Herkes Uzman, Kimse Okur Değil!
Okuma Gerçeğimiz
Bir zamanlar…
Sabahın erken saatlerinde gazete bayilerinin önünde kuyruk olurdu. Manşet merak edilirdi. Köşe yazıları tartışılırdı. Bir yazarın cümlesi gün boyu konuşulurdu.
Bugün ise aynı heyecanı ekran ışığında arıyoruz.
Türkiye’de eğitim seviyesi yıllar içinde yükseldi. Üniversite mezunu oranı arttı. Lise mezunları çoğaldı. Yüksek lisans ve doktora yapanların sayısı da eskiye göre daha fazla.
Yani diploma artıyor.
Peki okuma alışkanlığı aynı hızla artıyor mu?
Araştırmalar, günlük kitap okuma süresinin oldukça sınırlı olduğunu gösteriyor. Sosyal medyada geçirilen süre ise saatlerle ifade ediliyor. Kitap basılıyor, fuarlar düzenleniyor; ancak düzenli ve derin okuma alışkanlığı hâlâ zayıf.
Gazete tirajları yıllar içinde ciddi düşüş yaşadı. Basılı gazete azalırken dijital haber arttı. Fakat dijitalde de çoğu zaman sadece başlık okunuyor, içerik geçiliyor.
Bilgiye ulaşmak kolaylaştı. Ama dikkat dağıldı.
Sadece kitap değil…
Sinemaya ve tiyatroya gidenlerin sayısı da son yıllarda değişim gösterdi. Pandemi döneminde büyük düşüş yaşandı, sonrasında toparlanma oldu. Ancak dijital platformların yükselişi salon kültürünü etkiledi. Artık film sinemada değil, evde izleniyor. Tiyatro yerine dizi tercih ediliyor. Gazete yerine uygulama açılıyor.
Kültür tüketimi bitmedi. Ama biçim değiştirdi.
Sorun burada başlıyor.
Çünkü hız arttıkça derinlik azalıyor.
Video milyonlara ulaşıyor, aylarca emek verilmiş bir kitap ise sınırlı sayıda kişiye.
Sosyal medyada herkes fikir sahibi, herkes yorum yapıyor, herkes analiz yapıyor. İktidarı eleştirmek kolay, muhalefeti eleştirmek kolay, bir paylaşım yapıp alkış almak kolay.
Zor olan nedir?
Gerçekten araştırmak.
Farklı görüşleri okumak.
Kaynağa inmek.
Veriye bakmak.
Okumadan konuşmak çağın alışkanlığı hâline geldi. Başlığa bakıp hüküm veriyoruz. İçeriğe sabretmiyoruz. Paragraf görünce sıkılıyoruz.
Oysa demokrasi, bilinçli toplumla güçlenir. Bilinç ise okumadan oluşmaz.
Uluslararası değerlendirmelerde Türkiye’nin okuma alışkanlıkları ve anlama becerileri açısından istenen seviyede olmadığı uzun süredir tartışılıyor. Bu bir utanç değil; bir uyarıdır.
Sorun teknoloji değil, sorun tercih. Saatlerce ekran başında kalabiliyoruz, ama yirmi sayfa kitap ağır geliyor. Çünkü hız bağımlılık yapıyor; derinlik sabır istiyor.
Cehalet yalnızca okuma yazma bilmemek değildir. Cehalet, öğrenmeyi reddetmektir; araştırmadan hüküm vermektir.
Üniversite mezunu olup hiç kitap okumayan da vardır, ilkokul mezunu olup düzenli okuyan da. Sorun diploma değil, sorun alışkanlık.
Bir başka gerçek daha var:
Üreten insan çoğu zaman desteklenmez. Yazan insan küçümsenir. Başaran insan kıskanılır. Çünkü üretmek emek ister; eleştirmek kolaydır.
Bir toplum okumayı azaltırsa slogan artar.
Derinlik azalırsa algı güçlenir.
Araştırma zayıflarsa manipülasyon kolaylaşır.
Ve en tehlikelisi şudur:
Herkes konuşur, ama az kişi gerçekten bilir.
Biz gazete kuyruklarından geldik. Tartışma kültüründen geldik. Kitap hediye edilen bayramlardan geldik. Şimdi paylaş tuşuyla yetiniyoruz.
Bu gidişatı değiştirmek mümkün mü?
Evet. Ama önce şunu kabul etmek gerekir:
Okuma alışkanlığı devletten beklenmez. Evde başlar, ailede güçlenir, bireyde kök salar.
Ben yine de yazacağım. Az kişi okusa da yazacağım. Çünkü yazı kalıcıdır. Çünkü düşünce zamana direnir. Çünkü toplumlar izleyerek değil, okuyarak yükselir.
Ve belki de asıl mesele şudur:
Uzman sayımız artıyor olabilir. Ama okur sayımız artmıyorsa, geleceğimiz derinleşmez. Tercih bizim.
Araştırmacı Yazar | İsmail Yaman
E-posta: yazarismailyaman@gmail.com
























