Boşanma Suistimaline Son
Evlilik bir günde kurulmaz. İnsan yıllarını verir, sabreder, emek verir, umut bağlar. Bir yuva dediğimiz şey sadece aynı evde yaşamak değildir; güven demektir, sadakat demektir, çocukların geleceği demektir. Ama bugün Türkiye’de boşanma o kadar kolay bir hale geldi ki, bazen bir öfke anı, bazen bir heves, bazen de basit bir dilekçe; yılların emeğini birkaç haftada yok edebiliyor.
Elbette kimse mutsuz bir evliliğe mahkûm edilmemeli. Şiddet varsa, ağır kusur varsa, tehdit varsa boşanma hakkı sonuna kadar kullanılmalıdır. Buna kimse itiraz edemez.
Ancak sorun başka bir yerde: Boşanma hakkı, bazı kişiler tarafından ciddi bir karar olmaktan çıkarılıp bir silaha dönüştürülüyor. İşte asıl tehlike burada başlıyor.
Bugün boşanma sürecine bakınca şunu görüyoruz: İnsanlar artık evlenirken “yuva kuruyorum” diye değil, sanki “deneyeyim olmazsa ayrılırım” mantığıyla hareket ediyor.
Çünkü boşanma kolay. Çünkü sonuçlar düşünülmüyor. Çünkü sistem bu ciddiyetsizliğe engel olmuyor.
Oysa boşanma dediğiniz şey sadece iki kişinin yollarını ayırması değildir.
Arkasında nafaka var, velayet var, mal paylaşımı var, tazminat var. Daha da önemlisi, arkada çocukların kırılan dünyası var. Bir dilekçe sadece kağıt değildir. Bir dilekçe bazen bir çocuğun hayatında açılan kapanmaz bir yaradır.
Nafaka Meselesi: Koruma mı, Ceza mı?
Nafaka sistemi aslında ihtiyaç sahibini korumak için vardır. Ancak bugün bazı durumlarda nafaka, adaletin dengesi olmaktan çıkıp ömür boyu süren bir yüke dönüşebiliyor.
Süresiz nafaka yüzünden yeni hayat kuramayan, sürekli geçmişe bağlı yaşayan insanlar var.
Bu sistem bazen ihtiyaç sahibini korumak yerine, karşı tarafı cezalandırmaya dönüşüyor.
Çözüm nettir:
Nafaka tamamen kaldırılmasın ama süreli olsun. Kişiyi hayata hazırlasın.
Çalışabilecek durumda olan insan üretime yönlendirilsin.
Gerçek mağdur zaten korunur ama suistimalin önü kesilir. Adalet dediğimiz şey, bir tarafı sonsuza kadar ezmek değil; denge kurmaktır.
Avukatsız Boşanma Olmamalı
Bugün en büyük yanlışlardan biri de avukatsız boşanma davalarının bu kadar kolay açılabilmesidir.
İnsanlar internetten bir örnek indiriyor, birkaç satır yazıyor ve mahkemeye koşuyor. Böyle bir şeyin normalleşmesi bile başlı başına bir çöküştür.
Boşanma basit bir işlem değildir. Evlilik nasıl ciddi bir kararsa, boşanma da aynı ciddiyetle ele alınmalıdır.
Bu nedenle boşanma davalarında avukat zorunlu olmalıdır.
Çünkü avukat sadece dilekçe yazmaz; süreci denetler, hak kaybını önler, tarafı bilinçlendirir, yanlış adımları engeller.
Bugün avukatsız boşanan birçok insan yıllar sonra “ben neye imza atmışım” diye pişman oluyor.
Velayetini kaybeden var, malını kaybeden var, tazminat hakkını bilmeyen var.
Bunlar küçük hatalar değil; bir ömürlük mağduriyettir.
Bu yüzden açık konuşmak gerekir: Her önüne gelen boşanma dilekçesi verememeli.
Bu, özgürlüğe engel değil; ciddiyeti geri getirmektir.
Boşanma Baştan Zor Olmalı ki Evlilik Ciddiye Alınsın
Boşanma kolay olursa evlilik de hafife alınır.
İnsan daha baştan “nasıl olsa çıkarım” diye düşünür. Ama boşanmanın ciddi bir süreç olduğu bilinir, denetim olduğu bilinir, sorumluluk olduğu bilinirse insanlar evlenirken de daha dikkatli olur.
Boşanma süreci baştan denetlenmeli ve aşamalı hale getirilmelidir.
Zorunlu danışmanlık olmalı, zorunlu bilgilendirme olmalı, taraflar “nafaka nedir, velayet nedir, mal paylaşımı nedir” bunları bilmeden boşanma kararı vermemelidir.
Boşanma bir öfke anında verilen dilekçeye sığmamalıdır.
Avukat Ücreti de Ciddiyet Meselesidir
Bazıları bunu yanlış anlayabilir ama gerçek şudur: Avukatlık hizmeti değersizleştikçe boşanma da sıradanlaşır. İnsanlar “iki dilekçe veririm olur biter” sanır.
Böyle bir anlayış aileyi çürütür.
Elbette dar gelirli vatandaş için adli yardım sistemi güçlendirilmelidir.
Devlet gerçek ihtiyaç sahibini korumalıdır.
Ancak genel düzen açısından boşanma, herkesin elini kolunu sallayıp başvuracağı sıradan bir işlem olmamalıdır. Bu süreç hem aileyi hem çocukları hem toplumu ilgilendirir.
Bu yüzden hukuk desteği şarttır.
Bu İşin En Ağır Bedelini Çocuklar Ödüyor
Boşanma yaşayan yetişkinler bir şekilde hayatına devam eder.
Ama çocuklar o kırılmayı unutmaz.
Bir çocuk anne-babasının ayrılığını sadece bir olay olarak yaşamaz; onun dünyası sarsılır, güven duygusu yıkılır, hayata bakışı değişir.
Ve toplum, geleceğini böyle böyle kaybeder.
Bu nedenle boşanma suistimali sadece bireysel bir mesele değildir.
Bu, toplumun geleceğiyle ilgilidir.
Boşanma bir hak olabilir.
Ama bu hakkın bu kadar kolay, bu kadar denetimsiz ve bu kadar savruk kullanılmasına kimse “özgürlük” diyemez.
Çünkü ortada sadece iki yetişkinin kararı yok; ortada parçalanan aileler, travma yaşayan çocuklar ve yıkılan hayatlar var.
Bugün boşanma dilekçesi vermek neredeyse sıradan bir işlem gibi görülüyor.
Oysa boşanma, bir insanın hayatını baştan aşağı değiştiren en ağır kararlardan biridir.
Böyle bir karar, internetten indirilen hazır dilekçelerle, birkaç satırlık öfke cümleleriyle verilmemeli.
Bu yüzden açık konuşuyorum:
Boşanma davalarında avukat şart olmalıdır.
Avukatlık zorunlu hale gelmeli, süreç ciddi bir filtreye bağlanmalıdır.
Herkes kafasına göre boşanma davası açamamalı.
Bu, kimsenin hakkını elinden almak değil; aile kurumunu korumaktır.
Çünkü evlilik hafife alınırsa, toplum da hafife alınır.
Aile zayıflarsa, devletin temeli sarsılır.
Ve adalet, ancak güçlü kurallarla ayakta kalır.
Boşanma suistimaline son vermek istiyorsak, boşanmayı basit bir dilekçe işi olmaktan çıkarmak zorundayız. Aksi halde bugün kolay görünen her ayrılık, yarın büyüyen bir toplumsal çöküşün başlangıcı olacaktır.
Araştırmacı Yazar | İsmail Yaman
📧 yazarismailyaman@gmail.com
☎️ WhatsApp • +90 541 850 78 84
























