Şiir denildiğinde akla çoğu zaman İstanbul gelir. İstanbul, yüzyıllardır şiirin hem adresi hem de aynası oldu. Adına nice şiirler yazıla gelmiştir. Bu şehir, yalnızca şiirin yazıldığı değil; şiirin bizzat yaşandığı, solunduğu bir mekân olarak anılır. Tarih boyunca şiir İstanbul’un sokaklarında yankılandı, taş duvarlara sindi, Boğaz’ın suyuna karıştı. Şairler geldi, geçti; kelimeler kaldı. Bu yüzden şiir denildiğinde hâlâ ilk akla gelen yer İstanbul’dur. Fakat şiirin yönü her zaman tek taraflı olmadı. İstanbul’un kalbinde doğan şiir rüzgârı, çoğu zaman Anadolu’ya doğru esti. Dili, fikri, duygusu ve estetiğiyle birikmiş ne varsa yollara düşürdü. O rüzgârın taşıdığı tohumlar Anadolu’nun bağrında filizlenmiş, harf harf başağa durmuştur. Oradan aldığı sesleri, acıları, sevinçleri ve insan hikâyelerini yeniden İstanbul’a taşımıştır.
İşte bu kadim döngü, yılın son günlerinde yeniden hayat buldu. İstanbul, Gülhane Şiir Akşamları ile edebî hafızasına yeni bir iz bırakarak şiirle vedalaştı; şiirin Anadolu’yla kurduğu güçlü bağı yeniden hatırlatarak.
Edebiyat, Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği (ESKADER) ile İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü iş birliğiyle düzenlenen Gülhane Şiir Akşamlarının ikincisi, şiir gibi bir mekânda; Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Müze Kütüphanesinde gerçekleşti. Tanpınar’ın zamanı ve mekânı iç içe geçiren dünyasına yakışır biçimde, şiir bu kez hem geçmişle hem de bugünün İstanbul’u ile akrabalığını tazeledi.
TRT spikeri Ayla Demirtaş’ın zarif sunumuyla akan şiir dinletisi, edebiyatseverlerin yoğun ilgisine mazhar oldu. Şiir dinletisine gösterilen bu ilgi, İstanbul’un hâlâ şiire aşık bir şehir olduğunu bir kez daha gösterdi. Salon doluydu; ama asıl doluluk, dinleyicilerin şiirle kurduğu iç bağdaydı. Okunan her şiir, bir coğrafyadan ötekine uzanan görünmez bir köprü kurdu. Mısralar bazen bir taşra sabahını, bazen bir şehir akşamını, kimi zaman da insanın içindeki sessizliği anlattı. Anadolu şiirinin özü, bu çok renklilik içinde İstanbul’un yorgun sokaklarında bulduğu yankıyla kendini yeniden duyurdu.
Türkiye’nin farklı illerinden bir araya gelen şairler, Anadolu şiirinin çok sesli, derin ve sahici ruhunu Gülhane’de bir araya getirdi. Bekir Oğuzbaşaran, Rıdvan Canım, Nuray Alper, Ali Bal, Nilüfer Zontul Aktaş, Mustafa Uçurum, Rana İslam Değirmenci, Yasemin Kuloğlu, Fatma Ören Sümer, Banu Sancak ve Behçet Gülenay, şiirleriyle ve şiire dair söyledikleriyle yalnızca kendi şehirlerini değil; Anadolu’nun çok katmanlı ruhunu İstanbul’a taşıdılar.
Gülhane Şiir Akşamları, İstanbul’da alışılagelenin ötesine geçen bir etki bıraktı. Anadolu’nun şiir sesi, İstanbul merkezli şiirin gürültüsünü bastırmadan ama onunla kurduğu bağ üzerinden konuşarak ilerledi. Kimi şiirler sessizdi, kimi yüksek sesle okundu fakat hepsi İstanbul’un edebî belleğine yeni bir titreşim ekledi. İlk kez İstanbul, yalnızca konuşan değil; dinleyen, dinledikçe dönüşen bir mekâna dönüştü.
Programın gerçekleşmesinde, İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürü Sayın Hüseyin Keskin’in katkıları önemli bir rol oynarken; ESKADER Başkanı Fatma Ersem Yargıcı’nın ev sahipliği şiir gibi ince ve zarif bir atmosferin oluşmasını sağladı. Yönetim Kurulu üyelerinden Dr. Emine Savaş başta olmak üzere Mücahit Kocabaş, Ayşenur Aydemir ve Nigar Aydemir’in titiz ve özverili çalışmaları, bu şiir gecesine gösterilen yoğun ilginin ardındaki görünmez emeği görünür kıldı.
Anadolu’dan gelerek Gülhane’de esen bu şiir rüzgârı, İstanbul’da yalnızca bir etkinlik olarak kalmayacaktır. Kolay unutulmayacak bir etki bıraktı. Anadolu’nun sesini taşıyarak hafızalarda yerini almanın yanında şiirin hâlâ bir araya getiren, dokunan ve düşündüren bir eylem olduğunu bize hatırlattı. İstanbul’un yorgun kalbini ısıttı.
Kalabalıkların gürültüsüyle yorulan İstanbul da bir akşamlığına da olsa şiire yaslandı. Sustu, susanı dinledi ve hatırladı…























