En son, Şakir denen bir müdür bir sürü iftiralar düzmüş, mahkemeye koşmuş. Şizofren ilaçlarını aksattığı o 3-4 gün boyunca, artık kafasında ne yaşadıysa, savcı Selahattin’e koşmuş. Duydun mu! demiş; o hoca, bizim Nuri‘nin karısı Gülbeyaz‘a öyle böyle diyormuş. Nasıl der böyle bir şeyi! Selahattin de, Şakirciğim sakin ol; Ankara‘dan da duymuşlar; böyle bir münasebetsizliği, nasıl yapar o hoca böyle bir şeyi, hemen bir iddianame uydur, tutuklat, içeri attır, dediler, ki ben de tam word‘te iddianame hazırlıyordum…
Didim‘den ayrılmak zorunda kaldım. 25 Mart’ı 26 Mart’a bağlayan o gece yarısı, çok karanlık bir vakitte rahatsızlandım. Uzatmadan… Didim acil, Söke, Aydın, İzmir derken uzun bir tedavi süreci başladı.
Meydanı boş bulmuşlar, arkamdan bir sürü iftira düzmüşler, fırsat bu fırsat deyip; yani, çok riskli bir ameliyattan sonra, yoğun bakımlarda yattığım zamanlarda; işleri, yani iftira işlerini daha organize şekilde ileri götürmüşler. Gülbeyaz‘ın kocası Nuri, ki Gülbeyaz‘ı boğarak öldürdüler, ki Gülbeyaz hırsızdı, sinirinden gece uyuyamaz olmuş; bir yandan da korkağın teki zaten. Ne yapsam ne yapsam diye düşünürken, Şakir denen salağı fitillemenin en doğru hamle olduğunu düşünmüş. Haberlerimi de almış çoktan. Didim‘de de değilmişim.
…
Roman taslağımda böyle bir kısım var. Bir dava görülüyor. Hepsi de rezil rüsva oluyorlar. “Bataklık Domuzları” roman taslağını, yoğun bakımdan yarı-yoğum bakıma geçtiğimde de geliştirmeye devam ediyordum. Adımın Abuzer olduğunu söylemiştim. Evet. Kesinleşmişti bu. Benim adım Abuzer, diyordum.
Sonra iyileştim işte. Hatta, kısa bir süre sonra Almanya‘ya bile gittim. Gittim, çünkü rahatsızlanmadan önce Almanya planım vardı; bir iki adım daha atayım diyordum; yarım kalmıştı.
Berlin‘de gezerken Bataklık Domuzları romanının bazı bölümlerinin Berlin‘de geçip geçemeyeceğini düşündüm. Gayet de mantıklı olurdu. Bir biyo-teknoloji şirketi de işin içine, yani romanın içine katılabilirdi. Roman sahnelerinden biri Potsdamer Platz‘da başlardı. Oradaki yüksek yapıların birinde bir şirket; little Pig Bio Tech şirketi. 33. kattan biri şıngır şıngır cam kırıkları ile aşağı düşüyor, betona çakılıyor.
Aaa! Roman olur da aşk olmaz mı! Kim düştü ve ne oldu diye oraya koşuyorum. Gökdelenin ihtişamlı kapısından birinin koşarak çıktığını görüyorum. Aniden durup bana bakıyor; Kom Sofort! diyor. Adının Selen Rothschild olduğunu öğreniyorum sonra…
Tabii, Selen hakkında sizlere malumat veremem fakat Little Pig Bio Tech şirketiyle arasının iyi olmadığını hemen anlıyor olmalısınız.
…
Berlin‘deki bir şirketin Didim ile ne alakası var?.. Çok alakası var… Yani, romanda bu alakayı kuracağız.























