Gelin sizinle birlikte üç resim çizelim…
İlkini hayal edelim:
Tuvalde küçük bir erkek çocuğu ile küçük bir kız çocuğu dudak dudağa öpüşüyor. Bu resim hepimizin hoşuna gider değil mi? Çünkü gözümüzde “masum” bir sevgiyi canlandırmak istedik.
Şimdi bir ikinci resim düşünelim:
Tuvalde bir anne ve üç yaşındaki oğlu dudak dudağa öpüşüyor. Bu resim de hoşumuza gider değil mi?
Çünkü biz “anne şefkati” resmetmek istedik.
Şimdi de üçüncü resmi imgeleyelim:
Bir adam dört yaşındaki kızını dudağından öpüyor.
Ne düşünürsünüz?
Çünkü ilk iki resme gülümseyerek bakarken, üçüncü resimde bir anda huzursuz oluruz.
Bu konuda günümüz çocuk psikologlarından Dr. Charlotte Reznick şöyle diyor:
“Dudaklar kişisel sınırların bir parçasıdır. Çocuğu dudağından öpmek, beden sınırlarının açık olduğu mesajını verebilir. Çocuk bunu taklit edip dışarıda uygunsuz durumlarda tekrarlayabilir.”
Gerçekten de çoğu zaman bir anne küçük oğlunu dudağından öptüğünde kimse ses çıkarmaz. Ama bir baba küçük kızını dudağından öptüğünde hemen eleştiriler başlar. “Uygunsuz” denir, daha ağır sözler söylenir.
Oysa mesele kimin yaptığı değildir. Bazen her iki durumda da farkında olmadan çocuğa yetişkinlere özgü bir yakınlık mesajı verebiliriz.
Sigmund Freud, sevginin ve bedensel hazların aile içinde başladığını söyler. Bebek için dudaklar dünyanın merkezidir; beslenme ve ilk mutluluklar buradan gelir.
Yetişkin tarzı dudak teması, çocuğun zihninde “sevgi en çok böyle gösterilir” diye bir iz bırakabilir.
Günümüz uzmanları ise sevginin dokunmayla güçlendiğini ama sınırların korunması gerektiğini söylüyor bize.
John Bowlby’ye göre çocuk için anne ve baba bir “güvenli liman”dır. Çocuk o limana sığınabilmeli, ama bu liman sevgi kadar saygıyla da korunmalıdır.
Bazı uzmanlar dudak öpücüğünün beden sınırlarını bulanıklaştırabileceğini söyler. Çünkü dudaklar özel bir bölgedir. Buraya yetişkin tarzı temas, çocuğun kendi bedenini ve başkalarının bedenini anlamasını zorlaştırabilir.
Bunu küçük örneklerle düşünelim.
Dört yaşındaki Cemre babasına sarılır, “Seni çok seviyorum babacığım,” der ve dudağından öper. Baba gülümseyerek karşılık verir.
Ertesi gün Cemre kreşte sevdiği arkadaşına aynı şeyi yapmaya kalkar.
Altı yaşındaki Ömer annesiyle yatmadan önce sarılır, dudaktan öpüşür. Anne bunu masum bir sevgi sanır. Ama Ömer okulda sevdiği arkadaşını kucağına çekip aynı şeyi denediğinde arkadaşları rahatsız olur.
Sorun Cemre’nin ya da Ömer’in kötü niyetli olması değildir. Onlar sadece evde öğrendikleri sevgiyi uyguluyorlardır.
Çocuk, anne ve babasıyla yaşadığı bu yakınlığı belleğine şöyle kaydedebilir: “Sevdiğimi böyle sahiplenirim.”
Ve farkında olmadan sınır tanımayan bir sevgi dili öğrenebilir.
Toplum genellikle babaya daha sert tepki verir. Anne ile çocuk arasındaki benzer davranışlar çoğu zaman görmezden gelinebilir.
Oysa asıl önemli olan kimin yaptığı değil, çocuğun yaşı ve temasın niteliğidir.
Üç ile altı yaş arasında çocuk kendi bedenini tanımayı öğrenir. Bu dönemde yetişkin ağzıyla temas bazen zihninde karışıklık oluşturabilir.
Asıl soru şu:
Çocuğumuza hangi sevgiyi öğretiyoruz?
Dudak yerine yanak, alın, burun ya da el öpmek sevgiyi azaltır mı?
Hayır, tam tersine çoğaltır.
İsmiyle seslenmek çocuğu değersizleştirir mi?
Hayır, ona kimlik kazandırır.
Sınır koymak sevgiyi eksiltir mi?
Hayır, güven ve saygı kazandırır.
Çocuğa şunu öğretelim:
Sevgi dudak dudağa olmak zorunda değildir. Sevgi sarılmaktır, birlikte oyun oynamaktır, masal okumaktır.
Göz göze bakıp “seni seviyorum” diyebilmektir.
Aile çocuğun ilk ilişki okuludur. Bugün verdiğimiz mesajlar, yarın kuracağı ilişkilerin temelini oluşturur.
Küçük adımlarımızla büyük yarınlar kurabiliriz.
Sonuç olarak;
Sizlere vermek istediğim mesaj; masum veya masum olmayan bir öpücükten ibaret değildir.
Asıl mesajım: Çocuklarımızın kalbine nasıl bir sevgi dili yazdığımızdır.
Bugün onların yanağına bıraktığımız iz, yarın bir başkasının kalbine nasıl dokunacaklarını belirleyecek.
Sevgi bazen en çok, sınır koyabildiğimiz yerde büyür.
Belki de çocuklarımıza bırakacağımız en güzel miras şudur:
“Sevmeyi bilen ama sınırlarını da koruyabilen bir kalp…”
Ne dersiniz?
Emine Pişiren























