Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Geleneklere ve Eskiye Özlem


15 Ekim 2011 00:00

Yorum Yapılmamış

 Sivas’ımızın eski mahallelerinin sonbahar mevsiminde yaptıkları kışlık erzak hazırlıkları görülmeye değerdir. Birlik beraberlik ve dayanışmanın sergilendiği en büyük değerlerdir yapılan hazırlıklar.

Bu dönemde komşuluklar daha hareketli, neşeli ve cıvıl cıvıldır. Eskiden komşuluklarımız daha sağlam ve güven vericiydi. Yapılan yardımlaşmalar örnek teşkil ederdi. Bu duruma en çok sevinen çocuklar ve yaşlılar olurdu. Yapılan işler arasında ikramlar çocuk ve yaşlılara yapılırdı.

Genellikle bu mevsimlerde yapılan pancar turşumuz vardır. Pancar turşusu hazırlanırken bir farklı eğlence ve huzur yaşardık. Pancar köklerinden çocuklar araba, kağnı, bebek, gibi oyuncaklar üretir yaratıcılıklarını öne çıkarırdı. Yaratıcılıklarını geliştirirdi. Komşular toplanır hep birlikte pancarı ayıklar yapraklarından dolma yaparlar. Üzerine sarımsaklı yoğurt ve tereyağı dökerler. Saplarından ise turşu yapılırdı. Kimi pezik tursusu kimide dal turşusu der. Yaptığımız turşudan kavurma yapılır ki tadına doyum olmaz. Kökleri ise çocukların en değerli oyuncağı olurdu. Herkesin bir görevi vardı.

Severek zevkle yaparlardı. Kimi turşu için ateş yakar, kazan kurar. Kimi sarımsakları ayıklar, turşu suyunu hazırlar. Kimi çalışanlara çay yemek yapardı. Çocukken bütün bunlar bize zevk verirdi. Pancar kökleri bizim eğlencemiz oyuncağımız olurdu. Pancar kökleri çürüyene kadar oynardık bu yaptığımız kendi ürettiğimiz oyuncaklarla. Biz şimdiki çocuklara göre çok şanslı büyüdük ve çocukluğumuzu çocuk gibi yaşadık.

Günümüzde çocuklar yarış atı gibi beton yığınları arasında tek oyuncakları internet olarak büyüyorlar. O dershane senin bu dershane benim yetmedi özel hocalar. Derken oyun oynamaya zamanları kalmıyor. Bizlerin çocukken oynadıkları oyunlara, geleneklere yabancılar. Bilmiyorlar. Sanki başka bir ülkede yetişmiş, gelmişler gibi. Geçmişimize yabancı çocuklar…

*******************

Turşu işinden sonra erişte yapma hazırlıkları başlar. Erişte yaparken hamur bir gün öncesi yoğrulurdu. Kadınlar bir araya gelir hamuru hazırlayarak yumaklar alınırdı. Sonra geniş bir alana veya bahçeye kilimler serilir. Hamur tahtaları kurulurdu. Bir tarafa ocak ve sac kurulur. Açılan yumaklar burada pişirilirdi. Yufka şeklinde olurdu. Oklava sesleriyle kadınların kahkaha sesleri adeta bir müziği hatırlatırdı. Sırayla komşuların eriştesi yapılırdı. Genç olanlar çalışıp yorulanlara hizmet eder, yufkalık hamur yoğurur yufka, gözleme yaparak çalışanların karnını doyururdu. Çay yapma işi yeni evlenen gelinlere düşerdi. Yeni nişanlanan kızlar kek börek pasta kısır, et veya mercimek badı yaparak marifetlerini sergilerdi.

Daha sonra bulgur kaynatanlar olurdu. Hep birlikte bulgur ayıklanır. Mahalleler arasında dolaşıp bulguru çeken bir amca vardı. Onu bulup getirirlerdi. Adam bulguru çeker biz izlerdik. İnce kalın daha ince, pilavlık, köftelik diye ayrılan bulgurun kepeğini çocuklar alır içine toz şeker katıp yerlerdi. Hatta ağzımıza doldurup birbirimize üflerdik. Ne günlerdi ama… Bulgur ve yarmadan yapılan kavurgaya bayılırdık. Hele bol çedeneli olursa. Kışın soba üstünde küçük saclarda kavururlardı. İçine çedene katıp yerdik. İnsanı baya oyalıyordu. Birde sohbet koyulaşmış ve yanında çay da hazırlanmışsa değmeyin keyfine mahallelilerin. Şimdiki gibi internet, cep telefonu, yüzlerce televizyonda kanalı yoktu. Her gün bir komşuda toplanılıyor herkes bir biriyle sohbetin tadına varıyordu. İnsanlar bir birini daha iyi tanıyordu.

Hatta iyi olmayan kişiler aralarında barınamıyor kendiliğinden taşınıp gidiyordu. Şimdi kimse kimseyi tanımıyor. Komşuluk bağları öylesine güçlüydü ki kimse kimseyi kırmıyor, üzmüyordu. Komşum alınır üzülür diye sevilmeyen, yanlış anlaşılabilecek şeylerden uzak duruluyordu. Bu birlik beraberlikler sadece kışlık erzak hazırlığında değil önemli günlerde de yapılıyordu. Nişan, sünnet, düğün gibi. Bir evde hasta veya cenaze varsa asıl komşuluk o zaman belli oluyordu. Cenaze bir evin değil bütün mahallenindi. Herkes elinden gelen yardımı desteği yapıyordu. Şimdi nerede o günler? Bütün kışlık yiyecekler evlerde hazırlanıyordu, gayet temiz ve titiz davranırlardı yiyecekleri hazırlarken. Bir bereket lezzet vardı. Her şey doğaldı. Bu kadar hormonlu değildi yiyeceklerimiz.

Şimdi ise hazırcı tembel insanlar olduk. Her şey hazır. Yeni yetişen nesil bu adetlere yabancı ve bilmiyor. Komşuluk yardımlaşması, dayanışma birlik ve beraberliğinden habersiz yetiştiriliyor. Herkes birbirinden haberiz yaşayıp gidiyor. Hepimiz apartman dairelerinde hapisteyiz. Adeta geçmişimizi unutup geleceğin, teknolojinin esaretindeyiz. İyi ki o zamanlar çocuktum ve o güzellikleri gördüm. Yaşadım. NEVİN KILIÇ

Okunma Sayısı: 86
Kategori: Nevin KILIÇ
Etiketler:

Yazarın Diğer Yazıları

Renklerin Gözü

Etrafımıza bakıca ne kadar çok renkler görürüz. Bu renkler sadece gözümüzün gördüğü doğanın kendine has...

Soytarı-İspiyoncu ve Yalaka

Soytarı-ispiyoncu ve yalaka kelimeleri ayrı gibi görünse de özünde aynı bence. Sadece isim değişik. Uygulaması,...

Sosyolog Olmak

Severek okuduğum alan. Bana en çok sorulan soru üzerine ve bir sosyolog olarak sosyoloji, sosyolog...

Renklerin Gözü

Etrafımıza bakıca ne kadar çok renkler görürüz. Bu renkler sadece gözümüzün gördüğü doğanın kendine has...

Gazeteciler Günü Kutlu Olsun

Öncelikle gecesini gündüzüne katarak, zor şartlar altında canlarını tehlikeye atarak, görevlerini yapmaya çalışan, doğru haberleri...