Bazen bir olay biter ama zihnimizde bitmez.
Söylenemeyen bir cümle, cevabı gelmeyen bir mesaj, nedenini tam olarak öğrenemediğimiz bir ayrılık ya da sonucu belirsiz kalan bir mesele… Aradan zaman geçse bile zihnimiz zaman zaman aynı yere döner.
“Acaba neden böyle oldu?”
“Şunu söyleseydim farklı olur muydu?”
“Aslında ne demek istedi?”
İlginç olan şu: Bazen bizi meşgul eden şey yaşanan olayın büyüklüğü değil, tamamlanmamış olmasıdır.
Çünkü insan zihni belirsizliği pek sevmez.
Yarım kalan neden akılda kalır?
Psikolojide “Zeigarnik etkisi” olarak bilinen bir olgu vardır. Basitçe ifade etmek gerekirse, tamamlanmamış işler ve kesintiye uğrayan süreçler zihnimizde tamamlananlara göre daha erişilebilir kalabilir.
Günlük hayatta bunun izlerini görmek mümkün.
Tamamladığımız bir işin ardından rahatlayabilirken yarım bıraktığımız bir işi gün boyunca hatırlayabiliriz. Sonuca bağlanmış bir konuşmayı geride bırakmak daha kolayken, cevapsız kalan bir konuşma zihnimizde tekrar tekrar canlanabilir.
Zihin adeta açık kalan dosyayı kapatmak ister.
Fakat insan ilişkilerinde her dosyanın sonunda açıklayıcı bir son sayfa bulunmuyor.
En çok cevabı olmayan sorular yoruyor
Bir ilişkinin neden değiştiğini hiçbir zaman tam olarak öğrenemeyebiliriz.
Bir insanın neden öyle davrandığını anlamayabiliriz.
Beklediğimiz özür gelmeyebilir.
Yıllar önce verdiğimiz bir kararın diğer seçeneğinde hayatımızın nasıl olacağını hiçbir zaman bilemeyebiliriz.
Tam da burada zihin boşlukları doldurmaya başlar.
Senaryolar üretir, eski konuşmaları yeniden değerlendirir, ayrıntılara başka anlamlar yükler.
Bazen buna “çözüm aramak” diyoruz.
Oysa her düşünme biçimi çözüm üretmez.
Aynı soruyu defalarca düşünmek, bizi cevaba yaklaştırmıyorsa artık bir çözüm arayışından çok zihinsel bir döngünün içinde olabiliriz.
Kapanış her zaman karşı taraftan gelmez
Özellikle ilişkilerde kapanışı çoğu zaman başka birinden bekliyoruz.
Bir açıklama yaparsa…
Nedenini söylerse…
Özür dilerse…
Son kez konuşabilirsek…
O zaman içimizin rahatlayacağını düşünüyoruz.
Bazen gerçekten de bir konuşma çok şeyi yerine oturtabilir. Ancak kendi huzurumuzu yalnızca başka bir insanın vereceği cevaba bağladığımızda zor bir yerde kalırız.
Çünkü o cevap hiç gelmeyebilir.
Daha önemlisi, gelse bile beklediğimiz rahatlamayı sağlamayabilir.
Bazen yeni bir cevap, beraberinde üç yeni soru getirir.
Bu nedenle kapanış her zaman bütün sorularımızın cevaplanması değildir.
Bazen cevabı olmayan bir soruyla yaşamayı kabul edebilmektir.
Her hikâyenin sonunu bilmek zorunda değiliz
Belirsizliği kabul etmek kolay değil. Zihin kesinlik ister; hayat ise bunu her zaman sunmaz.
Belki de farkındalık tam burada başlıyor.
“Bunun cevabını gerçekten bulabilir miyim?” diye kendimize sorabilmekte.
Bulabileceğimiz bir cevap varsa aramak, konuşmak, anlamaya çalışmak değerli.
Ama cevap artık bizim kontrolümüzde değilse, aynı kapıyı zihnimizde tekrar tekrar çalmanın bize ne yaptığını da fark etmek gerekiyor.
Çünkü geçmişi anlamaya çalışmakla geçmişin içinde yaşamaya devam etmek arasında ince bir çizgi var.
Hayatımızdaki bazı hikâyeler noktayla bitmez.
Bazıları üç noktayla kalır.
Ve belki olgunlaşmanın zor taraflarından biri de budur:
Her yarım kalan hikâyeyi tamamlamak değil, bazılarını yarım haliyle geride bırakabilmek.
Çünkü bazen kapanması gereken hikâye değil, zihnimizde hâlâ açık tuttuğumuz dosyadır.
Seda Arpacı
Kişisel Gelişim Uzmanı














