İKİ HÖRGÜÇLÜ DEVELER
İki hörgüçlü develer ağır adımlarla yaklaştılar. Hörgüçler dağın tepeleri gibiydi. Onlara baktıkça heyecanlandık. Kalp atışlarımız hızlandı. İçim içime sığmadı. Çöldeki tepenin eşi develer.
İyice yaklaştılar, sahiplerinin tek kelimelik komutuyla, dizlerinin üzerine çöktüler. Koca deve önümüzde adeta küçüldü. Çenesinden köpüklü sıvı sızıyordu. Sahibinin tek sözüne baş eğmiş ve devamını bekliyordu.
Heyecanım tavan yaparken, deve de sırtına binmenin hesabını yapıyordu. Deveye sormak isterdim, ayrı dünyanın canlıları mıyız? Sevgimizi seninle paylaşmayı arzu ediyorum. Deveye baktığımda kendimi, paslı bir aynadaki gibi görüyorum. Anlaşıp onunla kaynaşmayı düşünüyorum. Ona karşı hislerim yapmacık değil. Fakat devenin bakışları, donuk ve sabit. Her türlü zorluğa boyun eğmişçesine.
İlk defa koca hayvanın bağırma sesini duyuyorum. Beni tanıyacak ve havaya kalkacağım.
Rehberimiz iki hörgüç arasına oturacaksınız. Ellerinizi tutacaklara sağlam bir şekilde kavrayın. Hayvan kalkarken sallanır ve düşme şansınız artar. Onun için korkmayın, heyecanınızı yenmelisiniz. Kuşlar nağmelerle yanımızdan geçtiler. Hepsi de aynı nağmeyle cıvıldaşıyordu. Kuşların davranışı ve sesleri içimize sevgi olarak yansıdı.
Hava gittikçe ısınıyordu. Dağın esintisi serinlik sağlarken, bizi toza boğdu. Gözümü açamadım. Sırtımda yağmurluğum olmasaydı, çölün kumu derimize işleyecekti.
Devenin sırtından her yana el sallıyoruz. Korkudan arınsak, daha serbest davranacağız ama bir türlü olmuyor. Rahat soluk alamıyoruz. Rüzgârın da dengesizliği, bizi iyice sarstı.
Kulağımızda bir uğultu, dişlerimiz de bir gıcırtı. Gözümüzün önünde sis perdesi. Güneşin ışınlarından habersiziz.
İki hörgüç arasında, dağ başındaki gibi sallanıyoruz. Rüzgâr biraz daha seyreltik esse, gözümüz ışıldayacak.
Devenin sakin adımlarıyla hayalimdeki vahaya vardık. İçten gelen bir sevgiyle vahanın yeşilliğine kendimi kaptırdım. Gökyüzünde gülümseyen yıldızlar, güzelliğiyle gönlüme düştü. Rüyada yaşamak isterdim. Gözümü açmamla kapamam bir oldu. Çünkü rüyama devam etmenin peşindeyim.
Vahanın suyundan içmeyi düşündüm. Fakat deve gözümün önüne geldi. Suyun yanına inmek ne mümkün. Niçin devenin sırtındaydım. Yaşadığım korkuya değer miydi? Suya mı atlasam veya vahayı mı izlesem yararıma olurdu.
Korku sarmalına rağmen, heyecanlanmamaya çalışıp yere inmeyi aklımdan geçirdim. Koca hayvanla nasıl bir sözleşmem vardı.
Devenin hörgücüne gelen sesler arsında biri tanıdık geldi. O sesi nereden bilebilirdim.
Adımlar yavaşladı ve piramitler karşımıza dikildi. Bir iki kavis çizerek sona geldik. Devenin sahibi tek kelimeyle bir komut daha verdi. Deve yine yavaşça çöktü. Hemen indik, ayağım toprağa değdi. Yüzüm güldü. Korku kalmadı gibi davrandım. Teşekkür ettim.
Deve kalkmadı, yeni taşıyacağı kişiyi beklemeye koyuldu. Sahibinin sesiyle kalktı ve yürüdü.
Heyecanla rehberimizin bayrak sallamasıyla, yaklaştık.
Piramit içine, girmemiz için gayret ettiyse de başarılı olamadı.
Hasan TANRIVERDİ














