PAZARCILAR MEYDANI
Şerif’in Ali, “sabah derede göçmen kuşları gördüm ve selamladım. İşlerimin rast gitmesini diledim. Pazar meydanında bekledim ve pazarcılara yüklerini taşıdım,” dedi.
Haftada bir gün de olsa Allah bereket versin, bir şeyler oluyordu.
Şerifin Ali, katırla yükte yarışıyordu. Çocukluğundan beri ormanda odun eder, fırıncılara satardı. Uzun boylu fizik yapısı güçlüydü. Başında kalpağını, ayağında botlarını çıkartmazdı. Bazen odunu yola çıkarır ve kamyonete yüklenirdi.
Ali, çocuklar okuyor, şehir insanı öğütüyor. Geçim çok zor, diyordu. Köyde süt, peynir ve tereyağını satıyorum da rahat nefes alıyorum. Anam olmazsa onu da yapamayacağım, dedi.
Ormanımı satıp şehre yerleşecek ve çocukları okutacağım. Yalnız ana ne der diye düşünüyordu. Şerifin Ali, gücünü kullanır ve tezgahların yükünü taşırdı. İşi bittiğinde ise fırınlara odun kırardı.
Ali, pazarda semerini çıkartmazdı. Yükü tezgâha bıraktığında ise parasını alırdı. Çünkü pazarda akşama kalmaz, köyde oduna giderdi.
Ali, pazarcıya parayı verir misin? Gidiyorum dedi. Adam, biraz dolaş, dedi. Ali hemen meydana indi ve orada bekleyenleri tezgâha gönderdi. En az on kişi adama geldiler. Adamın boğazından tutup kaldırdılar. Kenara bıraktılar, adam ah ve oh çekerek geçiştireceğini zannetti.
Kafasına değneği yiyince uzandı. Bir kova suyu başına döküp ayılttılar ve parayı aldılar. Bir daha, hilekârlık yaparsan bu pazarı göremezsin, dediler.
Ali, iki pirinç çuvalını rahatlıkla taşıyordu. Ona göre yükün önemi yoktu. Fakat karşılaştığı insanlar ona pazarcılığı da bıraktırıyordu. Yanında köpeğiyle geziyordu. Köpeğini herkes sever, fakat kötü niyetlileri yanına yaklaştırmazdı.
Şerifin Ali, şehre taşınma hazırlığı yapıyordu. Bir de iş buldum mu? Bundan iyisi can sağlığı, derdi. İş için fırıncıya gitti. Fırıncıya derdini anlattı. Fırıncı birlikte, vilayete gidecekleri günü karar ettiler.
Şerifin Ali, şehirde fırında çalışmaya başladı. Yalnız fırıncı seni belediyeye aldıralım, dedi. Ali çok memnun olacağını söyledi. Ali anasını da getirdi ve köyü komşusuna emaneten bıraktı.
Zaman göz açıp kapayacak kadar çabuk geçti. İkizlerin ikisi de tıp fakültesini kazandı. Oğlu ve kızı doktor olacaktı. Ali anasına sarılıp ağlıyordu. Ormanda günü geçen Ali’nin çocukları doktor olacak dedi. Fırıncı Ali’yi çağırdı. Onu tebrik etti. Çocukların başarısı hepimizi gururlandırdı. Yalnız böyle kuru kuru gurur olmaz, dedi.
Fırıncı, Aliye onların tüm masraflarını üsleniyorum. Hiçbir yere ücret ödemeyecekler, dedi. Ayrıca üst makamlara bildireceğim ve çocuklara maaş bağlatacağım, dedi.
Ali ne diyeceğini şaşırdı ve göz yaşlarını tutamadı.
Hasan TANRIVERDİ















