye varmaktı. Aksi halde kurtulmam imkânsızdı. Bende öyle yaptım. Atı ala bildiğine koşturmaya başlatdım. Ancak köyün görünür noktasına geldiğimde, her yanım donmuş durumdaydı. Sadece önümü görebiliyordum. Gözleriminin küçüldüğünü hissediyordum. Bir anda öleceğim aklıma geldi. O anda bitip gittiğimi düşünürken, gözlerimi ağanın odasında açmış bulundum. Pantolonumu çorabımı çıkarıp, vücudumu karla ovuyorlardı. Meğerse kurtuluşumu sağlayan ağanın atı, beni ağanın kapısına getirmiş. Ben atın eğerinin üzerine eğilmiş ve eğerin kaşına sıkıca tutunmuşum. O vazıyette donup kalmışım. Gözümü açtıktan sonra, başımda duran ağa ve adamları sevinçten oh be deyip bana sarıldılar. Çok şükür kurtuldun, dediler. Bir baktım ki alt tarafım çıplak. Paltolumu kesip çıkarmışlar. Biraz daha vücudumu ovduktan sonra, ağanın verdiği giysileri gidirdiler. Sonrada beni iki kişi kolumdan tutarak yürütmeye başlattılar. İyice kendime geldikten sonra, ağa, hizmetkârların eşliğinde beni evime gönderdi. Evde annemi ve eşimi telaşlar içinde bekler buldum. Bense ateşler içinde yanıyordum. Durumu anlattım ve sıcak yiyecekler yapmalarını istedim. O gece sabaha kadar titremeler içinde gözüme uyku gitmedi. Sabah kahvaltımı bile zar zor yaptıktan sonra okula gitmek için evden ayrıldım. Evden en fazla yirmi metre uzaklaşmamıştım ki, bayılıp düşmüşüm. Düştüğümü gören öğrencilerim evime haber vermeleri bir yana, ailelerine de benim baygınlık geçirdiğimi bildiriyorlar. Uzun bir süre evde baygın yatmışım. Kulağıma gelen ağlama sesi içinde uyandım. Annem ve eşim hıçkıra hıçkıra ağlıyorlardı. Benim uyandığımı görünce, şükürler olsun deyip ağlamayı kestiler. Şefik Ağa’da gelmiş ve telaş içinde yanı başımdaydı. Ben gözümü açınca, annemi üzerimden kaldırduktan sonra bir sandaliyeye otourtturdu. Bana da ne yapabileceğini sordu.
Durumumun iyi olmadığını ne olursa olsun mutlaka bir doktora ihtiyacımın olduğunu söyledim. Bu isteğim üzerine, ağa durumu kaymakama bildirip yaydım getirmeleri için üç adamını görevlendirdi. Bende yaşadıklarımı bir kâğıda yazıp verdikten sonra, adamlarını gönderdi.
Yolların karla kaplı olması nedeniyle, sağlık ekibinin köye atla gelmesi mümkün değildi. Bense, imkânsızlık içinde imkân arama gibi bir durumla karşı karşıya kalmıştım. Gidenler doğruca kaymakama gidip durumu arz ediyorlar. Kaymakam, yaptığım başarılı çalışmalardan ötürü beni çok severdi. Bu sevgi içinde, sağlık teşkilatının ve doktorun çamurlu köyüne gide bilmesi için, yolun açılmasını ve arkasında da ekibin gitmesine karar veriyor.
Akşam olmadan gönderilen atlılar kar boran demeden geldiler. Bana durumu söyledikten sonra, evlerine gittiler. Ağa ve muhtar doktorun gelmesini beklemeye başladılar.
Birde baktık ki kap zili çalınıyor. Kapı açıldı, üç kişi ellerinde koça sinilerle içeri girdiler. Ağa koyun kestirmiş, gelecek insanların ve bizlerin yemesi için hazırlık yaptırmış. Sinilerde pirinç pilavı ve üzerinde büyük parçalar şeklinde etler dolu doluydu.
DEVAM EDECEK
Mürsel ADIGÜZEL
Eğitimci Yazar ve Şairİ





















