Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Arafı İkamet Seçen Kadınlar (II)

VAHA-SAHRA
Marry GRÜNBART

12 Ocak 2021 00:00

Yorum Yapılmamış

Anadolu Kadı(n)ları -II-

Bukle bukle altın sarısı saçları, zümrüt yeşili gözleriyle dünyamı aydınlatan canım kızımda tattığım o duygu. İki yıl sonrasında da simsiyah dalgalı saçları ve öfkeli gözleriyle dünyayı yumruklayacak olan oğlumu almıştım kucağıma. Küçük yaşta evin erkeği rolüne soyunacak olan biricik asi oğlumla sürekli çatışsak da aşkla bağlıydık birbirimize.

Yolculuğumuz uzun ve kasvetliydi! Ya sabır diye diye emekleyecektik. Biz sadece birbirimize sarıldığımızdan emindik. Sıcaklığımız zemheride bile birbirimizi ısıtmaya yetiyordu. Başkaca hiçbir şeyden emin olamasak da yanyanaydık ve nefes alıyorduk. Her yeni gün bizi zulmüyle sınıyor olsa da birbirimize olan bağlılığımız ayakta durmamızı sağlıyordu.

O günlerden bir gün;
Sırat okul dönüşü eve girer girmez iri gözleri ağlamaklı soba kenarını kaptı. Islanmış çoraplarını hızlı bir şekilde çıkarıp bana doğru fırlattı. Eğilip yerden alırken,
– “Nasıl ıslandı ki bunlar, annem ya. Suya mı girdin?“
Ben söylenirken, o iki büklüm başını bacaklarının arasına alıp ağlamaya başladı.
– “Neden ağlıyorsun, cevap versene oğlum?“
İmgeye dönerek,
– “Bir şey mi oldu, konuşsanıza dilinizi mi yuttunuz?“
Üşümüşlüğün etkisiyle burnu ve yanakları kızarmış, hüzne bulaşmış gözlerinin yeşilini benden kaçırarak,
– “Ayakabısı şu çekiyor galiba, altı delinmiş.“
Sıratın yanına çöküp onu kucağıma alıp başını göğsüme basıp buz kesmiş ayaklarını avuçlayıp ısıtmaya çalışırken,
– “Bana neden söylemiyorsun oğlum? İnsan öyle çıkar mı dışarı, kış kıyamet…“
Kucağımdan fırlayıp odadan koridora geçerken kapıyı çarpmadan önce öfkeli ve titreyen sesiyle
– “Söylesem ne olacak, söyle ne olacak! Paran mı var ayakabı alacak.“

Arkasından ben de yerimden kalkıp çorapları banyoya koyduktan sonra orta odaya gidip yanına oturdum sessizce. Sakinleştirmeye çalıştıkça daha çok içerleyip ağlıyordu. İçinde bulunduğumuz çaresizliğin verdiği mahçubiyetin utancını örtmeye çalışarak,
– “Paramız olmasın ne olacak? Söyleseydin bir çaresine bakardım bebeğim.“
– “Çalışıyor musun? Babam da sanki bilmiyorsun!“ Cümlesini bitiremeden hıçkırıklara boğuldu yavrucak.
Varlık içindeki yokluğun dibini bulmuştuk. Acı ile öfke bibirini besleyip içten içe kabarmaya yer bulmuştu körpecik yüreğinde. Küçücük çocuğa yük ettiğimiz nedir, sorumluluk bilinci mi? Farkındalık mı, çaresizlik mi? Canımı en çok acıtan neydi böyle? Yanlış seçimlerim mi? Çare bulamayan acizliğim mi? Kimdim, neydim, anne mi?
Sabaha karşı eve dönen eşim kör kütük sarhoş olurdu Allahın her günü. Konuşacak halde olmadığı gibi sebebsiz yere hır çıkarır döver söver sonra da deliksiz uyurdu. Çocuklar gürültüden uyanıp ağlamaya başladıklarında ise önce koltuk altlarından kavrayıp havaya kaldırır sonra da yataklarının üzerine hızla fırlatırdı.

– “Çocuklarımdan uzak dur! Çocuklarımdan uzak dur!“
Çığlıklarımın karışılığı dayak oluyordu her seferinde. Gücüm yetmiyordu ne kendimi ne de çocuklarımı korumaya. Bütün bu olanlara tahammül ettiğim için iğreniyordum kendimden. Kadınlar zayıf anneler güçlü olurdu oysa… Ne iyi bir anne ne de iyi bir evlat olabilmiştim aslına bakarsanız. Hiçbir şey olamamıştım layıkıyla. Kadınlık neydi sahi?

Ertesi gün eşimi işe yolcularken kapıda eğilip Sırat´ın ayakabılarının ikisini de elime alarak ters çevirdim,
– “Sıratın ayakbıları delinmş su çekiyor. Dün donmuştu çocuğun ayakları. Kimbilir kaç gündür böyle okula gidip geliyor. Korkusundan söyleyememiş.”
– “Okula gitmesin, gitmek zorunda mı?“
– “Daha yeni ilkokula başlamış bir çocuk, okula gitmesin mi?”
–“Gitmesin, çok da *ikimde?”
Dedikten sonra yüzünü ekşiterek merdivenlerden hızla indi. Sağ elini havaya kaldırıp ne haliniz varsa görün der gibi sallayıp gözden kayboldu. İçimde biriken öfke ve küfürlerle arkasında öylece bakakaldım. Ne bekliyordum ki?

Kendimize ait iş yerimiz vardı ve kazancımız gayet iyiydi. Eşim bütün kazancını o bar senin bu bar benim diye gezerek tüketiyordu. Kadın, içki, kumar yok yoktu işte… Sıfırı tüketmeden eve geldiği tek gün yoktu neredeyse.
Oturduğumuz ev babamlara aitti, kira vermiyorduk Allahtan. Elektiriği suyu ödüyorduk bir tek. Gün geldi onu da ödeyemez olduk. Annemlerin diğer kiracılarından aldığım kirayla ödemeye başlamıştım artık faturaları. Gururumu incitse de mecbur bırakılıyordum buna. Eve bakmadığı bir yana çalışmama da izin vermiyor oluşu beni deli ediyordu… Kısır bir döngüydü yaşadıklarım sadece o kadar.

Sorgulamalarımla bir başınaydım, onunla konuşup anlaşmanın hiçbir yolu yoktu.
Komaya sokana kadar bana şiddet uygulamasının izlerini ruhumda ve bedenimde utançla taşıyordum. Yatağa uyumak için uzanmak istediğimde işkence haline dönüşüyordu her hamlem. Hangi yanımı dönsem etim kemiğimden ayrılacakmış gibi acıyordu. Darbe almamış birkaç santimlik kadar yer bile yoktu vücudumda. Başımda koca koca şişlikler, burnum, gözlerim mosmor, kollarımda bacaklarımda ezikler. Daha iyileşemeden bir daha bir daha eziyordu ayaklarının altına alarak. Vurduğu her tekmenin şiddetiyle bir de beton zeminden darbe alıyordum. Ben ayakları altında acıyan yanımı geri çekip yer değiştirdikçe tüm vücudum nasibini alıyordu balyoz misali tekmelerinden. Çığlıklarımı kimse duymuyordu çocuklarımdan başka. Duyanlar da kocasıdır deyip kulak tıkıyordu. Yerde hareketsiz kalıp sesim soluğum kesilince beni kendi halime bırakıp rahatlamış olarak gidip zıbarıp yatıyordu yatağında. Ertesi gün hiçbir şey olmamış gibi ona güler yüzle kahvaltı hazırlamamı bekliyordu. Aksi halde…
Kadına dayatılan bu hayattan nasıl kurtulacaktım? Bitmeyen sorularla beynimin uğradığı izdiham beni çıkmazlara sokuyordu. Gece çığlıklarıma kulak tıkayan komşular sabah olduğunda alaycı bakışlar atıyordu yüzümdeki morlukları görünce. Mutlu ediyordu bu onları ne garip.

Boşanırsam çevre nasıl bakacaktı, ailem de istemiyecekti elbet. Boşanmak kötü bir şeydi. İşkence görmekten de kötü olabilir miydi? Kadın dediğin kahır çekerdi, dayak yemeyeni mi vardı. Hepsi zulme boyun eğdiği kadar kadın olup taktir toplamamış mıydı? Bu coğrafyanın yükü de buydu omuzlayacaktım elbet annemin kızıydım. Babamın en nazlısı, gözünden sakındığı kızı değil miydim? Hep gurur duyduğu kızı olarak kalmalıydım, kalacaktım. Üzemezdim, başını öne eğdiremezdim kimsenin. Çocuklarım da kaderimden nasibini almamış olsaydı katlanmak daha kolay olacaktı elbet. Onları koruyamamak masıl bir vicdan azabıydı? Yaşattığın nasıl bir çaresizlikti Allahım!

Yine kabus dolu bir gecenin sabahında dalıp gitmiştim uzaklara. Aldığım darbelerden acıyan bedenim umurumda değildi aslında. Bu zulm ne zaman bitecekti, düzelecek miydi her şey bir gün?
Sırat eğilip yanağımdan öptü öptü, gözlerimin içine bakarak gülümsedi tatlı tatlı.

– “Anne neden babayla evlendin, bu pis adam bizim babamız olmasaydı keşke.“
Acıyordu gözlerinin içi aslında.
Nasıl bir cevap verebilirdim, uzunca sustum. Bir cevab bulmalıydım. Teselli edecek teselli olacak. Yüreğimize soğuk sular serpecek bir yanı olmalıydı yaşadığımız cehennemin.
Sarılıp oğluma saçlarından öpüp koklayarak, gülümsedim şefkatle acıyarak.
–“O zaman senle ablan olmazdı bebeğim.“
–“Neden, biz sadece senin çocukların olurduk ne güzel işte.“
–“Olmazdı işte…“
–“Tamam o zaman ablamla ben doğduk artık. Babayı dışarı atalım biz bize yaşayalım. Dedemin evi değil mi. Ben simit satarım bakarım senle ablama.“
–“Olmaz, sen okuyacaksın, ablan da. Ben okulu yarıda bıraktım evlendim. Bak gördün mü hiç de iyi bir şey yapmamışım. Sizden başka güzel hiçbir şey hayatımda“, dedim sessizce.
–“Nasıl baba bu ya? Ancak dövsün. Bir ayakabı bile alamıyor, değil mi anne?“
Sarılıp öptüm yanaklarından içime çekip kokusunu sarıldım kemiklerini kırarcasına. Labiretin içine düşmüştük bir kere. Çözüm sunamıyordum hiçbir şekilde çıkış yolunu da bulamıyacak kadar aciz his ediyordum.
–“Kemiklerimi kıracaksın anne“, diyerek gülümsedi.
Kurtulmaya çalışınca kollarımdan, kollarımı gevşettip öptüm alnından oğlumu tekrar tekrar.

Kızım oturduğu yerden bizi seyrediyordu. Gözlerinin içindeki çaresizliğin izlerinde kayboldum bir an. Derin bir iç geçirdikten sonra kucağımı açtım gülümseyerek. Gelip iyice sokuldu o da.
–“Bence de boşan bu pis adamdan anne. Sırat doğru söylüyor. Dedeğil bize bakar.”
Benden cevap alamayınca tekarlardı sorusunu.
–“Bakar değil mi?”
Yapabileceğim tek şey onlara sarılmak ve sevdiğimi his ettirmekten başka bir şey değildi. O an için öyle geliyordu… Anne olmayı öğrenecektim elbet.
O gün gelene dek sıkı sıkıya sarılacaktım yavrularıma.

-GÜNEY Dergisi Temmuz 2017-

Okunma Sayısı: 20
Kategori: Marry GRÜNBART

Yazarın Diğer Yazıları

Arafı İkamet Seçen Kadınlar V

Arafı ikamet seçen kadınlar -Anadolu Kadınları – 5 İş elbiselerimi, gardrop anahtarıyla birlikte teslim ettikten...

Arafı İkamet Seçen Kadınlar (IV)

İçime doğru kazdığım kuyu gittikçe derinleşiyordu. O vakitlerde farkına varamadığım yavaş yavaş ruhumun girdaplarında kaybolduğumdu....

Arafı İkâmet Seçen Kadınlar (III)

Anadolu Kadınları Zaman kavramını yitirmiştim. Güzel olan tek şey hafızamda zerre kadar yer işgal etmiyordu....

Arafı İkamet Seçen Kadınlar (I)

Anadolu Kadı(n)ları -1- Sahi evlat olmak neydi?Öğrencilik hayatımda okulun en en başarılı öğrencileri arasında hatta...

Seranat VII

Yüzümü gül bahçesine çeviren bu gülüş sensin. Yağmur yağmur gözlerim, kirpiklerimin esaretinde tutamadığım damla damla...