Aşçıbaşı, altı şubat büyük depreminde, enkazdan kurtarılmıştı. O gece yarın için ziyafete hazırlanıyordu. Aşçı başı, neşeliydi, yanında gülecektin. “Neşeli ol ki genç kalasın,” derdi. İşinin ustasıydı. İnsanları seviyorum, onları doyurup sevindirmek görevim, diyordu.
Olaydan sonra, hastanelerde kaldı. Eski haline gelemedi. Çektiklerini ve kaybettiklerini konuşmak istemiyordu.
Aşçıbaşı, şimşek çaktı ve elini kesti. Gök gürledi, satırı kemik yerine masaya vurdu. Valizine koştu, ocağı kapattı ve dışarıya fırladı.
Yoldan geçen fırının işçisi, valiz ne iştir? Dedi.
Aşçıbaşı, su, ışık, ekmek, şubat altı, dedi. Titriyordu.
İtfaiye canavar düdüğünü öttürerek geçti. Aşçı, yardımcıya mutfakta ne varsa dışarıya. Saydı, patates, soğan ve tüpler, dedi.
Aradılar yanacak ne varsa, “şubat altı” diyerek, dışarı çıkarttılar.
Hiçbir şey hazırlamayın, içeriye bir şey almayın yanar. İtfaiyeye göz kulak olun, şubat ayında mıyız? Dedi. Su bidonlarını hazırlayın, itfaiyenin peşine koşalım. Ahşap eve su sıkmasınlar, ev yıkılır. Yere dökülen soğanları yersiniz, dedi.
Duman kokusu geliyor mu? Kokuyu alan kaçsın, dedi. Yağmur başladı, ıslanın ki yanmazsınız, dedi. Müdüre söyleyin, dışarı çıksın içeride yanarsa binayı kurtaramayız. Yağ fıçısı gibi yarım saat yanar, dedi. Şemsiye açmayın ıslanın yanmazsınız.
Altı şubat, yangını körükledi, dışarı çıkanlar ısındı. Ben içeride dondum.
Evrakları saklayın çantanızda kaçırın. Kalp atışlarınıza dikkat edin, atarsa tehlike, çok atarsa oturun üşümezsiniz. Saçınıza dikkat edin kolay yanarsınız. Benim için önemli değil. Balkona çıkın ve su dökün yanmayı durdurun.
Arabaya koşun, elinizi kesmeyin. Çantanızı bırakıp kaybetmeyin. Spor ayakkabı giyin, iyi kaçarsınız. Binalar yıkılıp geliyor. Yakalanma şansınız olabilir.
Su bidonuyla gidin suyu önce kafanıza dökün. Alevlere su atın sönmezse kaçın.
Patates ve soğan yiyin aç kalırsınız. Ekmek dolapta, yamağa kalsın. Şubatı geçtik mi?
Hasan TANRIVRDİ















