Türkiye’nin sosyal güvenlik sisteminde son yılların en hassas konularından biri, kağıt üzerinde boşanıp ölüm aylığı almaya devam eden, ancak boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşayan kişilerin durumudur.
Bu mesele sadece kamu kaynaklarının korunması açısından değil, sosyal güvenlik sistemine duyulan güven açısından da önemlidir.
Çünkü sosyal güvenlik sistemi, gerçekten ihtiyaç sahibi vatandaşların hakkını korumak için vardır.
Hukuki Dayanak Nedir?
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 56. maddesindeki düzenlemeye göre; eşinden boşandığı halde boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesiliyor.
Üstelik 2026 yılında Anayasa Mahkemesi, bu düzenlemenin Anayasa’ya aykırı olmadığına karar verdi.
Yani burada hukuki çerçeve son derece açık:
Boşanmış olmak, tek başına ölüm aylığından yararlanmanın sonsuza kadar devam edeceği anlamına gelmiyor.
Ancak önemli bir ayrıntıyı da özellikle belirtmek gerekiyor:
Bu düzenleme, özellikle boşanılan eski eşle fiilen birlikte yaşama durumuna ilişkindir. Başka bir kişiyle evlilik dışı birlikte yaşamanın hukuki sonucu aynı şekilde değerlendirilmemelidir.
Peki Ya Ödenen Paralar?
Kanunun ilgili hükümlerine göre, şartları taşımadığı halde yapılan ödemeler fazla veya yersiz ödeme kapsamında geri alınabiliyor.
Yani konu yalnızca aylığın kesilmesinden ibaret değil.
Haksız veya yersiz ödeme tespit edildiğinde, mevzuattaki usul ve esaslar çerçevesinde geri tahsil süreci de gündeme geliyor.
Bu nedenle vatandaşın, “Nasıl olsa yıllardır alıyorum, kimse kontrol etmez” düşüncesine kapılmaması gerekiyor.
Yeni Dönem: Daha Etkin Denetim Şart!
Benim önerim, yalnızca ihbar bekleyen bir sistem yerine teknolojiyi kullanan, risk odaklı ve düzenli çalışan bir sosyal güvenlik denetim modelinin kurulmasıdır.
Çünkü devletin görevi sadece ihbar geldiğinde harekete geçmek değil, kamu kaynaklarını koruyacak modern denetim mekanizmalarını geliştirmektir.
Her usulsüz ödeme, kamu bütçesi açısından bir kayıptır.
Daha da önemlisi, sosyal güvenlik sistemine duyulan güvenin zedelenmesine neden olabilir.
İhbar Kanalları: Bilinçli ve Hukuka Uygun Bildirim
Vatandaşların şüpheli durumları yetkili kurumlara bildirmesi mümkündür.
Ancak burada önemli bir noktayı hatırlatmak gerekiyor:
Bir kişi hakkında kesinleşmiş bir usulsüzlük yoksa, sadece şüphe üzerinden kamuoyu önünde suçlayıcı paylaşım yapılmamalıdır.
İhbarlar resmi kanallara yapılmalı ve değerlendirmeyi yetkili kurumlar gerçekleştirmelidir.
ALO 170
Çalışma hayatı ve sosyal güvenlik alanındaki ihbar, şikâyet ve talepler ALO 170 üzerinden iletilebiliyor.
CİMER
Vatandaşlar CİMER üzerinden başvuru yaparak konuyu yetkili makamlara iletebilir.
CİMER’in resmi internet sitesinde, gerekli görülmesi halinde başvuru sahibinin lehine olmak şartıyla kişisel verilerin gizlenerek başvurunun işleme alınabileceği belirtiliyor.
SGK
Şüpheli durumlar Sosyal Güvenlik Kurumu’nun ilgili birimlerine de bildirilebilir.
Fakat vatandaşlarımızdan beklentimiz, kişilerin özel hayatını araştırmak, takip etmek veya kendi başına delil toplamaya çalışmak değil; bildiği somut bilgileri yetkili kurumlara aktarmasıdır.
Yazarın Proje Önerileri
1. “Akıllı Sosyal Güvenlik Denetim Sistemi” Kurulmalı
SGK bünyesinde gelişmiş bir dijital risk analiz sistemi oluşturulmalı.
Sistem; adres, resmi kayıtlar ve mevzuatın izin verdiği diğer veriler arasında olağandışı durumları analiz ederek yüksek riskli dosyaları denetmenlerin önüne getirebilir.
Burada amaç vatandaşın tamamını şüpheli görmek değil, denetim kaynaklarını gerçekten incelenmesi gereken dosyalara yönlendirmek olmalıdır.
2. “Dijital İhbar ve Takip Sistemi” Geliştirilmeli
Vatandaşların resmi kanallar üzerinden kolayca ihbarda bulunabileceği tek bir dijital platform oluşturulabilir.
Vatandaş;
• Olayın yerini,
• Tarihini,
• Bildiği somut bilgileri,
• Varsa hukuka uygun şekilde elde ettiği belgeleri
sisteme aktarabilmeli.
Başvurunun hangi aşamada olduğu da kişisel verilerin korunması gözetilerek takip edilebilmeli.
3. Yapay Zekâ Destekli Risk Analizi Uygulanmalı
Yapay zekâ ve veri analitiği kullanılarak milyonlarca sosyal güvenlik kaydı içerisinden olağandışı örüntüler tespit edilebilir.
Ancak burada çok önemli bir ilke olmalı:
Yapay zekâ karar veren değil, denetmene yardımcı olan araç olmalıdır.
Nihai değerlendirme insan denetimi ve hukuki süreç içerisinde yapılmalıdır.
4. “Kamu Kaynakları Denetim Paneli” Oluşturulmalı
Vatandaşın kişisel bilgilerini açıklamadan;
• Kaç şüpheli dosyanın incelendiği,
• Kaç incelemenin sonuçlandığı,
• Ne kadar fazla veya yersiz ödeme tespit edildiği,
• Ne kadar tahsilat yapıldığı
yıllık raporlarla kamuoyuna açıklanabilir.
Böylece vatandaş, “Devlet bu alanı gerçekten denetliyor mu?” sorusunun cevabını somut verilerle görebilir.
5. “Sosyal Güvenlik Erken Uyarı Projesi” Başlatılmalı
Sistemde hak sahipliği şartlarını etkileyebilecek değişiklikler olduğunda, mevzuata uygun biçimde otomatik kontrol mekanizmaları devreye girmeli.
Amaç vatandaşı cezalandırmak değil, yanlış ödemeyi daha oluşmadan önlemek olmalı.
Yanlış ödeme yapıldıktan sonra para istemek yerine, yanlış ödemenin baştan önlenmesi daha doğru bir kamu yönetimi anlayışıdır.
6. “İhbarcı Hakları ve Kişisel Verileri Koruma Projesi” Hayata Geçirilmeli
Vatandaşın ihbar yapmaktan korkmaması için;
• Kişisel verilerin nasıl işlendiği,
• Hangi durumlarda kimlik bilgilerinin paylaşılabileceği,
• Başvurunun nasıl değerlendirildiği
açık ve anlaşılır biçimde anlatılmalı.
Çünkü güvenli ihbar mekanizması olmadan etkin denetim sistemi kurulamaz.
7. “Haksız Ödeme Geri Kazanım Merkezi” Kurulmalı
Usulsüzlük veya yersiz ödeme tespit edildiğinde, tahsilat süreçleri tek merkezden izlenebilir hale getirilebilir.
Burada amaç kişilerin mal varlığına otomatik olarak el koymak değil; hukukun öngördüğü usuller çerçevesinde kamu alacağının hızlı, şeffaf ve etkin biçimde tahsil edilmesini sağlamak olmalıdır.
Sayın Cumhurbaşkanım, Sayın Bakanlarım…
Türkiye’nin sosyal güvenlik sistemi milyonlarca vatandaşımızın güvencesidir.
Bu nedenle sistemin hem gerçek hak sahiplerini koruması hem de kamu kaynaklarının kötüye kullanılmasını engellemesi gerekiyor.
Benim önerim;
Daha fazla dijital denetim, daha güçlü veri analizi, daha hızlı inceleme, daha şeffaf raporlama ve vatandaşın güvenle bildirim yapabileceği mekanizmaların kurulmasıdır.
CİMER ve ALO 170 gibi mevcut kanallar daha etkin kullanılmalı; SGK’nın denetim kapasitesi teknolojik imkânlarla güçlendirilmelidir.
Ancak bütün bunlar yapılırken vatandaşların özel hayatı, kişisel verileri ve masumiyet karinesi de korunmalıdır.
Çünkü sosyal güvenlikte mücadele sadece usulsüzlüğü yakalamak değildir.
Gerçek hak sahibinin hakkını korumaktır.
Devletin her kuruşu milletin kaynağıdır.
Bu nedenle kamu kaynaklarının korunması hepimizin ortak sorumluluğudur.
Unutmayalım:
Sosyal güvenlik sistemi, gerçekten hak sahibi olan vatandaşın güvencesidir.
Devlet denetlesin, vatandaş bildirsin, hukuk karar versin.
Çünkü adaletin olduğu yerde hem devletin kaynağı hem de gerçek hak sahibinin hakkı korunur.
Araştırmacı Yazar | İsmail Yaman
📧 yazarismailyaman@gmail.com
📞 WhatsApp: 0541 850 78 84
















