Yaşamı sindiremediniz.
İnsanların yaşamasını sindiremediniz.
Gülmesini…
Sevmesini…
Kahkaha atmasını…
Yeniden başlamasını…
Kendine bir hayat kurmasını…
Kendi hayatının içinde var olmasını sindiremediniz.
Bir çocuğun
dünyayı hâlâ güzel sanmasını sindiremediniz.
Yüzündeki gülümsemeyi…
Gözlerindeki merakı…
Koşarken savrulan saçlarını…
Bir oyuncağa sarılışını…
Küçücük bir şeyden
kocaman bir mutluluk çıkarışını…
Sindiremediniz.
Çocukların kahkahalarını
duvarların arasına hapsetmek istediniz.
Ama kahkaha
duvar tanımaz.
Bir çocuğun gülüşü
sınırları aşar.
Dilleri aşar.
Ülkeleri aşar.
Mesafeleri aşar.
İnsana ulaşır.
Bunu bile sindiremediniz.
Bir insanın
bunca acının içinden geçip
hâlâ gülebilmesini sindiremediniz.
Kırılıp
hâlâ sevebilmesini…
Kaybedip
hâlâ umut edebilmesini…
Düşüp
hâlâ ayağa kalkabilmesini…
Geçmişi ağır olduğu hâlde
geleceğe bakabilmesini…
Sindiremediniz.
Çünkü siz
insanın yarasına baktınız.
İnsan ise
yarasına rağmen yaşadı.
Siz gözyaşını gördünüz.
O, gözyaşını sildi
ve yoluna devam etti.
Siz düşüşünü beklediniz.
O, kalktı.
Siz susmasını beklediniz.
O, kendi sesini buldu.
Siz vazgeçmesini beklediniz.
O, yeniden başladı.
İşte bunu sindiremediniz.
Birilerinin mutlu olmasını
kendinize hakaret saydınız.
Birilerinin yükselmesini
kendi düşüşünüz sandınız.
Birilerinin özgürlüğünü
kendi esaretiniz gibi gördünüz.
Bir başkasının ışığı
neden sizin karanlığınızı bu kadar rahatsız etti?
Çünkü ışık
karanlığı suçlamaz.
Sadece görünür kılar.
Ve bazıları
görünür olmaktan değil,
görünür hâle gelmekten korkar.
Bu yüzden
başkasının ışığına saldırır.
Başkasının sesini kısmaya çalışır.
Başkasının mutluluğunu gölgeler.
Başkasının hayatına sınır çizer.
Ama bilmez:
Bir insanın kanadını kırmak
sizi uçurmaz.
Bir çocuğun gülüşünü susturmak
sizi mutlu etmez.
Bir kalbi kırmak
sizin kalbinizi onarmaz.
Bir insanın hayatını karartmak
sizin içinize ışık taşımaz.
Başkalarının hayatını küçülterek
kendi hayatınızı büyütemezsiniz.
Sindiremediniz.
İnsanların birbirini sevmesini sindiremediniz.
Farklı olmasını…
Farklı düşünmesini…
Farklı yaşamasını…
Farklı giyinmesini…
Farklı konuşmasını…
Farklı hayaller kurmasını…
Aynı dünyada
aynı gökyüzünün altında
farklı olabilmesini sindiremediniz.
Oysa dünya
tek bir renkten oluşmuyor.
Tek bir sesten.
Tek bir dilden.
Tek bir hikâyeden.
Tek bir hayattan.
Dünya
farklılıkların içinde güzel.
İnsan
kendisi olabildiğinde insan.
Ve çocuklar
korkmadan gülebildiğinde
çocuk.
Bunu unutmayın.
Hiçbir hayat
sizin tahammül sınırınız kadar değildir.
Hiçbir insan
sizin biçtiğiniz kalıba sığmak zorunda değildir.
Hiçbir çocuk
yetişkinlerin karanlığını taşımak zorunda değildir.
Ve hiçbir kahkaha
birilerinin huzuru bozulmasın diye
yarıda kesilmemelidir.
Çünkü hayat
kırılgan olduğu kadar
inatçıdır.
Bir yerden mutlaka filizlenir.
Bir çatlağın içinden çıkar.
Bir enkazın arasından yükselir.
Bir çocuğun gözünde yeniden parlar.
Bir annenin yüzünde yeniden belirir.
Bir babanın sesinde yeniden duyulur.
Bir gencin hayalinde yeniden büyür.
Yaşam kendine yol bulur.
Siz engel olsanız da.
Siz küçümseseniz de.
Siz sustursanız da.
Siz sindiremeseniz de…
Yaşam, yaşamaya devam eder.
Çünkü umut
birinin iznine bağlı değildir.
Gülümsemek
birinin onayına bağlı değildir.
Sevmek
birinin müsaadesine bağlı değildir.
Ve yaşamak…
Hiç kimsenin lütfu değildir.
Bugün bir çocuk gülecek.
Yarın bir başka çocuk.
Bir insan yeniden âşık olacak.
Bir başkası yeniden hayal kuracak.
Birileri yıllar sonra
ilk kez içtenlikle gülecek.
Birileri korkularını aşacak.
Birileri bavulunu toplayıp
yeni bir hayata gidecek.
Birileri sıfırdan başlayacak.
Ve dünya
bütün kötülüklere rağmen
dönmeye devam edecek.
Çünkü hayat,
onu sindiremeyenlerden
izin almayacak.
Siz yaşamı sindiremediniz.
İnsanların özgürlüğünü sindiremediniz.
Mutluluğunu sindiremediniz.
Umutlarını sindiremediniz.
Sevgisini sindiremediniz.
Çocukların kahkahalarını sindiremediniz.
Yüzlerindeki ışığı sindiremediniz.
Ama yaşamı durduramadınız.
Durduramayacaksınız.
Çünkü bir yerde
bir çocuk yine gülecek.
Bir yerde
bir insan yine ayağa kalkacak.
Bir yerde
bir kalp yine sevecek.
Bir yerde
bir hayat yeniden başlayacak.
Ve o an…
Sizin bütün karanlığınıza rağmen
hayat yine kendi sözünü söyleyecek:
Ben buradayım.
Yaşıyorum.
Gülüyorum.
Seviyorum.
Devam ediyorum.
İşte asıl cevap bu.
Bağırmak değil.
Yıkmak değil.
Yok etmek değil.
Yaşamak.
Öyle güçlü yaşamak ki…
Sizi rahatsız eden şey
bizim varlığımız değil,
hayata rağmen hâlâ
gülümseyebiliyor oluşumuz olsun.
SİNDİREMEDİNİZ.
Çünkü biz
sizin karanlığınıza göre
yaşamayacağız.
Hayatın kendisine göre yaşayacağız.
Ve siz ne kadar
sindiremeseniz de…
Çocuklar gülecek.
İnsanlar yaşayacak.
Kalpler sevecek.
Kahkahalar yükselecek.
Umut büyüyecek.
Ve hayat…
Bütün itirazlarınıza rağmen
kendi yolundan yürümeye devam edecek.














