Akdeniz’de yaşayanlar bilir; yaz mevsimi takvim yapraklarına bakarak gelmez. Onun kendine özgü bir yürüyüşü vardır. Önce uzaktan görünür, sonra kokusu gelir, ardından sıcak nefesi hissedilir. Günlerden bir gün sabah kapıyı açarsınız ve anlarsınız ki yaz çoktan yola çıkmıştır. Belki henüz gelmemiştir ama eli kulağındadır.
Şu günlerde Akdeniz’in bütün şehirlerinde aynı bekleyiş yaşanıyor. Sokaklarda dolaşan sıcaklık, öğle vakti ağırlaşan hava, denizden gelen tuz kokusu ve ufukta titreşen ışıklar mevsimin habercisi gibi dolaşıyor aramızda. Güneş artık gökyüzünde daha uzun kalıyor. Akşamlar geç kararıyor. İnsanlar farkında olmadan yürüyüşlerini biraz daha uzatıyor, sohbetlerini biraz daha geciktiriyor.
Yazın gelişi, Akdeniz’de yalnızca havanın ısınması değildir. Bu coğrafyada yaz, hayatın ritmini değiştiren görünmez bir el gibidir. Sabah erken saatlerde başlayan telaş, öğle sıcağında yavaşlar; akşam serinliğinde yeniden canlanır. Kentler gün boyunca susar, geceleri konuşur.
Çocukluğumdan beri dikkat ederim; Akdeniz’de yaz önce ağaçlara uğrar. Narenciye bahçeleri başka türlü görünmeye başlar. Yaprakların rengi koyulaşır. Dalların arasında olgunlaşmayı bekleyen meyveler sessizce büyür. Toprak, güneşle yaptığı eski anlaşmayı yeniden hatırlar. Çiftçinin yüzünde ter çoğalır ama umudu da büyür. Çünkü bu topraklarda emek ile güneş yıllardır aynı hikâyenin kahramanlarıdır.
Sonra deniz değişir.
Kışın hırçın ve mesafeli olan sular, yaz yaklaşırken dinginleşir. Mavi daha derin, daha parlak görünür. Sahillerdeki sessizlik yerini insan seslerine bırakır. Kumsallarda ayak izleri çoğalır. Balıkçı tekneleriyle gezi tekneleri aynı ufukta yan yana görünmeye başlar. Deniz, bütün bir kışı geride bırakmış gibi insanları yeniden çağırır.
Akdeniz akşamlarının ayrı bir şiiri vardır. Güneş yavaş yavaş dağların ardına çekilirken gökyüzü kızıl, turuncu ve mora boyanır. O anlarda zamanın biraz yavaşladığını düşünürüm. Çünkü günün bütün yorgunluğu, denizin üzerine düşen ışıklarla birlikte uzaklaşır. İnsanlar balkonlarına çıkar, sahillere iner, çaylar demlenir. Gün boyunca güneşin altında kavrulan şehirler, akşamın serin nefesiyle rahatlar.
Belki de yazı bu kadar sevdiren şey budur.
Bir mevsimden fazlası olması…
Yaz, çocuklar için tatildir; gençler için özgürlüktür; çalışanlar için kısa bir mola, yaşlılar içinse eski hatıraların canlanmasıdır. Herkes yazda kendine ait bir şey bulur. Kimi denizi, kimi gölgeyi, kimi uzun akşam sohbetlerini sever. Ama herkes, güneşin altında biraz daha hafiflediğini hisseder.
Yine de son yıllarda yazın başka bir yüzüyle karşı karşıyayız. Eskisinden daha sıcak günler yaşıyoruz. Yağmurlar azalıyor, kuraklık endişesi büyüyor. Akdeniz’in bereketi kadar kırılganlığını da görmek zorundayız. Çünkü bu güzel coğrafya yalnızca bize ait değil; bizden sonrakilere de emanet.
Belki bu yüzden yazın gelişini izlerken sadece mevsim değişimini değil, doğanın sessiz uyarılarını da dinlemek gerekiyor.
Ama bugünlerde, sabah güneşi perdelerin arasından biraz daha erken sızarken, sokaklarda sıcaklığın ayak sesleri duyulurken, Akdeniz yine bildiğimiz o eski cümleyi fısıldıyor:
Yaz geldi geliyor…
Ve gerçekten de eli kulağında.
Mehmet GÖKSELLİ
Yardımcı Editör-Yazar-Denetmen















