Alihan Kuriş liderliğindeki Süleymancılar yapılanmasına yönelik yürütülen operasyon kapsamında, kamuoyuna yansıyan bilgilere göre aralarında Alihan Kuriş’in de bulunduğu 32 şüpheli tutuklandı.
Bu operasyonun ardından ortaya çıkan ekonomik tablo, yalnızca birkaç şirketin, birkaç kişinin ya da birkaç dosyanın hikâyesi olarak görülmemeli.
Benim açımdan asıl mesele çok daha büyük.
Çünkü ortada milyarlarca liralık ekonomik güçten, şirketlerden, vakıflardan, derneklerden ve dini yapılarla kurulan ticari ilişkilerden söz ediliyorsa insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:
Bu kadar büyük ekonomik yapılar nasıl oluştu?
Ve daha önemlisi:
Milyarlar nasıl büyüdü?
İşte devletin burada devreye girmesi gerekiyor.
Ben devletin, vatandaşın parasının ve ülkenin ekonomik düzeninin korunması konusunda attığı kararlı adımları önemli buluyorum.
Son dönemde mali soruşturmaların daha ciddi biçimde ele alınması, devletin “Kim olursa olsun hukuk önünde hesap verir.” anlayışını ortaya koyması açısından değerlidir.
Çünkü devlet dediğimiz yapı, güçlü olduğunu yalnızca sözle değil, denetim mekanizmalarını etkin biçimde çalıştırarak göstermelidir.
Mesele Cemaat Değil
Öncelikle bir yanlış anlaşılmanın önüne geçelim.
Burada mesele cemaat düşmanlığı değildir.
Dini inancı olan insanların, ibadet edenlerin veya herhangi bir dini topluluğun hedef alınması doğru değildir.
Ancak dini kimlik, ekonomik faaliyetlerin denetlenmesine engel olabilir mi?
Bence olamaz.
Vatandaşlardan bağış, zekât, fitre, burs veya kurban amacıyla para toplanıyorsa, o paranın nereye gittiğini sormak kimsenin inancına müdahale etmek değildir.
Tam tersine, vatandaşın hakkını ve kamu yararını korumaktır.
Temiz çalışan, insanlara gerçekten hizmet eden dini yapıların da en büyük güvencesi şeffaflıktır.
Çünkü hesap verebilirlik, güvenin temelidir.
Devletin Kararlılığı Önemli
Burada iktidarın mali yapıların üzerine gitme konusunda gösterdiği kararlılığı özellikle vurgulamak istiyorum.
Devlet, yıllardır kamuoyunda tartışılan ekonomik ilişkilerin üzerine gitmeli, para hareketlerini incelemeli ve şüpheli gördüğü noktaları araştırmalıdır.
Bunun siyasi tarafı bir yana, devlet açısından bakıldığında bu durum bir zorunluluktur.
MASAK inceleyecek.
Savcılık araştıracak.
Gerekirse emniyet soruşturacak.
Mahkeme delillere bakacak.
Sonuçta suçun sabit görülmesi hâlinde gerekli hukuki yaptırım uygulanacak; suçsuz olduğu ortaya çıkan kişi veya kuruluşlar ise aklanacaktır.
İşte hukuk devleti budur.
Ben devletin bu mekanizmaları işletmesini destekliyorum.
Çünkü devlet denetlemiyorsa, yarın çok daha büyük sorunlarla karşı karşıya kalabiliriz.
Tek Kasadan Çıkan Rakamlar Düşündürücü
Son operasyon kapsamında kamuoyuna yansıyan rakamlar ise meselenin boyutunu daha da düşündürücü hâle getiriyor.
Operasyonla ilgili haberlerde, tek bir kasada yapılan aramada 206 adet külçe altın, yaklaşık 200 kilogram altın, 358 bin 100 ABD doları ve 102 bin 300 avro bulunduğu öne sürüldü.
Kamuoyuna yansıyan hesaplamalara göre 206 külçe altının değerinin yaklaşık 1 milyar 381 milyon TL, 358 bin 100 ABD dolarının yaklaşık 17 milyon 127 bin TL, 102 bin 300 avronun ise yaklaşık 5 milyon 655 bin TL olduğu belirtildi.
Bu rakamlar üzerinden hesaplandığında yalnızca söz konusu kalemlerin toplamı yaklaşık 1 milyar 403 milyon TL seviyesine ulaşıyor.
Şimdi insan ister istemez soruyor:
Tek bir kasada bulunduğu bildirilen bu servetin kaynağı nedir?
Elbette burada kesin hüküm vermek doğru değildir.
Bu varlıkların kaynağının ne olduğu, nasıl elde edildiği ve herhangi bir suçla bağlantısının bulunup bulunmadığı soruşturma ve yargı süreci sonucunda ortaya çıkacaktır.
Ancak böylesine büyük rakamların mutlaka ayrıntılı biçimde araştırılması gerektiğini düşünüyorum.
Bu kapsamlı operasyonlar nedeniyle görev yapan adli ve kolluk makamlarının çalışmalarının hukuk çerçevesinde sürdürülmesini önemli buluyorum.
Soruşturmaların sonucunda gerçek neyse ortaya çıkmalıdır.
Peki Milyarlar Nereden Geldi?
Şimdi gelelim herkesin merak ettiği asıl noktaya.
Bir şirket kısa sürede nasıl büyüdü?
Bir yapı nasıl milyarlarca liralık ekonomik güce ulaştı?
Gayrimenkuller nasıl alındı?
Şirketler arasındaki para trafiğinin amacı neydi?
Bağış olarak toplanan paralar nerelere harcandı?
Vergiler ödendi mi?
Yurt dışına aktarılan para varsa kaynağı neydi?
Bunlar sorulması gereken sorulardır.
Bu soruları sormak kimseyi suçlu ilan etmek değildir.
Tam tersine, gerçeğin ortaya çıkmasını istemektir.
Benim derdim de tam olarak budur.
Kimse peşinen suçlu ilan edilmesin.
Ama kimse de “Benim arkamda şu yapı var, benim kimliğim şu, bana dokunulamaz.” diyemesin.
Temiz Olan Neden Korksun?
Bazen denetimden söz edildiğinde hemen “Bütün cemaatler hedef alınıyor.” deniliyor.
Hayır.
Bütün cemaatler aynı değildir.
Bütün vakıflar aynı değildir.
Bütün şirketler aynı değildir.
İçinde dürüstçe çalışan, insanlara yardım eden, eğitim faaliyetleri yürüten ve toplum yararına hizmet eden yapılar elbette vardır.
Ancak bir yapının temiz olup olmadığını belirleyecek olan şey sloganlar değil, şeffaflık, denetim ve hesap verebilirliktir.
Devlet herkese aynı mesafede durmalıdır.
Bir yapı hakkında ciddi bir şüphe varsa araştırmalıdır.
Bir şirket hakkında şüphe varsa incelemelidir.
Bir vakıfta usulsüzlük iddiası varsa belgelerine bakmalıdır.
Ama sonuçta karar söylentiyle değil, delille verilmelidir.
Güçlü Devlet Böyle Olur
Güçlü devlet, yalnızca operasyon yapan devlet değildir.
Güçlü devlet; vatandaşının hakkını koruyan, büyük para hareketlerini takip eden, gerektiğinde şirketleri ve ekonomik yapıları denetleyen, suçlu ile suçsuzu birbirinden ayırabilen devlettir.
Bu nedenle devletin mali denetim konusunda attığı adımları önemsiyorum.
İktidarın bu konuda geri adım atmaması ve soruşturmaların hukuk çerçevesinde ilerlemesine imkân vermesi, devlet otoritesinin korunması açısından önemlidir.
Fakat burada çok önemli bir çizgi var:
Devlet güçlü olacak ama hukuk daha güçlü olacak.
Çünkü adalet duygusu zedelenirse, en kapsamlı soruşturmanın bile toplumdaki karşılığı tartışmalı hâle gelir.
Artık Söz Değil, Belge Zamanı
Türkiye artık söylentiler üzerinden tartışmaktan yoruldu.
Birileri bir şey söylüyor.
Başka biri başka bir iddia ortaya atıyor.
Sosyal medya birbirine giriyor.
Oysa benim istediğim çok daha basit:
Belge ortaya konsun.
Para nereden geldi?
Nereye gitti?
Kim kazandı?
Kim kaybetti?
Vergi ödendi mi?
Şirketler arasındaki ilişkiler nasıl oluştu?
Vakıflar ve dernekler üzerinden toplanan kaynaklar nerelerde kullanıldı?
Bunların cevabını hukuk versin.
Böylece hem vatandaş rahatlasın hem de suçsuz insanlar üzerindeki şüphe ortadan kalksın.
Türkiye’nin ihtiyacı, insanları inançları üzerinden karşı karşıya getirmek değil; herkes için eşit, şeffaf ve etkili bir mali denetim düzeni kurmaktır.
Cemaat de hukuk içinde olacak.
Şirket de hukuk içinde olacak.
Vakıf da hukuk içinde olacak.
Dernek de hukuk içinde olacak.
Siyasetçi de vatandaş da aynı hukuk düzeninin içerisinde olacak.
Çünkü devletin gücü, kime dokunduğuyla değil; herkese aynı hukukla dokunabilmesiyle ölçülür.
Ve benim için bütün bu tartışmanın merkezinde tek bir soru var:
Cemaatten şirketlere uzanan bu ekonomik yapı nasıl oluştu ve milyarlar nasıl büyüdü?
Bu sorunun cevabı söylentilerle değil; belgelerle, mali kayıtlarla ve bağımsız yargının ortaya koyacağı gerçeklerle verilmelidir.
Araştırmacı Yazar | İsmail Yaman
📧 yazarismailyaman@gmail.com
📞 WhatsApp: 0541 850 78 84
















