Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi
Cumartesi, Temmuz 18, 2026
  • Giriş Yap
  • Ana Sayfa
  • Köşe Yazarları
  • Künye
  • Yayın İlkeleri
  • Yazar Müracaatı
  • Kurumsal
    • Misyon
    • Yayın Grubumuz
    • Logo
    • Reklam Tarifesi
  • Yazar Girişi
  • E-Posta
Sonuç yok
Tüm sonuçları gör
  • Ana Sayfa
  • Köşe Yazarları
  • Künye
  • Yayın İlkeleri
  • Yazar Müracaatı
  • Kurumsal
    • Misyon
    • Yayın Grubumuz
    • Logo
    • Reklam Tarifesi
  • Yazar Girişi
  • E-Posta
Sonuç yok
Tüm sonuçları gör
Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi
Sonuç yok
Tüm sonuçları gör
Anasayfa Eğitim & Kültür Kültür

Kimsesizler Mezarlığı mı?

Nezahat GÖÇMEN Yazar Nezahat GÖÇMEN
18 Temmuz 2026
Kültür, Nezahat GÖÇMEN, Sosyoloji
0
Kimsesizler Mezarlığı mı?
400
Paylaşma
5k
Görüntülenme
Facebook'ta PaylaşTwitter'da Paylaş

Kimsesizler Mezarlığı mı?

Doğduğumuzda hiçbirimiz üzerimize bir sıfat, bir kimlik ya da sınıfsal bir etiketle gelmedik. Yaşam boyunca birbirimize sayısız sıfat yükledik; zengin dedik, yoksul dedik, güçlü dedik, güçsüz dedik. Kimi zaman da “öteki” dedik.

Ne yazık ki bu ayrımlar, ölümün kapısında bile sona ermiyor.

“Kimsesizler Mezarlığı” diye bir yer var.

Bu isim bile başlı başına bir dışlanmışlık taşıyor. Sanki o insanlar bir ağaç kovuğundan çıkmış; kökü, geçmişi, hikâyesi olmayan varlıklarmış gibi…

Bir trans kadının, bir sokak çocuğunun, yaşlı bir insanın, kimliği tespit edilemeyen birinin ya da hayatın kıyısına itilmiş herhangi bir insanın, ailesi tarafından reddedilmiş olmasının cezası, ölümünden sonra da “kimsesizler” parseline gömülmek mi olmalı?

Benim vicdanım buna razı olmuyor.

Araştırınca gördüm ki “Kimsesizler Mezarlığı” kavramını ortaya atan tek bir kişi yoktur. Bu ifade, yıllar içinde belediyelerin ve halkın kullanımına yerleşmiş idari bir tanımlama olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bazı yerlerde ise “sahipsiz cenazeler bölümü” gibi ifadeler kullanılıyor.

Belki amaç yalnızca defin işlemlerini düzenlemekti. Ancak “Kimsesizler Mezarlığı” adlandırmasıyla kurulan bu düzen, bürokratik bir kolaylıktan ziyade, toplumsal bir ayrıştırmanın ve sosyal tahribatın aracı hâline gelmiştir.

Belki de sorun, “Kimsesizler Mezarlığı” kavramının nasıl ortaya çıktığı değil; bugün hâlâ sorgulanmadan kullanılmaya devam edilmesidir. Çünkü bazı kelimeler yalnızca tanımlamaz; aynı zamanda toplumsal bakışı da biçimlendirir.

Şehirler büyürken, yeni yaşam alanları açılırken, ölümün getirdiği o sükûnet dolu toprağı bile “biz” ve “onlar” diye bölmenin mantıklı bir açıklaması olamaz. “Yer yok” bahanesinin arkasına sığınmak, meseleyi çözmek değil, zihniyeti saklamaktır.

Bu, bizden olmayanı, bize benzemeyeni toprağın altında bile uzağa koyma çabasıdır.

Mezarlıklar şehrin aynasıdır; biz şehri nasıl bölüyorsak, mezarlığı da öyle bölüyoruz.

Kayıt tutmak başka, insanı ayırmak başkadır.

Bir isim vermek, bir kayıt numarası düşmek yeter. Kimliği sonradan belirlenen bir cenaze için de mezar taşındaki isim kılavuzdur; ayrı bir parsel değil. Ailesi çıkan biri, kardeşinin ya da annesinin nerede yattığını isminden bulabilmelidir; herkesin yattığı aynı mezarlıkta. Bir insan ailesine kavuşacaksa, onu ayrı bir bölümde değil, diğer herkesin arasında, kendi ismiyle bulmalıdır.

Bugün teknoloji baş döndürücü bir hızla gelişiyor. Dijital mezarlık kayıt sistemleri, elektronik arşivler ve konum bilgileri sayesinde bir mezarın yerini bulmak artık eskisinden çok daha kolaydır. Kimliği sonradan belirlenen bir insanın mezarına ulaşabilmek için onu ayrı bir “Kimsesizler Mezarlığı”na defnetmeye gerek yoktur. Kayıtlar dijital ortamda güvenle tutulabilir; insanlar ise aynı mezarlıkta, aynı saygı ve aynı insan onuruyla yan yana yatabilir. Teknoloji bu imkânı bize sunuyorsa, belki de artık değiştirmemiz gereken şey sistemden çok alışkanlıklarımız ve kullandığımız dildir.

Bu, yeni bir mevzuat ya da yönetmelik değişikliğiyle bile mümkündür. Yeter ki istensin.

Ancak kelimeler yalnızca kelime değildir. Kullandığımız her kelime, bir bakış açısını da taşır.

Benim aklım bunu almıyor.

Bir insan yaşamı boyunca dışlanmış olabilir. Ailesi tarafından reddedilmiş olabilir. Sokakta yaşamış olabilir. Kimliği tespit edilememiş olabilir.

Ama şunu unutmamak gerekir: Onunki de bir kaderdi, bir yaşamdı. Geldi, geçti, yaşandı ve bitti.

Ölüm zaten sonun başlangıcıyken, bu hayatı mezarlıkta bile ayırmak benim aklımın sınırlarını zorluyor.

İnsan dışlamak, ölümde bile devam etmemeli.

Bir insanın yaşamı boyunca taşıdığı kimlikten ve onurdan daha öncelikli tutulması, toplumun ölüm karşısındaki duruşu hakkında bize ne anlatıyor?

Bu dışlanmışlığa son vermek, sadece bir vicdan borcu değil, aynı zamanda iyiliği eyleme dönüştürme hâlidir.

Yan mezardaki kişinin mezarındaki o numaranın aslında bir “yalnızlık nişanı” olduğunu görüp, oraya bir çiçek bırakmak, bir dua okumak; aslında o yalnızlığı paylaşmak ve insani bir köprü kurmaktır.

Çünkü bizler, birbirimizin son durağındaki yoldaşlarıyız.

Bu ayrım dün de vardı, bugün de var; yarın da sürüp gitmesin diye sesleniyorum.

Sorun defin işleminin yapılması değildir.

Sorun, insanın ölümünden sonra bile bir etiketle anılmasıdır.

Belki de artık kendimize şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:

Gerçekten kimsesiz mezarlar mı vardır, yoksa kimsesiz bıraktığımız insanlar mı?

Bir insanın yakını olmayabilir.

Ama insanlığın yakını olmaktan nasıl çıkar?

İşte ben buna inanmıyorum.

Belki bir gün, imkânlarım elverir; belki de hayat bana bunun için bir fırsat verir.

O gün geldiğinde belediyelere bağış yapmak, yakını olmayan insanların onurlu definlerine katkı sunmak, isimlerini taşıyan mezar taşlarını yaptırmak ve onları ayrı bir “Kimsesizler Mezarlığı” yerine, herkesin yattığı mezarlıklarda, aynı saygı ve aynı insan onuruyla toprağa vermeye destek olmak isterim.

Çünkü ben, “Kimsesizler Mezarlığı” diye bir yerin var olmaması gerektiğine inanıyorum.

Bir mezar taşı…

Bir isim…

Bir çiçek…

Bunlar lüks değildir.

Bunlar, bir insanın bu dünyadan geçtiğinin en temel tanıklığıdır.

Benim hayalim; mezar taşlarında insanların yalnızlığının değil, insanlığın ortak vicdanının yazılı olmasıdır.

O mezarlarda yatanlar bize sessizce şunu hatırlatmalıdır:

“Bugün bana baktın; yarın belki de ben sen olacağım.”

Hiç kimse, arkasında yakını kalmadığı için ölümünden sonra da yalnızlığa mahkûm edilmemelidir.

Çünkü “kimsesiz” denilen insanların aslında tek bir kimsesi vardır:

İnsanlık.

Ve insanlık, kendi insanını ölümünden sonra bile yalnız bırakmamalıdır.

Çünkü hiçbir insan kimsesiz doğmaz; hiçbir insan da kimsesiz uğurlanmamalıdır.

Belki bu sesi taşımak bana nasip oldu. Belki ben de, kimsesiz bırakılanların sessiz sesiyim.

Nezahat Göçmen, 2026

Paylaş
Etiketler: #DijitalKayıtSistemleri#İnsanHakları#KimsesizlerMezarlığı#MezarlıkKültürü#ÖlümVeYaşam#SahipsizCenazeler#SosyalAdalet#ToplumsalDuyarlılık#ToplumsalVicdanayrımcılıkbelediyecilikeşitlikinsanlıkİnsanOnurumerhametNezahatGöçmenvicdan
Önceki Yazı

Mucize ve Keramet…

Sonraki Yazı

Çöl Deniz

Nezahat GÖÇMEN

Nezahat GÖÇMEN

İlişkili Yazılar

Mucize ve Keramet…
Din ve Ahlak

Mucize ve Keramet…

18 Temmuz 2026
5k
Biz Neyi Kaybettik?
Ekonomi

Herkesin Bir Fikri Var!

18 Temmuz 2026
5k
Göyül
Kültür

Göyül

17 Temmuz 2026
5k
Gündemin Gör Dediği
Aktüel

Gündemin Gör Dediği

17 Temmuz 2026
5k
Sonraki Yazı
Çöl Deniz

Çöl Deniz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Köşe Yazarları

Türkiye Deprem Haritası

 

Ayın Sözü

Lütfen Duyarlı Olalım!

de, da vb. bağlaçlar ayrı yazılır.

Cümle bitişinde noktalama yapılır. Boşluk bırakılır, yeni cümleye büyük harfle başlanır.

Dilimiz kadar, edebiyatımıza da özen gösterelim.

Arşiv

Sosyal Medya’da Biz

  • Facebook
  • İnstagram
  • Twitter

Entelektüel Künyemiz!

Online Bilgi İletişim, Sanat ve Medya Hizmetleri, (ICAM | Information, Communication, Art and Media Network) Bilgiağı Yayın Grubu bileşeni YAZAR PORTAL, her gün yenilenen güncel yayınıyla birbirinden değerli köşe yazarlarının özgün makalelerini Türk ve dünya kültür mirasına sunmaktan gurur duyar.

Yazar Portal, günlük, çevrimiçi (interaktif) Köşe Yazarı Gazetesi, basın meslek ilkelerini ve genel yayın etik ilkelerini kabul eder.

Yayın Kurulu

Kent Akademisi Dergisi

Kent Akademisi | Kent Kültürü ve Yönetimi Dergisi
Urban Academy | Journal of Urban Culture and Management

Ayın Kitabı

Yazarımız, Sedayi ALTUN’dan,

“Bir Eğitim Yolcusu” adlı güzel bir eser. Yazarımızın eseri, yine bir yazarımız ve Karadeniz Şairler ve Yazarlar Derneği yönetim kurulu üyemizin sahibi olduğu Ateş Yayınlarından çıkmıştır. Kendilerini kutluyoruz.

Gazetemiz TİGAD Üyesidir

YAZAR PORTAL

JENAS

Journal of Environmental and Natural Search

Yayın Referans Lisansı

Creative Commons License
This work is licensed under a Creative Commons Attribution-NonCommercial-NoDerivatives 4.0 International License.

Bilim & Teknoloji

Eğitim & Kültür

Genel Eğitim

Kişisel Gelişim

Çocuk Gelişimi

Anı & Günce

Spor

Kitap İncelemesi

Film & Sinema Eleştirisi

Gezi Yazısı

Öykü Tefrikaları

Roman Tefrikaları

Röportaj

Medya

Edebiyat & Sanat

Sağlık & Beslenme

Ekonomi & Finans

Siyaset & Politika

Genç Kalemler

Magazin

Şiir

Künye

Köşe Yazarları

Yazar Müracatı

Yazar Girişi

Yazar Olma Dilekçesi

Yayın İlkeleri

Yayın Grubumuz

Misyon

Logo

Reklam Tarifesi

Gizlilik Politikası

İletişim

E-Posta

Üye Ol

BİLGİ, İLETİŞİM, SANAT ve MEDYA HİZMETLERİ YAYIN GRUBU

 INFORMATION, COMMUNICATION, ART and MEDIA PUBLISHING GROUP

© ICAM Publishing

Gazetemiz www.yazarportal.com, (Yazarportal) basın meslek ilkelerine uymaya söz vermiştir.
Yazıların tüm hukuksal hakları yazarlarına aittir. Yazarlarımızın izni olmaksızın, yazılar, hiç bir yerde kaynak gösterilmeksizin kısmen veya tamamen alıntı yapılamaz.

Sonuç yok
Tüm sonuçları gör
  • Ana Sayfa
  • Köşe Yazarları
  • Künye
  • Yayın İlkeleri
  • Yazar Müracaatı
  • Kurumsal
    • Misyon
    • Yayın Grubumuz
    • Logo
    • Reklam Tarifesi
  • Yazar Girişi
  • E-Posta

© 2008 - 2021 Yazar Portal | Türkiye Interaktif Köşe Yazarı Gazetesi

Yeniden Hoşgeldin

Aşağıdan hesabınıza giriş yapın

Şifrenimi unuttun?

Parolanızı alın

Şifrenizi sıfırlamak için lütfen kullanıcı adınızı veya e-posta adresinizi girin.

Giriş yap