Akşam üstleri ve gece yarıları balkonda oturduğun zamanları hatırladın mı? dedi Halil.
Evet. Huzurlu bir sokaktı. Sokağın diğer ucunda David People Kafe- Bistro vardı. Müzik yasağı saatine kadar güzel müzikler olurdu. Hiç gidip de oturmadım. Zaten müzik bedavaydı. Balkondaydım. Kahvemi de kendim yapıyordum. Didim‘in güzel konumlarından biriydi.
Seni bedavacı seni! dedi Halil.
Ne yapaydım yani! Kulaklarımı mı tıkayaydım. Şehrin nimetleri diyelim! Sakin bir sokaktı. Sokağın bir ucunda kaldığım kahverengi apartman diğer ucunda David People. Az biraz sosyete idim yani. Gerçi konu komşu pek de sosyete değildi ama genelde yaşlı-emekli tip insanlar oldukları için sessizlik hüküm sürüyordu. Ve müzik, tabii. Nadir de olsa cazımsı “slow” müzikler çalındı mı tam sosyete gibiydim yani.
Sen nerelerdeydin, Halil?..
Avrupa’daydım. Hem geziyordum hem araştırma yapıyordum, dedi Halil.
Ne araştırıyorsun?..
Psikolojik şeyler işte. Aslında bazı şebekeleri araştırıyorum. Henüz sonuca varmadığım için o konular hakkında sana bir şey söyleyemem, dedi Halil. Fakat sana söylemem gereken başka şeyler var…
Korkmam gerekiyor mu, Halil?
Korkacağını sanmıyorum… zaten konuya biraz giriş yapmıştım bir-iki yıl önce. Sana bir gün, bir gece şaka yapmıştım, balkonda; hatırlıyor musun?
Evet. Balkonun karanlık tarafında durup, sırıtmıştın. Sonra, alt dairede kalan komşu hakkında kritik yapmıştık… Daha doğrusu; sen bir şeyler demiştin…
Yazı linki: Halilülasyon Günlükleri 31 – Göğün Mezarı Balkonlar – Yazar Portal |
Adı Demet‘ti. Ölmüş, dedi Halil. Altı gün önce ölmüş…
Zaten yaşlıydı. Genç gibi giyinirdi ama. Arada bir apartman girişinde karşılaşırdık. Gözleri bir tuhaftı. Doğrudan bakmazdı bana. Gözlerini kaçırırdı yani. Bir şeyler gizlediğini hissederdim hep. Sonra sonra onun hakkında öğrenmiştim başka şeyler ama neyse… Kalpten mi ölmüş, Halil?..
Tam olarak öyle değil, dedi Halil. Ayakta ölmüş. Cesedin bulunuş şekli de ilginç. Öldüğü gün, sabaha doğru 04.00 suları. Alacakaranlık var yok.
Nasıl yani, ayakta?
Karşıda, kapısında beyaz Tofaş araba olan sarı renkli iki katlı bir ev vardı ya! İlk gören, o evin sahibi Mehmet diye bir emekli. 04.00 sularında görmüş.. gibi ama yaşlı kadını(Demet‘i) hava almak için filan, öylesine sokağa bakıyor zannetmiş, 3-5 saniye bakmış, gidip uyumuş tekrar Mehmet. 06.00 gibi tekrar uyanmış Mehmet. Sokağa tekrar bakınca tekrar görmüş Demet‘i. Bu sefer, pencereye yanaşıp daha dikkatli bakmış… Mehmet’in karısı da uyanmış, mutfak kapısından içeri girmiş. Mehmet, karısına, eliyle gel gel işareti yapmış. İkisi beraber karşıya, Demet‘in balkonuna doğru dikkatlice bakmaya devam etmişler. Dakika dolmadan Mehmet’in karısı, Allah Allah Allah! diye nida etmiş. Ölmüş bu kadın! Ölmüş!
Demet, elleriyle balkon demirlerini tutmuş, başı biraz yukarı çevrilmiş; şeytan girmiş gibi de beyazmış gözleri. Daha ilginci; iki yanağı da şişkinmiş, tıkabasa ağzını doldurmuş gibi… Ayakta ölmüş yani.
Polisin, ambulansın gelmesi beş dakikayı bulmamış. Diğer komşular da yavaş yavaş balkonlara doluşmuşlar…
Sana işin daha da aslını anlatayım, dedi Halil. Önceki yazıda bahsetmiştik: bir akşam, arabasından beyaz bir poşet alıp yan apartmana girmişti. Kapı pencere sürekli kapalı panjurlu giriş katı. Elindeki beyaz naylon poşette 100 tane hap vardı. O zamanın parasıyla hap başı 100 lira. Arabasında en fazla 2 torba olurmuş. Neyse. Sipariş gelince yan apartmana torbayı verirmiş. Alan adam da Altınkum‘da filan, kafelerde dağıtırmış.
Peki ya Halil; yanaklarının şişkinliği neymiş?..
Demet, sabaha doğru balkona çıkmış. Yan apartmandaki dağıtıcıyı polis 5-6 saat önce gözaltına almış. Demet de bunu kriz gelmeden önce, gece yarısından sonra öğrenmiş. Sıranın kendisine geleceğini tabii ki biliyormuş… Yaşadığı korku ile, artık nasıl bir bilinç değişimi yaşadıysa küçük hap poşetlerinin hepsini ağzına doldurmuş. İstemsizce balkona çıkmış… Sonrasını biliyorsun. Kasılıp kalmış. Tuhaf bir ölüm!
Bence tuhaftan da öte korkutucu bir ölüm. Herhalde, kalp, felç filan derken bir iki kriz aynı anda bindirdi kadına. Zaten tuhaf bir kadındı. Ölümü korkutucu fakat gözleri zaten hep tuhaftı. Sanırım satmaktan da ziyade kendi de haplanıyordu.
Üzülmedin mi? dedi Halil.
Hayır. Kedileri hiç sevmezdi zaten.






















