Bazı insanlar vardır; her gün yanımızdan geçerler, aynı otobüse biner, aynı kaldırımlarda yürür, aynı sokaklarda yaşarlar. Onları görürüz ama fark etmeyiz.
Çünkü görmek, bakmaktan farklıdır.
Bir insanın yüzüne bakmak onu görmek değildir. Onun yorgunluğunu, sessizliğini, korkusunu, yalnızlığını ve hayata tutunma çabasını fark edebilmek gerekir.
İşte modern toplumun en büyük çelişkilerinden biri burada başlıyor: İnsan sayımız arttıkça birbirimize olan ilgimiz azalıyor.
Kalabalıkların içinde yalnızlaşıyoruz.
Kimdir görünmez insanlar?
Sabahın erken saatinde sokakları temizleyen işçidir.
Biz henüz uykudayken çöplerimizi toplayan, kışın soğuğunda, yazın kavurucu sıcağında görev yapan kişidir.
Apartmanın merdivenlerini temizleyen kadındır.
Geceleri bir binanın girişinde güvenliği sağlayan görevlidir.
Yaşlı bir insanın evine gidip onun yalnızlığını paylaşan bakım çalışanıdır.
Bir hastane koridorunda saatlerce bekleyen refakatçidir.
Çocuğunun okul masrafını karşılayabilmek için iki ayrı işte çalışan babadır.
Evde herkesin ihtiyacını düşünen ama kendi ihtiyacını en sona bırakan annedir.
Emekli olduktan sonra hayatın kıyısında kalmış insandır.
Engeli nedeniyle toplumsal hayata katılmak için her gün görünmez engelleri aşmak zorunda kalan yurttaştır.
Sokakta yaşayan insandır.
Göç etmiş, yeni bir hayata tutunmaya çalışan kişidir.
Ve bazen bütün bunların ötesinde, yanı başımızda oturan komşumuzdur.
Onların ortak özelliği şudur:
Toplum onların emeğinden yararlanır ama çoğu zaman varlıklarını yalnızca ihtiyaç duyduğunda hatırlar.
Görünmeyen emek
Bir sabah evimizden çıkarken tertemiz bir sokak görürüz.
Çoğumuz yalnızca temiz sokağı görürüz.
Oysa o temizliğin arkasında saatlerce çalışan bir insan vardır.
Bir hastaneye girdiğimizde koridorların düzenli, odaların temiz olduğunu fark ederiz. Fakat bu düzeni sağlayan insanları çoğu zaman dekorun bir parçası gibi görürüz.
Bir restoranda yemek yeriz. Masamız temizdir, servis hızlıdır, mutfak çalışıyordur.
Ama emeğin sahibi çoğu zaman görünmezdir.
Modern hayat bize bir şeyleri hazır sunuyor.
Biz de çoğu zaman o “hazır”lığın arkasındaki insanı unutuyoruz.
Belki de çağımızın en büyük ahlaki problemlerinden biri budur:
Emeği görünür olmaktan çıkarmak.
Bir insanın yaptığı iş küçük olabilir. Fakat hiçbir emek küçük değildir.
Çünkü toplum, büyük görünen işlerden çok; her gün sessizce tekrarlanan küçük emeklerin üzerinde yükselir.
Alkışlananlarla sessizce taşıyanlar
Toplum olarak başarıyı seviyoruz.
Başarılı insanları alkışlıyor, onları görünür kılıyor, hikâyelerini anlatıyor, fotoğraflarını paylaşıyoruz.
Fakat başarının arkasındaki görünmeyen insanları çoğu zaman unutuyoruz.
Bir doktorun başarısını konuşurken onun yıllarca eğitim alabilmesini sağlayan aileyi düşünmüyoruz.
Bir sporcunun kazandığı madalyayı kutlarken onun arkasındaki fedakârlıkları görmüyoruz.
Bir öğrencinin başarısını överken onu yıllarca destekleyen öğretmenin emeğini bazen hatırlamıyoruz.
Oysa hayat tek kişilik bir başarı hikâyesi değildir.
Her başarının arkasında başka insanların sessiz katkıları vardır.
Bazen bir annenin uykusuz gecesi, bazen bir babanın ömrünü tüketen emeği, bazen bir öğretmenin sabrı, bazen bir arkadaşın hiç kimsenin bilmediği desteğidir o başarı.
Fakat görünür olan bir kişidir.
Görünmeyenler ise kalabalıktır.
Sosyal medyada herkes görünür, gerçekte herkes değil
Çağımızın ilginç paradokslarından biri de budur.
Hiç olmadığı kadar görünürüz.
Fotoğraflarımız, düşüncelerimiz, seyahatlerimiz, sofralarımız, başarılarımız ve hatta özel hayatımız bile dijital dünyanın içinde sergileniyor.
Ama aynı zamanda hiç olmadığı kadar görünmeziz.
Çünkü sosyal medya bize insanları tanıdığımızı düşündürüyor.
Oysa çoğu zaman yalnızca insanların gösterdiği kısmı görüyoruz.
Bir fotoğrafın arkasındaki yalnızlığı bilmiyoruz.
Gülümseyen bir yüzün arkasındaki mücadeleyi bilmiyoruz.
Başarılı görünen bir insanın geceleri yaşadığı kaygıyı bilmiyoruz.
“İyiyim” diyen birinin gerçekten iyi olup olmadığını sormuyoruz.
Çünkü çağımızda iletişim arttı ama temas azaldı.
Mesajlaştık.
Paylaştık.
Beğendik.
Yorum yaptık.
Ama birbirimizi dinlemeyi unuttuk.
Asıl mesele yoksulluk değil, yalnızlık
Görünmezlik yalnızca ekonomik bir mesele değildir.
Bazen çok zengin bir insan da görünmezdir.
Kalabalık bir ailenin içinde yaşayan yaşlı bir insan da yalnız olabilir.
Her gün yüzlerce insanla konuşan bir çalışan da kendisini kimsenin anlamadığını düşünebilir.
Bir annenin bütün gün evin içinde olması, onun emeğinin ve duygularının görülmesini garanti etmez.
Bir babanın eve ekmek götürmesi, onun kaygılarının fark edildiği anlamına gelmez.
Bir gencin sürekli arkadaşlarıyla birlikte olması, kendisini yalnız hissetmediği anlamına gelmez.
İnsan yalnızca toplumun dışında bırakıldığında görünmez olmaz.
Bazen toplumun tam ortasında dururken de görünmez hale gelir.
Peki ne yapacağız?
Belki de işe çok basit bir yerden başlamalıyız:
İnsanlara yeniden bakacağız.
Ama bu kez gerçekten bakacağız.
Otobüste yanımızda oturan yaşlı insanı sadece bir yolcu olarak değil, bir hayat hikâyesinin taşıyıcısı olarak göreceğiz.
İş yerindeki temizlik görevlisine yalnızca yaptığı iş üzerinden değil, bir insan olarak yaklaşacağız.
Apartmanın görevlisine selam vereceğiz.
Güvenlik çalışanına teşekkür edeceğiz.
Bir çalışanın emeğini doğal hakkımızmış gibi değil, değerli bir katkı olarak göreceğiz.
Ve en önemlisi, çevremizde sessizleşen insanları fark edeceğiz.
Çünkü bazen bir insana verebileceğimiz en büyük şey para, yardım veya öğüt değildir.
Onu gördüğümüzü hissettirmektir.
Bir toplum, kimi gördüğüyle ölçülür
Bir ülkenin gelişmişliğini yalnızca yolları, binaları, teknolojisi veya ekonomik göstergeleri belirlemez.
Bir toplumun gerçek medeniyet seviyesi, en güçlülerine nasıl davrandığından çok, en görünmezlerine nasıl davrandığıyla anlaşılır.
Çünkü güçlü olanın sesi zaten duyulur.
Asıl mesele, sesi duyulmayanın sesini işitebilmektir.
Asıl mesele, kalabalıkta kaybolanı fark edebilmektir.
Asıl mesele, toplumun kenarında bırakılan insanlara “Sen de bu toplumun bir parçasısın” diyebilmektir.
Belki bugün yanımızdan geçen bir insanın hayatını değiştiremeyiz.
Ama onu fark edebiliriz.
Bir selam verebiliriz.
Bir teşekkür edebiliriz.
Bir kapı tutabiliriz.
Bir sandalyeyi paylaşabiliriz.
Bir telefon açıp “Nasılsın?” diyebilir ve gerçekten cevabını bekleyebiliriz.
Bunlar küçük davranışlar gibi görünebilir.
Ama insanlık çoğu zaman büyük sözlerle değil, küçük dikkatlerle yeniden kurulmuştur.
Çünkü bazı insanlar yardım istemez.
Bazıları yalnızca fark edilmek ister.
Ve belki de hepimizin kendimize sorması gereken soru şudur:
Bugün kaç insanın yanından geçtim ve gerçekten kaçını gördüm?
Toplumun görünmez insanları aslında görünmez değiller.
Biz bakmayı bıraktığımız için görünmez hale geliyorlar.
Oysa bir toplum, birbirini fark ettiği ölçüde toplumdur.
Ve bazen dünyayı değiştirmek, büyük bir şey yapmakla değil;
yanımızdaki insanı nihayet görmekle başlar.
Mehmet GÖKSELLİ
Editör-Yazar-Yayın Kurulu Üyesi-Denetmen















