İzmir’in tam kalbinde, gökyüzüne uzanan 142 metrelik dev bir silüet var. 1992 yılında kapılarını açtığında, modern İzmir’in simgesi olarak alkışladığımız 33 katlı Hilton Oteli…
Hatırlarsınız, kentin lüks ve prestij vitriniydi.
Ancak takvimler 16 Ekim 2020’yi gösterdiğinde Hilton markası kapılarını kapattı ve o günden beri bu dev yapı derin bir sessizliğe gömüldü. Bugün İzmir’in merkezinde, adeta yeniden hayat bulmayı bekleyen beton bir anıt gibi duruyor.
Şimdi kendimize şu soruyu sorma vakti: İzmir’in göbeğindeki bu devasa bina, daha yıllarca atıl kalıp çürümeye mi terk edilecek? Elbette hayır!
Benim bu kent için, İzmir’in geleceği için tarihi bir önerim var: Hilton’un eski otel kimliğini artık bir kenara bırakalım; gelin bu binayı İzmir Büyükşehir Belediyesi Hizmet Binası yapalım!
Çözüm Bekleyen Bir “Hilton Dosyası” var
Tabi resmi tabloyu biliyoruz. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin, arsa payı karşılığında bu yapıda yüzde 23,5’lik bir hissesi bulunuyor. Diğer ortaklar ise Ata Holding ve VakıfBank.
Yıllardır süren ortaklık düğümleri, işletme çıkmazları ve gelir paylaşımı sorunları binanın geleceğini bir kördüğüme çevirdi.
Burada iğneyi de çuvaldızı da doğru yere batırmak gerek. Bu binanın yıllardır boş kalmasını sadece belediyeye yüklemek haksızlık olur. Ortada hukuki ve ekonomik bir labirent var. Ama İzmir’in ihtiyacı suçlu aramak değil, bu düğümü çözecek cesur bir irade ortaya koymaktır.
Cemil Tugay’a Çağrımdır: Bu Binayı İzmir’in Hafızası Yapabiliriz
Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Cemil Tugay’ın ve yeni belediye yönetiminin önünde çok önemli bir fırsat duruyor.
Geçmişte bu yüzde 23,5’lik hissenin satılması da gündeme gelmişti.
Ancak ben bir araştırmacı yazar olarak, konunun sadece bir “hisse satışı” ya da ticari bir pazarlık olarak görülmesine karşıyım.
Unutmayalım; 30 Ekim 2020 depreminde ana hizmet binasını kaybeden ve birimleri kentin dört bir yanına dağılan bir Büyükşehir Belediyemiz var.
Depremden hemen önce boşalan Hilton binası, adeta kentin bu büyük yarasını sarmak için orada bekliyor.
Birimleri darmadağın olmuş bir belediyeyi, kentin tam merkezindeki bu simge kulede toplamak, sadece lojistik bir kolaylık değil, müthiş bir kentsel hafıza hamlesi olacaktır.
Düşünsenize; İzmir’in 30 ilçesine hizmet veren tüm birimler bu dev binada tek bir çatı altında birleşiyor.
Vatandaşın bürokrasiyle boğuşmadığı, işlemlerin tek merkezde ve hızla bittiği, dijital altyapıyla desteklenmiş modern bir kamu kompleksi… Elbette Çankaya aksının trafik ve otopark yükünü biliyorum; bu yüzden burası akıllı ulaşım çözümleri ve mikromobiliteyle desteklenen, vizyoner bir yönetim üssü olarak kurgulanmalı.
Siyaset Üstü Bir Mutabakat Şart
Buradan Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a, Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Cemil Tugay’a ve ortaklığın parçası olan VakıfBank ile Ata Holding yöneticilerine açıkça çağrıda bulunuyorum:
Gelin, bu binanın geleceğini siyasi çekişmelerin, ticari hesapların ötesine taşıyalım. Merkezi yönetim, yerel yönetim ve özel sektör ortak bir masada, “kamu yararı” paydasında buluşsun. Takas formülleri mi olur, yoksa tüm dünyada büyük projeleri fonlamak için kullanılan Kamu-Özel İş Birliği (PPP) modeli mi geliştirilir; hepsi şeffafça tartışılsın.
Yani belediye bütçesine yük olmadan, özel sektörün finansman gücüyle bina dönüştürülsün ve günün sonunda yine İzmir’in mülkü olarak kalsın. Bu projede kimin siyasi olarak kazançlı çıkacağı değil, İzmir halkının ne kazanacağı konuşulsun.
Peki, Belediye Binası Olmazsa?
İkinci Alternatifim de Hazır!
Eğer mülkiyet ve hukuk duvarları aşılmaz, belediye binası formülü teknik olarak mümkün olmazsa, ikinci önerim de net: Bina, Sağlık Turizmi ve Teknoloji Merkezi’ne dönüştürülsün.
Birkaç katı sağlık hizmetlerine ve şifa bulmaya gelen yabancı misafirlerin konaklamasına ayrılırken; diğer katları üniversitelerin, bilişim şirketlerinin, genç yazılımcıların ve start-up’ların buluşma noktası olsun. İzmir’in nitelikli genç beyinleri, kentin merkezinde dünyaya teknoloji ihraç etsin.
Dünyada bunun şahane örnekleri var. Paris’te işlevini yitiren büyük yapıların dönüştürüldüğü Morland Mixité Capitale ya da Londra’daki The OWO projeleri, devasa kütlelerin karma işlevlerle şehre nasıl yeniden kazandırıldığını bize gösteriyor. Biz niye aynısını, İzmir’in ruhuna uygun şekilde yapmayalım?
Önce Güvenlik, Sonra Işıklar!
Son olarak şunu eklemeliyim: Bu binaya hangi işlevi yüklersek yükleyelim, ilk şartımız elbette güvenlik olmalı. Deprem performansı, taşıyıcı sistem analizleri ve yangın güvenliği bağımsız teknik raporlarla ortaya konmalı, gerekiyorsa güçlendirme yapılmalıdır. İzmirli oraya adımını attığında kendini güvende hissetmeli.
Özetle dostlar; bugün asıl sorumuz “Hilton’u kime satacağız?” değil, “Bu bina İzmir halkına nasıl hizmet edecek?” olmalıdır.
Benim önerim açık: Hilton gitsin, İzmir Büyükşehir Belediyesi gelsin!
O kulede ışıklar yeniden yansın; ama bu kez sadece bir otelin pencerelerini değil, İzmir’in ortak geleceğini ve aydınlık yarınlarını aydınlatsın.
Araştırmacı Yazar | İsmail Yaman
📧 yazarismailyaman@gmail.com
📞 WhatsApp: 0541 850 78 84














