At kestaneleri bahçeye gölgelikti. Öğrencilerin “gölgesinde mevsimler boyu oturduğumuz,” şarkısındaki banklarda yer kapma yarışı boşuna değildi. Çünkü yakıcı sıcağa rağmen, serin serin oturuluyordu.
Gölgede ders çalışmanın yanında, sohbette ediliyordu. Çünkü can yakıcı sınavların atmosferine girilmişti. Çoğu öğrenciler de olayı abartır ve banktan, kalkmazlardı. Şu sınavlar bitse de iyi kötü, biz de rahat soluklanıp dertleri zevk haline getirebilsek, diyen üç kız öğrenci arkadaş da nihayet, bankta yer kapmışlardı.
Bankların karşılığını, iyi bir not ile kutlayacağız. Fakat bazı yalaka tipler ise, kolaylıkla derslerden geçiyorlar. Gördüğümüz davranış bozukluklarını söylüyoruz. Sözümüzün de arkasındayız, diyorlardı.
Kızlar kafa kafaya verip dedikodu da yapıyorlardı. Derslerini öylesine geçenler, gezip tozma, düşkünlüğünü aileleri nasıl karşılıyordu. Onların büyükleri, demek ki hoş görüde sınır tanımıyorlardı. Bunlar, derslere ilgisiz ve çevreye düşüncesizdiler. Çünkü, bir simit dahi alamayan öğrenci, dikkatli sözler sarf etmeleri gerekmez miydi?
Diğer kız arkadaşı; sınıfı da geçerler, yalakalık böyle bir şey, dedi. Yaşantılarına mal olan davranış şekilleri öyle, değiştiremezsin. Geleneksel baskı olmazsa kim bilir nasıl hareket edeceklerdi.
Yıllar insana çok şeyler öğretirken, kişiliğimiz de gelişiyor. Şahsiyet kazanıyor, hayallerimizi gerçeklerin ışığında kuruyoruz. Dersleri başaracağımıza inanıyoruz. Sınavlar çok iyi geçecektir. Bunun için güçlüklere göğüs germeliyiz. Güçlüklerle de mücadelede acılar da yaşayabiliriz. Bunların çözümü bulunabilir. Yeter ki sağlığımız yerinde olsun. Hayatında anlamı budur. Bakınız arkadaş top oynarken, ayak bileğini kırdı. Kaç ay yattı ve şimdi ancak, değnekle yürüyebiliyor.
Kızlar ders notlarını açıp çalıştılar. Bilemedikleri olaylara çözüm getirdiler. Vicdanen rahat ettikleri anlaşılırdı. Geçenlerin davranışını da dedikodu etmekten geri durmadılar.
Gençliğini yaşamadan ihtiyarladı, dedikleri öğrencinin saçları beyazlamış, ensesinde iki sıra saç kalmıştı. Peşlerinden gelen uzun boylu arkadaş kapıdan geçebilmek için boynu eğrilmişti, diyerek güldüler.
Hiç konuşmayan arkadaşları da sözlerimiz burada kalsın. Arkadaşlar duyarsa üzülmeleri bir yana, ayıp olur. Geçene bakın, nasıl bir dert ki saçların gitmiş ve kel kalmışsın, dedi. Yine sallanarak yürüyen ve şalgam suratlı adama bakar mısınız? Diyerek güldüler.
Kalkalım dediklerinde, sağ kenarda oturan arkadaşın, kafasına kestane düşmez mi? Ay diyerek ayağa fırladı. Üçü de pencereye baktı ve bağırdılar. Ağızlarına geleni söylediler. Başına kestane düşen öğrenci, başıma değnek vurdular zannettim. Beynim yerinden oynadı, dedi.
Penceredekiler özür dileriz, kestaneye uzanamıyoruz ki niçin atalım. Olgunlaşmış ve düşmüştür, dedi. Geçenler geçmiş olsun diyerek gittiler. Arkadaşların diğeri, geçenlere karşı bize yakışmayan, sözlerimize karşılık, olacağı buydu, dedi.
Yanlarına gelen güvenlikçi, kestanelerin olgunlaşmasıyla dökülmeler başladı. Düşenin size isabet etmesi normaldir, dedi. Bankta oturan öğrenciler, ikna olup gittiler.
At kestanesi olayı da böylece tatlıya bağlandı.
Hasan TANRIVERDİ























