ÇÖL DENİZ
Çölleştik içimiz kurudu. Bir an önce kurtulmalıyız. Susuzluk çekiliyor, saatler geçiyor, suyun adını ağzına alan olmuyor.
Neden buradayız diye sorguluyoruz.
Bir an önce vahaya, yeşile kavuşmak istiyoruz. Hayata, yeşile ve suya varmak amacındayız.
Böyle bir doğa parçasından ayrılmalıyız. Uzak kalsın yangın yeri gibi. Gözümüzün aldığı yer kum ve çöl sıcağıyla yanan kum
Kum çölüne insanın unuttuğu yere, nasıl geldik. İnsanlar nasıl yaşıyor diye aklımız almıyor. Çölde yaşamanın faturası ucuz yollu mu?
Kum mu yoksa güneş mi yakıyor onu da anlamış değiliz. Çadırdayız. Zorla soluk alıyoruz. Bedenimiz isyanda, ruhumuz kayıp. Güneş ışınları çadırı eritmiş bez incelmiş.
Bitki çayı dediler, çöl çayı içtik. Kavrulan gövdemize serinlik verecekmiş, dediler. Ter denilen sıkıntı, kaynar su misali. Çöl çayı ter artıyor, gömlek üzerimize yapışıyor.
Kumu gördük, vahaya varalım, görelim kuyuyu ve suyunu. Yeşile yürüyelim, adım atabilirsek. Bu kadar tatil yeter, gidelim yeşile ve suya. Yanmayalım yeter artık.
Çadır kalsın, belki birileri sığınır, zaten erimiş, sıcağı tutmaz olmuş. Bedenimiz çökmüş, ruhumuz feryat ediyor. Sanki yıllardır kumda oynaşıyoruz. Kum üstündeyiz, nereye gideceğimiz belli değil. Her taraf kum, her taraf sıcak rüzgâr.
Çöl develeri taşımasın bizi yeter ki su yoluna çıkalım. Deve burada kalsın. Yel vurdu çölü, oynaştı kum ve çöl karıştı. Yel sakin başladı, fakat bizi heykel haline dönüştürdü. Kumdan heykel, kum tepelerinde, sığınmak istedim arkasına.
Kum tepesinin kenarında dengemi kaybetmiş gibiyim. Böcek sesleri duyuyorum. Karanlık ama su sesi kulağımda. Serap görmüyorum. Rüya da gibiyim, böcek diyebildim.
Çölün denize kavuştuğu yere, yürüyoruz. Rüya da olsa gidiyoruz. Denizciler gelse kurtarsalar bizi çölden, görmek istemiyorum, kum tepelerini. Dalgaları ve beyaz köpüklerini görsek, diyorum.
Gece çöktü, çadırımızın önünde, rüzgâr kum tepeleri oluşturdu.
Çadıra bir bitki yaprakları savruldu birini yakaladım ve çay yaprağı gibiydi. Kuruyan dudaklardan ses çıkmıyor. Koruyucu yok ki sığınalım. Gelecek yok ki geçmişe sahip çıkalım. Çölde dağ olsa, Köroğlu’nun deyişlerini okur ve gönlümüz genişler ferahlardı.
Kum fırtınasından çadır dahi bizi koruyamadı. Soluksuz kaldık, resmen kuruduk. Çöl zor bir çile. Köşe bucak kaçtık ama sonuçta yakalandık. Çöl kumu sıcak ve yakıcı, sevmedik.
Vaha dendi, koştuk soluk soluğa, çığlık atarak geldi çölde yaşayanlar. Daldılar suya ve yeşile. Su ve çay içtiler. Bekledik kumun uçuşmasını, olmak istemedik kumdan heykel.
Serap gördük, vaha kayboldu nerede?
Olduğumuz yerde kaldık, gözümüz vahada ve kuş seslerinde.
Suya yaklaştık. İçtik kanasıya ve yeşerdik.
Hasan TANRIVERDİ















