Gelincik
Gelincikleri seviyorum; bana benzedikleri için değil yalnızca…
Hayata benzedikleri için.
Rüzgârla savruldukları için değil, rüzgâra rağmen var oldukları için.
Özgür görünmelerine rağmen dokunulduğunda hemen solan, koparıldığında boynunu büken o nazlı çiçeği seviyorum.
Bazı çiçekler korunur, kollanır, özenle yetiştirilir. Yerleri bellidir.
Gelincik öyle değildir. Planlanmaz. Davet edilmez.
Bir sabah ansızın çıkar toprağın içinden. Kendi zamanında, kendi kararıyla. Ve bütün kırmızısıyla “buradayım” der.
Onun kırmızısı gösteriş değildir.
Hayatın rengidir.
Toprağın kalbinden yükselen bir nabız gibidir.
Yıllar önce bir yolculukta, otobüs camından dışarı bakarken gördüğüm o uçsuz bucaksız gelincik tarlasını hiç unutmam.
Rüzgâr hafifti. Gökyüzü açıktı. Kırmızı dalga dalga yayılıyordu. O an şunu düşündüm: İnsan da bazen böyle açmalı hayata. Saklanmadan. Çekinmeden. Bütün rengiyle.
Gelincik narindir. Evet.
Ama zayıf değildir.
Koparıldığında ölür. Çünkü kökünden ayrılmıştır.
Toprağından uzaklaştırılan her şey gibi.
Belki de mesele tam burada başlar.
İnsan da kökünden uzaklaştıkça soluyor.
Kendi geçmişini inkâr ettikçe, ait olduğu yeri unuttukça zayıflıyor.
Gelincik bana şunu hatırlatır:
Özgürlük kopmak değildir.
Özgürlük, kök saldığın yerde rüzgârla birlikte salınabilmektir.
Rüzgâr eser.
Ve bazen yapraklarım savrulur.
Hayatın içinden geçen her rüzgâr biraz eksiltir insanı.
Bir dostluk dağılır.
Bir alışkanlık kırılır.
Bir hayal yavaşça uzaklaşır.
Bazen bakarım; içimdeki yapraklar uçuşuyor.
Gençliğin bir parçası gitmiş.
Bir ses azalmış.
Bir sabır incelmiş.
Ama şunu da bilirim:
Rüzgâr yaprağı alabilir.
Ama kökü sökemez.
Kök yerindeyse insan yeniden açar.
Gelincik bunu öğretir bana.
Savrulmayı inkâr etmez.
Eksilmeyi saklamaz.
Ama toprağa tutunmaktan vazgeçmez.
Bazı güzellikler sahip olunmak için değildir.
Gelincik onlardan biridir.
Onu vazoya koyduğunuzda susar.
Ama açık arazide, gökyüzünün altında, rüzgârla konuşur.
Hayat da böyledir.
Sıkıca tutmaya çalıştıkça elimizden kayar.
Kontrol etmeye çalıştıkça eksilir.
Oysa bazen sadece bakmak gerekir.
Uzaktan.
Saygıyla.
Gelincik kısa ömürlüdür. Bunu bilir gibi açar.
Zamanla yarışmaz.
Mevsime kafa tutmaz.
Ama o kısa zamanın içinde bütün rengini gösterir.
İnsan da belki böyle yaşamalı.
Uzunluğu hesaplamadan.
Rengini saklamadan.
Kendi kırmızısını ertelemeden.
Yapraklarım rüzgârda gidiyor olabilir.
Ama köküm hâlâ yerinde.
Ve biliyorum ki kökü olan hiçbir şey sahipsiz değildir.
Hiçbir rüzgâr sonsuz değildir.
Her bahar kırmızı bir tarlaya baktığımda içimden aynı cümle geçiyor:
Hayat, kökünü unutmadan özgür olabilme cesaretidir.
Gelincik ise bunun en sade, en sessiz, en onurlu hâlidir.
Nezahat Göçmen
#GelincikRuhu
#KöküOlanlarSahipsizDeğildir
#ÖzgürlükCesarettir
#NezahatGöçmen2026
#KökSalmak
#HayatınKırmızısı
#RüzgaraRağmen
#OnurluDuruş






















