\n\n
Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi
Perşembe, Nisan 23, 2026
  • Giriş Yap
  • Ana Sayfa
  • Köşe Yazarları
  • Künye
  • Yayın İlkeleri
  • Yazar Müracaatı
  • Kurumsal
    • Misyon
    • Yayın Grubumuz
    • Logo
    • Reklam Tarifesi
  • Yazar Girişi
  • E-Posta
Sonuç yok
Tüm sonuçları gör
  • Ana Sayfa
  • Köşe Yazarları
  • Künye
  • Yayın İlkeleri
  • Yazar Müracaatı
  • Kurumsal
    • Misyon
    • Yayın Grubumuz
    • Logo
    • Reklam Tarifesi
  • Yazar Girişi
  • E-Posta
Sonuç yok
Tüm sonuçları gör
Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi
Sonuç yok
Tüm sonuçları gör
Anasayfa Eğitim & Kültür

Elinde Telefonla Uyku Arayan İnsanlar

Geceleri sessizlikten kaçıp telefona sarılan bir neslin, uyku değil aslında kendinden kaçışı…

Suat ALTINOK Yazar Suat ALTINOK
23 Nisan 2026
Eğitim & Kültür, Psikoloji, Sağlık, Sosyoloji, Suat ALTINOK
0
Elinde Telefonla Uyku Arayan İnsanlar
400
Paylaşma
5k
Görüntülenme
Facebook'ta PaylaşTwitter'da Paylaş

Gece oluyor. Gün bitmiş, ışıklar kapanmış, bedenin yorulmuş. Her şey olması gerektiği gibi. Ama bir tek şey eksik: uyku. Başını yastığa koyuyorsun, gözlerini kapatıyorsun… Ve hiçbir şey olmuyor. Yani olması gereken olmuyor. Uyku gelmiyor. Tam tersine, sanki birileri içeride ışıkları açıyor. Gün boyunca susturduğun, görmezden geldiğin, “sonra bakarım” dediğin ne varsa sıraya giriyor. Ve o an şunu fark ediyorsun: Sen gün boyu yorgunmuşsun ama zihnin hiç yorulmamış. Sadece susturulmuş.

Şimdi dürüst olalım… Artık çoğumuz direkt uyuyamıyoruz. Eskiden bu kadar zor muydu? Gerçekten merak ediyorum. Yatağa girip, birkaç dakika içinde uykuya dalmak diye bir şey vardı. Şimdi ise bir geçiş süreci yaşıyoruz sanki. Uykuya geçmeden önce bir şeyler yapmak zorundayız. Telefonu elimize almak, bir şey izlemek, bir şey dinlemek… Yani zihni meşgul edecek bir şey bulmak zorundayız. Çünkü boş kaldığımız an, o sessizlik başlıyor. Ve biz o sessizliği kaldıramıyoruz.

Garip bir durum bu aslında. Gün içinde sürekli “biraz kafamı dinleyeyim” diyoruz. Gürültüden, kalabalıktan, insanlardan kaçmak istiyoruz. Ama gece o sessizlik geldiğinde, bu sefer ondan kaçıyoruz. Çünkü gündüz aradığımız sessizlikle gece karşılaştığımız sessizlik aynı şey değil. Gündüzki sessizlik dış dünyaya ait. Geceki ise tamamen içimize. Ve işte mesele tam burada başlıyor.

Zihnimiz artık boş kalmaya alışık değil. Sürekli bir uyarana ihtiyaç duyuyor. Bir şey izlemek, bir şey okumak, bir şey dinlemek… Sanki zihnin durması değil, sürekli çalışması gerekiyor gibi hissediyoruz. Ama burada ince bir şey var. Biz aslında zihnimizi çalıştırmıyoruz. Onu oyalıyoruz. Çünkü gerçekten düşünmeye başlasak, orası biraz karışık. Biraz rahatsız edici. Biraz fazla gerçek.

O yüzden kaçıyoruz. Ama bunu “kaçıyorum” diye yapmıyoruz. “Biraz bakıp uyuyacağım” diyoruz. Masum bir cümle. Ama altı dolu. Çünkü o “biraz” hiçbir zaman biraz olmuyor. Bir video açıyorsun, sonra bir tane daha. Sonra bir reels, bir haber, bir mesaj… Derken zihnin daha da doluyor. Ama ilginç olan şu: O doluluk seni rahatsız etmiyor. Çünkü düşünmüyorsun. Sadece tüketiyorsun.

Ve bu durum bir süre sonra alışkanlığa dönüşüyor. Artık direkt uyumak zor geliyor. Sanki bir hazırlık süreci gerekiyor. Bir şey izlemeden, bir şey dinlemeden uyuyamaz hale geliyoruz. Çünkü doğrudan kendimizle baş başa kalmak zor geliyor. Sessizce gözlerini kapatıp, hiçbir şey yapmadan yatmak… kulağa basit geliyor ama çoğu insan için zor.

Şimdi burada kendimize dürüst bir soru sormamız lazım: Biz gerçekten uyumak mı istiyoruz, yoksa sadece kendimizi kapatmak mı? Çünkü ikisi aynı şey değil. Uyku, zihnin de sustuğu bir durum. Ama bizim yaşadığımız şey çoğu zaman bu değil. Biz sızıyoruz. Yani bedenimiz dayanamayacak noktaya geliyor ve kapanıyor. Zihin ise tam kapanmıyor. O yüzden sabah kalktığımızda “uyudum ama dinlenemedim” diyoruz.

Bu cümleyi kaç kere kurduk, farkında mısın? Ve her seferinde sebebi dışarıda arıyoruz. Yatak mı rahatsız, oda mı sıcak, hava mı ağır… Belki hepsi etkili. Ama asıl mesele içeride. Çünkü dinlenmek sadece fiziksel bir şey değil. Zihnin de durması gerekiyor. Ama bizim zihnimiz durmuyor. Durmayı bilmiyor belki de.

Gün içinde susturduklarımız, gece konuşmaya başlıyor. Bu bir klişe gibi geliyor olabilir ama gerçekten böyle. Çünkü gün içinde o kadar çok şeyle meşgulüz ki, kendimize sıra gelmiyor. Bir mesaj geliyor, ona bakıyorsun. Bir iş çıkıyor, onu hallediyorsun. Bir video açılıyor, ona dalıyorsun. Yani sürekli dışarıdasın. Ama gece… dışarısı kapanıyor. Ve içeri açılıyor.

İşte o an, kaçacak yer kalmıyor. Ve insan en çok o an rahatsız oluyor. Çünkü kendinle kalmak kolay değil. Filtre yok, dikkat dağıtıcı yok, kaçış yok. Olduğun halinle karşı karşıyasın. Ve bu çoğu insana ağır geliyor. O yüzden hemen bir şey buluyoruz. Telefon, müzik, televizyon… Yeter ki o sessizlik olmasın.

Ama şunu da söylemek lazım: Bu sadece bir alışkanlık değil. Bu, yavaş yavaş yerleşen bir düzen. Ve bu düzen, zihni sürekli meşgul olmaya alıştırıyor. Yani mesele sadece “telefonu bırak” meselesi değil. Zihin artık boş kalınca ne yapacağını bilmiyor. Çünkü hiç boş kalmıyor.

Bu noktada “bu bir hastalık mı?” sorusu geliyor akla. Belki teknik olarak bir hastalık değil. Ama sağlıklı da değil. Sadece yaygın. Ve bir şey yaygınlaştıkça, normalleşiyor. Ama normal olması, doğru olduğu anlamına gelmiyor.

Belki de en kritik nokta şu: Biz artık sessizliğe yabancıyız. Sessizlik geldiğinde huzur bulmamız gerekirken, huzursuz oluyoruz. Çünkü sessizlikte kendimizi duyuyoruz. Ve insan, en çok kendinden kaçıyor. Dış dünyadan değil. İç dünyadan.

Şimdi bir an dur ve düşün. Hiçbir şey yapmadan, sadece uzanıp gözlerini kapatmayı dene. Telefon yok, müzik yok, dikkat dağıtacak hiçbir şey yok. Sadece sen varsın. Kaç dakika dayanabiliyorsun? İşte cevap orada.

Biz uyuyamıyoruz çünkü uyumaya çalışmıyoruz. Kendimizi susturmaya çalışıyoruz. Ve bunu sessizlikle değil, gürültüyle yapıyoruz. Ama gürültü sadece üzerini kapatıyor. İçeride olan biteni çözmüyor.

O yüzden ne kadar oyalarsan oyalan, ne kadar ertelersen ertele… gece olduğunda, ışıklar kapandığında, ekran karardığında… herkes yine aynı yere geliyor.

Yastığa.

Ve kendine.

Ve belki de ilk kez o an gerçekten yalnız kalıyor.

Yazar : Suat Altınok

Paylaş
Etiketler: farkındalıkgece düşünmekiçsel huzursuzlukmodern yaşamsuat altınoksuat altınok kimdirSuat Altınok Köşe YazılarıSuat Altınok Sözlerisuat altınok yazılarıtelefon kullanımıtelefonun zararlarıuyku hastalığıuyku sorunuuyuyamama nedenleriuyuyamama sorunuuyuyamamakzihinsel yorgunluk
Önceki Yazı

Avşar’ın Emekçi, Vefakar ve Güzel Ailesi: Mustafa & Ayşegül TOPUZ

Sonraki Yazı

Bir Milletin Çocuklarına Bıraktığı Işık: 23 Nisan

Suat ALTINOK

Suat ALTINOK

Suat Altınok, yazılarında insanın iç dünyasını, vicdan muhasebesini ve bireyin kendiyle yüzleşmesini merkeze alan bir yazardır. Kalemi, yalnızca anlatan değil; okuru düşündüren, sorgulatan ve zihinsel olarak harekete geçiren bir etki oluşturur. Farklı platformlarda ve birçok dijital mecrada köşe yazarlığı yapan Altınok, kültür, sanat ve düşünce eksenli yazılarıyla geniş bir okur kitlesine ulaşmıştır. Yazılarında yüzeyde kalmaz; insanın zihninde iz bırakan, zaman zaman rahatsız eden ama tam da bu yüzden etkili olan sorular sorar. Onun metinleri, okunup geçilen değil, üzerinde durulup tekrar tekrar düşünülen metinlerdir. Tarih ve insan psikolojisini güçlü bir anlatımla birleştiren yazar, romanlarında da aynı derinliği koruyarak okuyucuyu sadece bir hikâyeye değil, karakterlerin iç çatışmalarına ve zihinsel yolculuklarına dahil eder. “Zamanın Gölgesinde – Efes”, “Kayıp Işık: Şems’in Sırrı” ve “Raskolnikov’un Gölgesi: Sonya” eserleriyle kendine özgü bir anlatım dili oluşturmuştur.   Suat Altınok için yazmak, bir şey anlatmaktan çok bir etki bırakmaktır. Okurun zihninde bir soru, bir sorgulama ve bazen de kaçamadığı bir yüzleşme bırakmak… Onun yazarlık anlayışının temelini bu oluşturur.

İlişkili Yazılar

Avşar’ın Yüreği Güzel İnsanları: Teslime &Muhittin TURAN
Genel Eğitim

Avşar’ın Yüreği Güzel İnsanları: Teslime &Muhittin TURAN

23 Nisan 2026
5k
Avşar’ın Emekçi, Vefakar ve Güzel Ailesi: Mustafa & Ayşegül TOPUZ
Genel Eğitim

Avşar’ın Emekçi, Vefakar ve Güzel Ailesi: Mustafa & Ayşegül TOPUZ

22 Nisan 2026
5k
Atatürkçülük: Bir Kimlikten Fazlası, Bir Duruşun Sessiz Gücü
Eğitim & Kültür

Türkiye Artık Eski Türkiye Değil

22 Nisan 2026
5k
Biz Neyi Kaybettik?
Aktüel

Adaletin Yüreği: Karanlık Dosyalara Işık Tutan Cesaret

21 Nisan 2026
5k
Sonraki Yazı
Bir Milletin Çocuklarına Bıraktığı Işık: 23 Nisan

Bir Milletin Çocuklarına Bıraktığı Işık: 23 Nisan

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Köşe Yazarları

Türkiye Deprem Haritası

 

Ayın Sözü

Lütfen Duyarlı Olalım!

de, da vb. bağlaçlar ayrı yazılır.

Cümle bitişinde noktalama yapılır. Boşluk bırakılır, yeni cümleye büyük harfle başlanır.

Dilimiz kadar, edebiyatımıza da özen gösterelim.

Arşiv

Sosyal Medya’da Biz

  • Facebook
  • İnstagram
  • Twitter

Entelektüel Künyemiz!

Online Bilgi İletişim, Sanat ve Medya Hizmetleri, (ICAM | Information, Communication, Art and Media Network) Bilgiağı Yayın Grubu bileşeni YAZAR PORTAL, her gün yenilenen güncel yayınıyla birbirinden değerli köşe yazarlarının özgün makalelerini Türk ve dünya kültür mirasına sunmaktan gurur duyar.

Yazar Portal, günlük, çevrimiçi (interaktif) Köşe Yazarı Gazetesi, basın meslek ilkelerini ve genel yayın etik ilkelerini kabul eder.

Yayın Kurulu

Kent Akademisi Dergisi

Kent Akademisi | Kent Kültürü ve Yönetimi Dergisi
Urban Academy | Journal of Urban Culture and Management

Ayın Kitabı

Yazarımız, Sedayi ALTUN’dan,

“Bir Eğitim Yolcusu” adlı güzel bir eser. Yazarımızın eseri, yine bir yazarımız ve Karadeniz Şairler ve Yazarlar Derneği yönetim kurulu üyemizin sahibi olduğu Ateş Yayınlarından çıkmıştır. Kendilerini kutluyoruz.

Gazetemiz TİGAD Üyesidir

YAZAR PORTAL

JENAS

Journal of Environmental and Natural Search

Yayın Referans Lisansı

Creative Commons License
This work is licensed under a Creative Commons Attribution-NonCommercial-NoDerivatives 4.0 International License.

Bilim & Teknoloji

Eğitim & Kültür

Genel Eğitim

Kişisel Gelişim

Çocuk Gelişimi

Anı & Günce

Spor

Kitap İncelemesi

Film & Sinema Eleştirisi

Gezi Yazısı

Öykü Tefrikaları

Roman Tefrikaları

Röportaj

Medya

Edebiyat & Sanat

Sağlık & Beslenme

Ekonomi & Finans

Siyaset & Politika

Genç Kalemler

Magazin

Şiir

Künye

Köşe Yazarları

Yazar Müracatı

Yazar Girişi

Yazar Olma Dilekçesi

Yayın İlkeleri

Yayın Grubumuz

Misyon

Logo

Reklam Tarifesi

Gizlilik Politikası

İletişim

E-Posta

Üye Ol

BİLGİ, İLETİŞİM, SANAT ve MEDYA HİZMETLERİ YAYIN GRUBU

 INFORMATION, COMMUNICATION, ART and MEDIA PUBLISHING GROUP

© ICAM Publishing

Gazetemiz www.yazarportal.com, (Yazarportal) basın meslek ilkelerine uymaya söz vermiştir.
Yazıların tüm hukuksal hakları yazarlarına aittir. Yazarlarımızın izni olmaksızın, yazılar, hiç bir yerde kaynak gösterilmeksizin kısmen veya tamamen alıntı yapılamaz.

Sonuç yok
Tüm sonuçları gör
  • Ana Sayfa
  • Köşe Yazarları
  • Künye
  • Yayın İlkeleri
  • Yazar Müracaatı
  • Kurumsal
    • Misyon
    • Yayın Grubumuz
    • Logo
    • Reklam Tarifesi
  • Yazar Girişi
  • E-Posta

© 2008 - 2021 Yazar Portal | Türkiye Interaktif Köşe Yazarı Gazetesi

Yeniden Hoşgeldin

Aşağıdan hesabınıza giriş yapın

Şifrenimi unuttun?

Parolanızı alın

Şifrenizi sıfırlamak için lütfen kullanıcı adınızı veya e-posta adresinizi girin.

Giriş yap