Bazı insanlar vardır; yaşadıkları yerle bütünleşir, toprağın ruhuna karışır, geride yalnızca hatıra değil, bir karakter mirası bırakırlar. Hacı Hamdi GÖNÜL de Avşar Köyü için tam olarak böyle bir isimdi. Onu anlatmak, sadece bir insanı değil; bir dönemi, bir ahlak anlayışını ve köklü bir yaşam biçimini anlatmak demektir.
Hamdi amcamızın kökleri, Avşar’ın kuruluşuna kadar uzanır. Babası Hasan Kiya’nın köyün kurucularından olması, onun hayatına sadece bir soy bağı değil, aynı zamanda bir sorumluluk da yüklemiştir. Bu sorumluluğu ömrü boyunca taşıyan Hacı Hamdi GÖNÜL, köyün sağlam temeller üzerinde varlığını sürdürmesinde büyük pay sahibi olmuştur. Öyle ki, kendisini tarif ederken bile “Hasan Kiya’nın oğlu Hamdi” denmesi, onun bu köklü mirasla ne kadar özdeşleştiğinin en güzel göstergesidir.
Avşar’ın taşında, toprağında, yolunda, hatırasında onun izi vardır. Maddi imkânları yerinde olmasına rağmen, mütevazılığı hiçbir zaman elden bırakmamış; varlığını bir üstünlük değil, paylaşım vesilesi olarak görmüştür. Belki de onu en özel kılan yönlerinden biri buydu: sahip olduklarını kendisi için değil, çevresi için anlamlı kılabilmesi.
Hayatının dönüm noktalarından biri, hiç şüphesiz hac ibadetine yönelmesidir. Hamdi GÖNÜL ve kıymetli eşi Hürü GÖNÜL gerçekleştirdikleri bu kutsal yolculuktan sonra, yaşamlarını daha da derin bir maneviyatla sürdürmüşlerdir. Az konuşan, az yiyen, bedenine ve ruhuna özen gösteren, sade ama derin bir hayat yaşayan bir insana dönüşmüştür. İnce, narin yapısı; dinginliği ve vakarıyla adeta iç dünyasının bir yansımasıydı.
Onun insanlara yaklaşımı ise başlı başına bir ders niteliğindeydi. Kendi tarlasında çalışan işçilerin ihtiyaçlarını gözetir, eksikleri olmasa bile küçük bir ikramla gönüllerini almayı ihmal etmezdi. Çünkü o, gönül kazanmanın büyüklüğünü bilenlerdendi. Bir şekerle kurulan bağın, kimi zaman en büyük servetten daha değerli olduğunu yaşayarak göstermiştir.
Toplum içindeki duruşu, yürüyüşü, konuşması ve ağırbaşlılığı her zaman saygı uyandırmıştır. Saygınlığı, zenginliğinden değil; karakterinden, adaletinden ve insanlara verdiği değerden gelirdi. Bu yönüyle Hacı Hamdi GÖNÜL, sadece bir köy büyüğü değil, aynı zamanda bir ahlak timsaliydi.
Hayat arkadaşı Hacı Hürü GÖNÜL ise bu hikâyenin ayrılmaz bir parçasıdır. Hürü GÖNÜL teyze, pek çok kişinin ifadesiyle “tam bir Osmanlı kadını” zarafetini ve dirayetini taşırdı. Hamdi amcamızın ona duyduğu saygı ve verdiği değer, örnek bir aile yapısının temelini oluşturmuştur. Onun fikrini almadan adım atmaması, aslında bir sevginin ve karşılıklı güvenin en zarif ifadesidir.
Bu kıymetli çift, sadece kendi aileleriyle sınırlı kalmamış; çevre köylerden pek çok insanın hayatına dokunmuştur. Maddi desteklerinin yanı sıra, manevi olarak da insanların yanında olmuş, zor zamanlarda umut, iyi günlerde ise sevinç paylaşmışlardır.
Beş evlat yetiştirmişlerdir: Şerife, Servet, Kadir, Cennet ve Hamit. Yetiştirdikleri çocuklar ve torunlar da bu güzel mirası devam ettirerek Avşar’a katkı sunmaya devam etmektedir. Bu da gösteriyor ki, bir insanın gerçek zenginliği; ardında bıraktığı nesillerin taşıdığı değerlerle ölçülür.
Hacı Hamdi GÖNÜL’ün vefatı dahi, onun hayatındaki huzurun bir yansıması gibiydi. Torunu Hasan GÖNÜL’ün anlattığı üzere, yüzünde adeta huzurlu bir uykuya dalmış bir insanın ifadesi vardı. Bu, tertemiz yaşanmış bir ömrün en sessiz ama en güçlü vedasıydı.
Bugün Hacı Hamdi GÖNÜL ve Hacı Hürü GÖNÜL, sadece birer hatıra değil; Avşar’ın vicdanında yaşayan iki kıymetli değerdir. İsimleri anıldıkça saygı, dualarla birlikte yad edildikçe huzur bırakmaya devam etmektedir.
Allah rahmet eylesin. Mekânları cennet olsun. Onların bıraktığı izler, nesiller boyu silinmeden yaşamaya devam edecektir. Dolayısıyla, buradan siz değerli okurlarımıza sevgi dolu selamlarımı iletirken; sağlık, mutluluk ve huzur dolu yıllar dilerim.
Mehmet GÖKSELLİ
Yardımcı Editör-Yazar-Denetmen















