İnsanın erdemlerinden biri de “başkası uğruna” kendini feda etmekten çekinmez ve gereğini yerine getirmesidir. Erdemli olmak böyle bir değeri kabullenmektir. Bu kabullenişi gençlerde görmek, bizlere biraz uzak geliyor.
Bu durumda, erdemli davranışlarımızdan biri daha mı toplumsal değerlerden uzaklaşıyor. Bu tür uzaklaşma olayına bir anda gelmiş olamayız. Yeteneksiz ve düşüncesiz kişilerin, toplumdaki üst üste gelen, basiretsizlikten, etkilenmiş olabilirler.
Mahalle kavramını, öncelikle yitirdik. Yalnız ilk zamanlar kavramı maddi ve manevi olarak, ayakta tutmaya, kısmen direndik. Kısmen diyorum, çünkü alışveriş merkezlerine, koştuk. Kimimiz ihtiyaç karşılamak için, kimimiz sıcak ortamda vakit geçirmek için ve görmek için caddelerde değiliz.
Alışveriş merkezleri bir taşla birden çok kuş vurdu, fakat insanımız her defasından ortamdan memnun ayrıldı. Çünkü her defasında koşarak gittiği ortamdı.
Doğanın kurallarına uymamak gibi davranışlardan çekinmedik. Soğuktan korunmak gibi. Yalnız mahalle kültürümüzün direği olan kültürel birlikteliğimizi de bazı erdemler gibi kaybettik.
Kendi ve hatta mahallelinin ürününü satan bakkalı kaybettik. Böylece doğal ürünlerimizden de mahrum kaldık. Alışveriş merkezini GDO’lu ve ilaçlı ürünlerini sorgulamadan aldık. Böylece kendimize harakiri yaptık. Bundan dolayı hastalıklarla boğuşur hâle geldik.
Bakkal sayesinde doğal besine ulaşma şansınızı kaybettik. Doğal meyve, pekmez, bal ve sebzeleri artık bulamaz olduk. Bakkal, düzenin yıkımını yedi, ilgilenenimiz olmadı.
Bu yıl doğal balı ben bile bulamadım…
Kimse kendini feda etmiyor. Özveri yitmiş, dikkat eden kalmamış. Gençlerin fedakârlık yapması artık beklenmez oldu. Yaşantımızda bu durum kabullenildi. İnsanların ellerinden verileri alındı. Verilere göre, yakını yerine yabancılar devreye girdi. Canı cehenneme, kendi düşen ağlamaz, diyerek yoluna devam edebildi.
Yalnız şunu ayırmak gerekir. Görev gereği yaptıklarını, erdemlilik olarak, bir kenara yazacaksın. İşte bu durumu hâlâ koruyoruz. Gerçi korumamız, kendi iyiliğimiz içindir. Tarlalarımıza karşı çakalları besliyoruz ki domuzlardan korunalım. Tarlalarımızı domuzlar talan etmesin.
Yaptığımız eylemler, iç dünyamıza hizmet içindir. Ruhumuzun aydınlıkta rahat etmesine niyettir. Böylece iyilik dünyamızın, ışığı ve ısısından başkaları da yararlanacaktır.
Toplumsal barış sağlanmadıktan sonra, başkası uğruna fedakârlık yapmak, biraz zor görünüyor. Onun için bireylerin toplumda birlik ve beraberli içerisinde olmaları gerekir. Çünkü bu şekilde toplumsal çürümenin önüne geçilmiş olunur. Bunun için bireyler, görevini bilmelidir. İşte burada liyakat başlar. Liyakat sahibi kişiler, ezileni, yok olmaya doğru gideni tutar ve topluma yaralı olmaya devamını sağlar.
Liyakat sahibi kişiler, görev süresince kendini daha iyi hissedecektir. Bu tür insanlar hasta olmazlar. Çünkü bağışıklığı güçlüdür.
Toplumsal problemler çürümeyle başlar. Önü alınmazsa yıkıma kadar gider. Dünyayı getirdikleri bu noktada insanımızın aklını başına alması gerekir. Yoksa yem olma eşiğine geliriz. Bizi kimse de kurtaramaz. Yaşama şansı bulamayız.
Türk insanı başka topraklara kaçmaz. Sığıntı asla yaşayamaz. Vatan onun her şeyidir.
Hasan TANRIVERDİ























