Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Eylülün Yalnızlık Senfonisi


30 Eylül 2020 00:00

Yorum Yapılmamış

“Eylülün Yalnızlık Senfonisi”

Eylül İşte! hüznün değişmez adresi… İşte bitti bitecek belli ki acılar sona erecek, belki de acılar zemheri bir kışın karabasanı gibi fırtınalarla, kasırgalarla gelip yüreklere çökecek. Çakacak, yakacak, kavurup atacak… Kim bilir… Eylül bu! acıtır… Ama zamanla acıya da alıştırır ve şimdiki gibi çeker gider… Ömürden alır gider, ardına bile bakmaz, görmez ardında bıraktığı yağmurları, damla damla yanaklarından süzülen…

Eylül, mevsimlerin en güzel demlerinden biridir. Ağustos’un yakıcı sıcağından sonra esen rüzgârı, yaranın üstüne bir nefes üflemek gibi gelir insana. Yazın sıcağından bunalanlar, esen rüzgârın saçlarını okşayıp dağıtmasına aldırış bile etmezler. Eylül demek, yüreğe serpilen bir su gibi içimizi aydınlatan, yüreğimizi serinleten sakinlik ve huzur demektir.

 

Kuşların telaşına bakılırsa, sarı yaprakların düşmesi ile başladı sonbaharın huzuru. Sıcaklar kıyı kentlerinde hala devam ederken, sonbahardan bahsetmek için belki erken ama kısalıyor işte günler. Sabahları biraz daha karanlıkta, biraz daha serin uyanıyoruz. Ağaçlar sessiz gibi dursa da, rüzgârla bir şeyler fısıldaşıp, söyleşiyor dalları. Biz fark etsek de etmesek de yaşamın dengesi ve uyumu her yerde kendini gösteriyor. Doğa kendi içinde yaşamın gizini anlatıp duruyor.
Eylül günleri; yeşilin sarıya, sarının turuncuya hatta kızıla kur yaptığı günlerdir.

 

Eylül günleri; düşen sarı yaprakların ardından gelen hüzün günleridir…
Tıpkı sevdiğinden ayrılan, acısını ve gözyaşlarını yüreğine gömen bir sevgili edasıyla çaresiz düşmesine sessiz kalan dallar. Yaprağın kaderidir düşmek. Düşen ve hışırtılı sesleri ile bir oyana bir bu yana savrulan yapraklar neyi anlatmak ister bilinmez…

 

Sonbaharın ilk göz ağrısı Eylül, sen sen var ya sen; ‘Acılar paylaştıkça azalır’ sözü sanki senin için tam tersi yazılmış.
Her ağaç, yaprak yaprak ağlarken, başından eteklerine kadar inen, sarı bir duvağa bürünmüş gibiydi tabiat.
Ama kâh rüzgâr rahat vermedi; uçurdu, kâh aceleci insanlar üstünden ezerek geçti. Ah be ağaç; senin sarı sarı ağıtlarını toplamaktan usanan çöpçüler çırılçıplak kalmana sevindiler mi ne!
Belki onlar da üzüldüler ama belli etmediler kim bilir…

Birkaç hafta öncesine kadar dalları süsleyen yapraklar, şimdi toprağı süsler. Bu defa renkler daha da sıcaktır. Boy atmış başaklar gibi altın sarısına döner yeryüzü. Yemyeşil ağaçların dallarına nasıl yakışırsa, soyunmuş ağaçların ayakları dibinde de başka bir güzellik sergiler yapraklar. Dekor değişmiş, renkler ısınmıştır. Yine müjde vardır renklerin dilinde. Dün hayatı haber veren yeşilin yerini, bugün sükûn ve istirahati müjdeleyen renkler almıştır.
Sırayla değişir renkler. Değişir ve yeryüzüne iner.
Yorgun çiçekler uykuya yatar. Yerin altında hayat başlar.
Toprak ve içindekiler bir fabrika gibi çalışır aylarca.
Yukarıda ağaçlar uyurken, aşağıda sabahın hazırlıkları sürer.
Gün doğarken her şeyi hazır bulsunlar diye…
Gökyüzü, kuş, yağmur, rüzgâr… İlk aşk, ilk acı, ilk ayrılık… Beyaz zambak ve hüzün…
Dalından kopup avuçlarıma düşen kuru bir yaprağın anımsattıkları olmalı bunlar Eylül…
Az biraz da gözlerde hüzünsün. Hazan mevsiminin sarı, kızıl büyüsün aynı zamanda da çok güçlüsün.

 

Yalnız şimdilerde çok dertlisin biliyorum. Koca bir yıl kökünden beslendiğin ağacının dalından birer birer ayrılmak kolay mı? Hiç kolay değil tabi ki, şu son yaprağın da ruhunu hazana teslim ederken, bastığım her kaldırımda nasıl da yaşam mücadelesi veriyorsun. Ne hazin ki hışır hışır eden sesini içimin derinliklerinde bile işitebiliyorum.
Buruklaşma be Eylül! Bu halinle de güzelsin. Bu gözler, senin yemyeşil halini de iyi bilir, çiçekli halini de. Sararsan da, solsan da yine sevecek kalpler seni.
Ne de olsa Eylül’de unutmak ve unutulmak yoktur değil mi? Olsa olsa hatırlayamamak vardır. Akıl dediğimiz o sandığın içinde biriken ne kadar yaşanmışlık varsa hepsi saklandığı kuytulardan çıkarak ortalığa dökülür…

Eylül’de terk edilmeyen tek şey hatıralardır. Bir Eylül sabahı esen kara yel, aşkı, şiiri, devrimi, çocukluğunuzu, gençlik yıllarınızı, hayal kırıklıklarınızı önüne katıp topladığınız yamalı bohçanızdan çıkarıp tekrar önünüze serer.
Kalkanlarınızı siper edip kaç uyku, kaç saat, kaç acı, kaç hüzün, kaç mutluluk ve kaç huzur tüketirseniz tüketin Eylül’ün tek armağanı duygu, hüzün ve yaşam aynasında gördüğünüz kırışıklıklardan başka bir şey olmayacaktır.
Sen yeter ki tasalanma. Gün olur devran döner, yüzün yine eskisi gibi güler. Unutma Eylül, daha yaşayacaklarımız var. Seninle beraber döküleceğiz sokaklara ve beraber üşüyeceğiz. Ellerimiz ve umutlarımız ceplerimizde iken daha ne kara kışlar atlatıp, rengârenk güller dikeceğiz mis kokulu İlkbaharlara.

 

Hadi hazan utanma! Rahatlatacaksa eğer seni hiç çekinmeden yağdır üzerime biriktirdiğin yağmur bulutlarını. Varsın güneş erken batsın, ömrümüz dakika dakika kısalsın. Yüreğimde öyle bir güneş besliyorum ki sana da yeter bana da. Hüznü, el birliğiyle kış uykusuna yatırmaya ve mutluluğa birlikte uyanmaya ne dersin!
Gençliğimde Eylül sevdiğim her şey gibi çabuk tükenen kurşun kalemlerim, doğrularımın azlığından çok çabuk tükenen silgilerim, beyaz sayfalar üzerine karaladığım uzak düşlerimdi.
Geçti gitti… Tükendi düşlerim. Şimdilerde elimde sadece bana yanan tek bir şey kaldı. Cığaram ve ciğerlerimi yakan dumanı, ömrümü sarı Eylül yaprağı gibi tek tek düşüren.
Aman sende. Boş ver Dünya tükeniyor bir bilinmeze doğru, ben tükenmişim yalnızlığımla ne yazar…
Bakın ne diyor bak; Faruk Nafiz Çamlıbel
“İçlenme tabiattaki yekpare kederden,
Yas tutma dağılmış diye kuşlarla çiçekler.
Onlar dönecektir yine gittikleri yerden,
Onlarla giden günlerimiz dönmeyecekler.”
Tüketmek için bunca acele ettiğiniz takvim yapraklarından, hızla akrepleri zehirleyen yelkovanların telaşından ne kaldı geriye dersiniz?

 

Ne kadar dirensem de çocukluğumun güleç mevsimini alıp götürmüş Eylül.
Yaşamın renginin nisan olduğunu düşünürdüm, “Ölümün ki de benim!” diyor Eylül.
Âh sarı ve uzak yalnızlığım.
Sevgilim. Eylül’üm.
Eylül, gizlenmiştir değil mi? Kalbimi de orada bulur musun? Avucun kime satılmışsa… Bir büyük boşlukla sarmalarsın, Nisan gibi görünür, taptaze. Ama ölüyordur. Bilirsin, çünkü sen de onunla ölüyorsundur. Mevsimlere imanım yok, günler geçiyor, bazıları hep aynı mevsim: Sonbahar. Çiçekleri var, güneşi, meltemleri… Ama sonbahar; özlediğimsin. Özlemek, nasıl bir tesbihse kopup kayboluyor sonsuzlukla…

Eylül, sevgili, senin için kırmızı yanaklı köylü kızlarından elmalar çaldım, üfledim kalbimden, şekerler kardım. Senin için eli öpülesi… Nefesine bile değmez karanlık sokaklarım… Uzaklaşırım, ağrımı sımsıkı göğsüme hapsedip. Eylülüm, kaybolmuş haritam…
Ne zaman son bulacağı belli olmayan bu hayat yolculuğunda, yemyeşil bir yaprak gibi etrafa ışık canlılık saçarken, ışık olur kimilerine mutluluk huzur verir. Kimine rehber olur. Sevgi tohumları eker sevgisiz gönüllere… Dost olur, yaren olur. Kardeş olur kimine, kimine eş, kimine arkadaş olur. Kimine tutunacak bir dal olur…
Ama bir gün kendinden çok şeyin gittiğini fark eder. Bir türlü ne olduğunu anlamadan tıpkı kuru bir yaprak gibi bir o yana bir bu yana savrulup durur dünya denen bu handa.
Hiç ummadığı bir anda acı acı verilen bir sela ile irkilir insan. Hüzün dolu bir sesle sarsılır. Acı bir haber! Ölüm karşısında çaresizliğin haberini verir. Kelimelerin kifayetsiz kaldığı sözün bittiği yer…
“Şüphesiz biz Allah’tan geldik ve şüphesiz dönüşümüz O’nadır.”
Gidenin ardından çaresiz bakakalırız. Gönül gözümüzü açmak için bir çağrı mı hazan mevsimi? Ölümü, yokluğu, çaresizliği çağrıştırması adına… Her güzelliğin bir sonu olduğunu bilip ona göre yaşamalı, kadere rıza göstermeli kısaca…

 

Bir müjdedir sonbahar ” Sonra şükredesiniz diye, sizi ölümünüzden sonra dirilttik.”(2/56) demiştir bizlere ayetinde Rabbim…
Derim ya bazen kendime kızıp ta; “Şair dediğin silgi gibi, her geçen gün, azar azar tükenmemeli. Her yeni mevsimde, gonca gonca bitmeli…”
Şair, yalnızlığını gizleyemez, kelimeleri satırlarda çoğaltır sadece… Yazdıkları kırılgandır, hiç ellemeyin onun yüreğini…
Boş verin siz bu deli dolu yazdıklarıma, her mevsimin bir güzelliği vardır diye avutun yürekleri, şu yalanların Kolordu gibi gezdiği Dünyada. Yaşamaya bakın ve kendinize yarattığınız kırmızı çizgilerinizden vazgeçmeyin. Bu gün giderse yarın geri gelmez. Yarını daha bir güzel yaşamak için geceden düşlerinizi yastığınızın altına koyun. Çünkü şafakta vaktini hiç şaşırmadan gelecek bir Şems var yine. Dudaklarının kenarına astığı gülücükle. Sizi elinizde güzel düşlerle görmek isteyecektir…

 

Rüzgâr___ Bugün olmasa da yarın; önüne katıp götürüyor içinde acı olan her şeyi… Sarı Eylülde dalından ayrılan hazan yaprağı gibi… Her gün… Her gün güneş yeniden bizim için doğuyor… Doğmaya çalışıyor sancılı da olsa. Bu gün doğmadı mı, üzülmeyin yarın doğar. Her batan güneş sabaha yeniden Böyle bir dünyada, artık güzel şeyler duymaya, gülen yüzlere çok ihtiyacımız var…
Yeter ki isteyin, hayat enerjinizi kaybetmeyin ve güzel enerjinizi herkese yansıtın… Acısıyla, tatlısıyla… Hayat yaşamaya değer…
‘YAŞAMAK GÜZELDİR!’ dostlarım…
Bu gün Aşk’la Yaşamak için çok güzel bir gün…
Hangi şehirdesiniz, aramızda ki mesafeler nedir bilmiyorum. Âmâ burası İzmir… Ve sarı Eylül…
Her şey zamanın da güzel toprağın suya ihtiyacı var yağmurlar da yağmalı kar ’da.
Hava fırtınalı da olmalı, durulmalı da…
Ama hava nasıl olursa olsun bizim havamız hep iyi olsun…
Unutmayınız dostlarım, Sevgimiz Kadar Güçlüyüz…
Kalbimizden o yaşama sevinci hiç eksik olmasın…

 

Varsın güneş erken batsın, günler dakika dakika kısalsın. Şu büyülü Eylül ayının uzaktan ısıtan güzel güneşinin tadını çıkartalım. Rüzgârın bazen kaldırımlarda sürükleyip bir araya topladığı, bazen de sokaklarda sürükleyip dağıttığı turuncunun en güzel rengi ile boyanmış yapraklarına bakıp doğanın bize sunduğu ilahi mesajı hissedelim. Sonbahar yapraklarının kuruyan kısmına bakıp turuncusuyla hüzünlensek bile, yaprağının kıyısında kalan yeşiline bakarak yine umutlanalım.

 

Mutlu ve umutlu, acısız, gözyaşsız günler dilerim. Gönül soframdan gönül sofranıza muhabbet olsun… Hayat sevince güzel ve hep birlikte diyelim ki her bir cümleye; bu ülkenin sahipleri yalnızca bu ülkeyi karşılıksız seve bilenlerdir… Sevgi ve muhabbetle

#öskurşun#

Okunma Sayısı: 421

Yazarın Diğer Yazıları

İnsanın Yüzü Ruhunun Aynasıdır

Gün/aydın dostlarım… Yasamak sevmektir diyorsan… Yaşama sevincini yitirme… Kollarını aç ________________ Benim adım SABAH… Sevgiye...

Daha İyi Bir Dünya

Gün/aydın dostlarım… Yasamak sevmektir diyorsan… Yaşama sevincini yitirme… Kollarını aç… ________________ Benim adım SABAH… Sevgiye...

Gitme Vakti

Neleri yaşayacağımızı bilmediğimiz ama en azından neleri geride bıraktığımız bildiğimiz yeni bir güne hoş geldiniz!.....

Bugün Günlerden İzmir!

Gün/aydın dostlarım… Bu gün 9 Eylül___ Bugün günlerden İzmir!___ İzmir’in Kurtuluşu___ Türkiye Cumhuriyetine giden yolun...

Eşrefi Mahlûkat

Gün/aydın dostlarım… Yasamak sevmektir diyorsan… Yaşama sevincini yitirme… Kollarını aç… ________________ Benim adım SABAH… Sevgiye...