Dağ yolunda çeşme kıranına kahve yapmıştı. Kahve, kale adına gelen ziyaretçilere, yolculara konaklama ve dinlenme hizmetini veriyordu.
Çeşme kıranı, çam ağaçları, çalı çileği ve orman gülüyle yeşilliğin çevrelediği bir alandı.
Recep askerden yeni gelmiş, gönlü zengin bir insandı. Bu köydendi. Yabancı turistleri iyi karşılardı. Turistlerde ona güven duyarlardı.
Kahvede müşterilerinin rahat etmesini sağlardı. Özellikle kalacak olanlardan para almazdı. Çayını çok güzel yapardı. Köylerden çay içmek için gelirlerdi. Kahvenin düzenini ve temizliğini çok üst düzeyde tutardı.
Günübirlik kale ziyaretçileri bile, Recebin kahvesinde soluklanırdı. Kalmaya çekinmezlerdi. Sohbetler insanlara, inanılmaz ruh güzelliği kazandırıyordu. Yerli ve yabancı müşterileri, arasında tanıdık isimler de vardı.
Recebin kahvesi, han gibi çalışıyordu. Büyük değildi ama şimdilik yetiyordu. Kaleye gidenler sabah erkenden yola çıkar ve akşam olmadan gelirlerdi. Onların yerleri ayrılırdı. Bu günlerde kahveden bir gurup turist ayrılmıştı. Aynı gün, kuşluğa doğru, sırtında çantasıyla turist kılıklı, sakallı ve şapkalı bir adam, kahveye girdi.
Şapkalı adamın, elinde yol haritası ve kalenin tanıtıldığı, kitapçık vardı. Recep hoş geldiniz, çay içer misin? kendine gelirsin, dedi. Şapkalı adam, oturdu ve çayını yudumladı. Recep ile konuştular. Gazeteci olduğunu, yörenin sosyal ve ekonomik durumunu yazmak istediğini söyledi. Çantasından yazdığı, kitabını çıkarttı.
Lise öğreniminden beri kimsenin karışmadığı, bir mesleği yürütüyorum. Kalenin kısaca tarihçesini sizden de dinlemek isterim, dedi. Recep kalenin tarihini, bildiği kadarıyla anlattı. Çevre kaleyi sahipleniyor, düzenini koruyor. Onun için hiçbir şekilde tahrip olmamıştır, dedi. Yazar çok memnun oldu. Recep yazara, kalenin yıllar önceki olayını anlatmak isterim, dedi.
Köyün öğretmeni öğrencileri, kaleye götürür. Öğrencileri kontrol altına alamaz ama başı boş da bırakmaz. Öğrenciler keyiflerince oynarlar. Söylentiye göre, öğrenciler dehliz gibi bir tünele düşerler. Tünel, basamaklar halinde, dereye iniyormuş. Yalnız arkadaki çocuk düşüyor ve hepsi üst üste tünelde yığılıp kalıyorlar. Çocuklardan öndekiler, havasızlıktan hayatını kaybediyorlar. Onun için yöre halkı kaleyi korur ama hiç sevmezler. Bahçe ve yağmur almayan yerlerinde çayır kuruturlar, dedi. Yazar şaşırdı ve de memnun oldu.
Dereye inen tüneli araştırdılar. Orada kazı yapıyorlar fakat neler çıktı bilemiyorum.
Köylüler ürünlerini turistlere satıyor. Böylece yöreye ait değerli peynir, tere yağı ve bala kavuşma şansını yakalamış oluyorlar, dedi. İçeriye giren turistlerle sohbet kesildi. Recep onlarla ilgilendi. Çaylarını verdi.
Yazar, Recep’e bunlar gezelim ve görelim gibi yerlilere benzemiyor, dedi. Onlar çıktıktan sonra tüpten kaynaklanan yangın çıktı. Hemen müdahale ettiler ve ıslak bezlerle sönmesini sağladılar.
Recep, iki kişiyi peşine gönderdi. Göz altına alın hiç kaçırmayın, önemli bir şey yaparlarsa, biriniz haber versin, gerekli yere bildirelim, dedi.
Bugün kalenin bakımı için ziyarete kapalıymış, Recep sevindi, başımıza iş açabilirlerdi, dedi.
Recep, yangını onlar çıkarttı, diye iddia ediyordu. Çünkü burada olay olursa kendilerinin serbest çalışması sağlanmış olacaktı. Ona göre davranalım, dedi.
Kaleden gelen sahte gezginciler kalmadan gittiler. Kahvenin yangını için geçmiş olsun bile demediler. Neyse ki kontrol altındaydılar ve bir şeye el uzatamadan çekip gittiler.
Kalede ne yapabilirlerden çok yangınla olaya başlamaları kafaları karıştırdı.
Recep bir daha çay ocağına kimseyi sokmayacaktı.
Hasan TANRIVERDİ























