Bazen bir insanın hayatında eksik olan şey kalabalık değil, gerçekten anlaşılmaktır.
Aynı masada oturuyoruz, aynı evin içinde yaşıyoruz, aynı sokaklardan geçiyoruz. Gün boyunca onlarca insanla karşılaşıyor, yüzlerce mesaj alıyor, binlerce görüntüye maruz kalıyoruz. Buna rağmen insanın kendisini hiç olmadığı kadar yalnız hissettiği bir çağın içinden geçiyoruz.
Belki de çağımızın en büyük çelişkilerinden biri bu: İletişim araçlarımız çoğaldıkça iletişimimizin derinliği azalıyor.
Bir mesajın karşılığını saniyeler içinde alabiliyoruz ama bir insanın derdini gerçekten dinlemek için çoğu zaman birkaç dakikayı bile fazla görüyoruz.
Çünkü dinlemek, yalnızca susmak değildir.
Dinlemek; karşımızdaki insanın cümlesinin arkasındaki duyguyu fark etmektir. Bazen “İyiyim” diyen birinin aslında iyi olmadığını anlayabilmektir. Bazen anlatılan probleme hemen çözüm üretmek yerine, “Seni anlıyorum” diyebilmektir.
İnsan psikolojisinin en temel ihtiyaçlarından biri görülmek ve anlaşılmaktır.
İnsan, yalnızca söyledikleriyle değil; sustuklarıyla, davranışlarıyla, korkularıyla ve kırgınlıklarıyla da bir hikâye taşır. Fakat modern hayat bize insanı anlamaktan çok, insan hakkında hızlı hüküm vermeyi öğretiyor.
Bir davranış görüyoruz ve hemen karakter yorumu yapıyoruz.
Bir insan mesafeli davranıyor; “kibirli” diyoruz.
Sessiz kalıyor; “soğuk” diyoruz.
Kendini savunuyor; “agresif” diyoruz.
Hata yapıyor; “güvenilmez” diyoruz.
Oysa çoğu zaman gördüğümüz şey, bir insanın tamamı değil; hayatının yalnızca bir anıdır.
Belki o insanın mesafesinin arkasında geçmişte yaşadığı bir hayal kırıklığı vardır. Belki sessizliği karakterinden değil, yorgunluğundan kaynaklanıyordur. Belki sert görünen davranışının altında uzun süredir taşıdığı bir kırgınlık vardır.
İnsanı anlamak, davranışı görmekten daha fazlasını gerektirir.
Herkesin görünmeyen bir savaşı var
Günlük hayatta en kolay unuttuğumuz gerçeklerden biri şudur:
Karşımızdaki herkes, bizim bilmediğimiz bir mücadeleden geçiyor olabilir.
Markette önümüzde bekleyen insanın evinde nasıl bir hayat olduğunu bilmiyoruz.
Yanımızdan sessizce geçen kişinin gece boyunca uyuyup uyumadığını bilmiyoruz.
İş yerinde dalgın duran arkadaşımızın ailesinde bir sorun olup olmadığını bilmiyoruz.
Telefonu açmayan bir yakınımızın neden sustuğunu bilmiyoruz.
Buna rağmen insanları çoğu zaman yalnızca davranışları üzerinden değerlendiriyoruz.
Çünkü hüküm vermek anlamaktan daha kolaydır.
Anlamak emek ister.
Sabır ister.
Merak ister.
Ve en önemlisi, kendi doğrularımızın mutlak olmadığını kabul etmeyi gerektirir.
Belki de sağlıklı insan ilişkilerinin başlangıç noktası tam olarak burasıdır: Karşımızdaki insanı hemen çözmeye çalışmak yerine, onu anlamaya çalışmak.
İnsanların çoğu tavsiyeden önce anlaşılmak istiyor
İlişkilerde sık yapılan bir yanılgımız daha var.
Bir yakınımız bize bir sorun anlattığında hemen çözüm üretmeye çalışıyoruz.
“Şunu yap.”
“Bunu kafana takma.”
“Boş ver.”
“Ben olsam…”
Oysa bazen insanın ihtiyacı çözüm değil, eşlik edilmektir.
Çünkü bazı acılar tavsiyeyle ortadan kalkmaz.
Bazı sorunlar bir cümleyle çözülemez.
Bazı geceler yalnızca birinin yanında olduğunu bilmek yeterlidir.
İnsan psikolojisi açısından duygunun kabul edilmesi, kişinin kendisini güvende hissetmesi açısından büyük önem taşır. Bu nedenle sağlıklı iletişim, yalnızca doğru cümleleri kurmak değil; karşımızdaki insanın duygusuna alan açabilmektir.
“Bunu yaşaman zor olmalı.”
“Anlatmak istersen seni dinlerim.”
“Şu anda neye ihtiyacın olduğunu anlamaya çalışıyorum.”
Bazen bu cümleler, uzun tavsiyelerden çok daha değerlidir.
İlişkileri büyük kavgalar değil, küçük ihmaller yıpratıyor
İnsan ilişkilerinin çoğu bir gecede bozulmaz.
Büyük kırılmalar elbette vardır. Fakat birçok ilişki, fark edilmesi güç küçük ihmallerin birikmesiyle zayıflar.
Aranmayan telefonlar…
Ertelenen buluşmalar…
Dinlenmeyen cümleler…
Özür dilenmeyen kırgınlıklar…
“Sonra konuşuruz” denilerek sürekli ertelenen meseleler…
İnsan, zamanla kendisine verilen değeri sözlerden çok davranışlardan okumaya başlar.
Bu nedenle ilişkilerde sevgi kadar özen de önemlidir.
Bir insanı sevdiğimizi söylemek kolaydır.
Asıl mesele, onun bunu davranışlarımızın içinde hissedip hissetmediğidir.
Çünkü sevgi yalnızca büyük sözlerde değil; küçük ayrıntılarda da görünür.
Hatırlamakta.
Sormakta.
Dinlemekte.
Beklemekte.
Gerektiğinde özür dilemekte.
Ve en önemlisi, karşımızdaki insanın varlığını sıradanlaştırmamakta…
En zor şeylerden biri de kendimizi anlamak
İnsan ilişkilerinden söz ederken çoğu zaman başkalarını konuşuyoruz.
Oysa bütün ilişkilerin merkezinde insanın kendisi var.
Kendini tanımayan insan, çoğu zaman kendi duygularını başkalarının davranışları üzerinden anlamlandırmaya çalışıyor.
Neden bu kadar öfkelendim?
Neden bu kadar kırıldım?
Neden terk edilmekten korkuyorum?
Neden sürekli onaylanmak istiyorum?
Neden bazı insanların davranışları beni diğerlerinden daha fazla etkiliyor?
Bu soruların cevapları yalnızca karşımızdaki insanda bulunmaz.
Bazen cevap, kendi geçmişimizdedir.
Geçmişte öğrendiğimiz ilişki biçimlerindedir.
Çocukluğumuzda gördüğümüz davranışlardadır.
Kendimize biçtiğimiz değerdedir.
Bu yüzden olgunlaşmak yalnızca yaş almak değildir.
Olgunlaşmak, kendi duygularımıza bakabilme cesaretidir.
Kendi hatamızı görebilmektir.
Gerektiğinde “Burada ben de yanlış yaptım” diyebilmektir.
Ve insanın en zor yüzleşmelerinden biri olan şu soruyu kendimize sorabilmektir:
“Ben, karşımdaki insanlardan beklediğim şeyi onlara verebiliyor muyum?”
Belki de birbirimize biraz daha yavaş davranmalıyız
Her şeyin hızlandığı bir dünyada insan ilişkilerinin zamana ihtiyacı var.
Bir insanı tanımak zaman alır.
Güven oluşturmak zaman alır.
Kırılmış bir kalbi onarmak zaman alır.
Birinin suskunluğunun nedenini anlamak zaman alır.
Ve bazen bir insanın hayatındaki en değerli şey, ona ayrılan zamandır.
Bu nedenle belki de bugün birbirimize daha fazla mesaj göndermekten önce birbirimizi daha dikkatli dinlemeyi öğrenmeliyiz.
Daha çok konuşmadan önce daha iyi anlamayı…
Daha hızlı hüküm vermeden önce biraz beklemeyi…
Bir insanı tek bir davranışıyla tanımlamak yerine, onun hikâyesini merak etmeyi…
Çünkü hepimizin görünmeyen tarafları var.
Hepimizin kimseye anlatmadığı korkuları, kimsenin bilmediği kırgınlıkları ve yalnız kaldığında yüzleştiği düşünceleri var.
İnsan olmak biraz da bunu hatırlamaktır.
Karşımızdaki kişinin yalnızca bize gösterdiği yüz olmadığını bilmek…
Ve belki en önemlisi, insana insan gibi davranmanın hâlâ hayatımızdaki en güçlü toplumsal değerlerden biri olduğunu unutmamak.
Çünkü teknoloji bizi birbirimize bağlayabilir.
Sosyal medya bizi görünür kılabilir.
Mesajlaşma bizi ulaşılabilir hâle getirebilir.
Ama hiçbir teknoloji, bir insanın başka bir insana gerçekten kulak vermesinin yerini tutamaz.
Sonunda hepimiz aynı şeyi arıyoruz:
Anlaşılmak.
Değer görmek.
Güvenmek.
Ve olduğumuz hâlimizle kabul edilebilmek.
Belki de insan ilişkilerinin bütün karmaşasına rağmen mesele bu kadar basittir.
İnsan, insana iyi geldiğinde hayat biraz daha yaşanabilir olur.
Ve bazen bir insanın hayatında büyük bir değişiklik yaratmak için büyük bir şey yapmaya gerek yoktur.
Biraz dinlemek yeter.
Biraz anlamaya çalışmak…
Biraz da geç kalmadan söylemek:
“Buradayım. Seni duyuyorum.”
Mehmet GÖKSELLİ
Editör-Yazar-Yayın Kurulu Üyesi-Denetmen















