Rüzgâr, pencerelerin aralığından içeri süzülürken, eski tahta panjurlar evin yarı toprak sıvalı yarı taştan duvarlara gürültüyle çarpıyordu. Esma, elindeki yıpranmış yorganı omzuna sıkıca sararak pencereye doğru yürüdü. Ay, bulutların arasından kısa bir an için göründü; gri ışığı evin duvarlarına solgun bir örtü gibi serildi.
Bu eski köy evi, büyükannesinden kalmaydı. Sessiz, yalıtılmış bir tepede, en yakın komşuya yürüyerek kırk dakika mesafedeydi. Esma, kalabalıktan uzaklaşıp burada kitap yazmak istemişti. Fakat şimdi aklı, kitaplardan çok başka şeylerle meşguldü.
İlk sesi geçen hafta duymuştu.
Gece yarısı üç civarında, yukarı kattan gelen bir fısıltı. Belirsiz, neredeyse rüzgâra karışmış bir ses evin içinde yankılanmıştı:
“Anne…”
O an donakalmıştı. Evde başka kimse yoktu ki. Yukarı kat da yıllardır kullanılmıyordu. Merdivenleri gıcırdayarak çıkmış, ışığı açmadan yürümüştü. Ay ışığı, kapalı odaların önünde hayaletimsi çizgiler yaratıyordu. İçeride hiçbir şey yoktu. Ya da öyle sanmıştı.
O geceden sonra her gece aynı saatte uyanmaya başladı. Önce ayak sesleri duydu. Tavan arasında biri yürüyormuş gibi: ağır, ritmik adımlar. Sonra bu adımlar, kapısının önünde durur oldu. Soluk alışları hissediyordu sanki ama o kapıyı hiçbir zaman açmaya cesaret edememişti.
Bu gece farklıydı.
Saat 02.59. Dijital saatin kırmızı rakamları gözlerinin önünde titriyordu. Ve sonra… yine o ses.
Ama bu kez daha yakından.
“Anne… ben geldim.”
Esma yerinden fırladı. Bu kez korkudan değil öfkeyle. Kapıyı açtı, koridora çıktı. Yüksek sesle bağırdı :
“Kim var orada?!”
Genç kadına sadece rüzgârın uğultusu karşılık verdi.
Tam dönecekken, üst katta bir kapı gıcırdayarak açıldı. O oda… yıllardır hiç girilmeyen, büyükannesinin öldüğü odaydı!
Esma’nın kalbi deli gibi atmaya başladı. Ayakları kendi iradesinden bağımsız olarak merdivenlere yöneldi. Her adımda tahtalar altında bir şey kıpırdanıyordu sanki. Ya da Esma öyle sanıyordu.
Kapıyı itti.
Karanlık.
Fakat bir koku, eski parfüm, naftalin, ve çok hafif yanık bir kumaş kokusuna karışıyordu. O anda odanın köşesinde bir şey kıpırdadı.
Aynı esnada karanlıkta, duvarda bir yazı belirdi. Eski duvar kağıtlarının arasından sanki dışarı doğru sürünerek çıkmıştı:
“Onu neden kilitledin?”
Esma’nın boğazı düğümlendi. Bu, sadece bir kabus olmalıydı. Gözlerini kapatıp açtı. Yazı hâlâ oradaydı.
Ve sonra, odanın ortasında bir çocuk sesi daha duyuldu.
“Ben hâlâ buradayım.”
Devam edecek