\n\n
Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi
Pazar, Haziran 21, 2026
  • Giriş Yap
  • Ana Sayfa
  • Köşe Yazarları
  • Künye
  • Yayın İlkeleri
  • Yazar Müracaatı
  • Kurumsal
    • Misyon
    • Yayın Grubumuz
    • Logo
    • Reklam Tarifesi
  • Yazar Girişi
  • E-Posta
Sonuç yok
Tüm sonuçları gör
  • Ana Sayfa
  • Köşe Yazarları
  • Künye
  • Yayın İlkeleri
  • Yazar Müracaatı
  • Kurumsal
    • Misyon
    • Yayın Grubumuz
    • Logo
    • Reklam Tarifesi
  • Yazar Girişi
  • E-Posta
Sonuç yok
Tüm sonuçları gör
Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi
Sonuç yok
Tüm sonuçları gör
Anasayfa Yazarlar Emine PİŞİREN

O Bizim Babamızdı (I)

Emine PİŞİREN Yazar Emine PİŞİREN
21 Haziran 2026
Emine PİŞİREN, Gündelik Yaşam, Öykü Tefrikaları
0
O Bizim Babamızdı (I)
400
Paylaşma
5k
Görüntülenme
Facebook'ta PaylaşTwitter'da Paylaş

Bazen tesadüf dediğimiz karşılaşmaların içinden öyle sohbetler doğar ki zaman geçse de belleğin tozlu raflarından silinmez. Aksine, yıllar sonra bile tüm asaletiyle geri dönüp kulağımıza o manidar cümleleri fısıldar.

Yıl 2012, yer Antalya…

Mustafa Aslan Aksungur Hocamla Antalya Şairleri Derneğinin düzenlemiş olduğu, benim ve eşimin de konuk olarak katıldığı bir toplantıda tanışmıştık. Eskişehir Köy Enstitüsünden mezun olduğunu söyler söylemez, içimdeki büyük merakla onu ilgiyle dinlemekten kendimi alamamıştım. Seksen dört yaşına rağmen son derece dinç, gözleri çakmak çakmak ve enerjik görünüyordu.
Sohbetimizin bir yerinde durdu ve o derin cümleyi fısıldadı:

“Burada hiçbir balık uçmaya, hiçbir kuş yüzmeye zorlanmaz.”

Eğitim tarihine ışık tutan bu felsefi sözü, ilk kez Türk edebiyatının ve eğitim dünyasının bu gönüllü ama kırgın neferinden, bu asil yürekli bilge insanından duyuyordum. Sözün aslen kime ait olduğunu o gün ona sormamıştım; çünkü taşıdığı anlam o kadar güçlüydü ki o an içimde kök salan bir ağaç gibi derinleşivermişti.
“Tonguç Baba’mız bu anlayışı eğitmenlere sık sık hatırlatırdı,” dedi Mustafa Hocam.

Onun duyduğum bu ifadesi zihnimde uzun süre yankılanırken, hafızamın bir köşesinden ansızın başka bir ses yükseldi. Ses, şimdi dünyasını değiştirmiş olan sevgili eşime aitti. Araya girip:

“Hocam, o söz şöyle değil miydi?” dedi eşim, “Kuşlar gibi uçmayı, balıklar gibi yüzmeyi öğrendik ama insanca yaşamayı öğrenemedik…”

Mustafa Hocam hafifçe gülümsedi. “Hayır,” dedi, “O söz Martin Luther King’e ait. Benim bahsettiğim ise anonimleşmiş bir felsefe… Ama biz enstitülerde bu ruhu öyle içselleştirdik ki sanki bize aitmiş gibi yüreklerimizde taşıdık.”
Ardından bakışlarını uzaklara dikerek sözlerine devam etti:
“Kuşun işi uçmak, balığın işi yüzmektir evladım. Bir kuşu yüzmeye, bir balığı uçmaya zorlamak hem doğaya aykırıdır hem de o canlıya yapılacak en büyük haksızlıktır.”

Bir an durdu. İnce belli çay bardağını eline alıp derin bir yudum içti. Fırsat bilip hemen sordum:

“Peki hocam, o zamanın kısıtlı koşullarında, bugünkü teknoloji ve imkânlar yokken nasıl bu kadar nitelikli, çok yönlü nesiller yetişebildi?”

“Çok yerinde bir soru,” diyerek başını salladı. “O yıllarda inancımız şuydu: Her çocuk farklı bir potansiyelle doğar. Eğitimin yegâne görevi çocuğu tek tip bir kalıba sokmak değil, içindeki o gizli cevheri bulup onu kendi doğasına uygun şekilde işlemektir.”

Sözlerinin arasına sızar gibi fısıldadım:

“Ah… Bugün eğitimde eksik olan tam da bu değil mi?”

Gözlerinde belli belirsiz, ince bir hüzün belirdi:

“Bizler 1930’lardan 1946’ya kadar ancak bu kalıpçı anlayışa karşı durabildik. Enstitüdeki eğitim tarzı şuydu: Eğer bir öğrencinin toprağa yatkınlığı varsa tarımda, eli yatkınsa marangozlukta ya da demircilikte, ruhu sanata açıksa şiirde, müzikte veya tiyatroda gelişmesi sağlanırdı. Kimse doğasına aykırı bir alanda zorlanmazdı. Çünkü zorlanan çocuk öğrenmez; sadece kırılır, incinir ve geriler.”

Onu adeta büyülenmiş gibi dinliyordum. Arada onun anılarına eşlik edecek sorular yöneltiyordum.
“Yani teorik bilgiyle öz hayat, bizzat pratiğin içinde mi birleşiyordu?”

Gülümsedi. Az önceki o hüzünlü ifade, keskin ve vakur bakan gözlerinden bir anda silinmişti. Bakışlarını gözlerime sabitledi:

“Çok zekice bir soru,” dedi takdir edercesine. “Aynen öyle. Öğrenci elinde malayla duvar örerken matematiği ve geometriyi, tarlada tohum ekerken biyolojiyi öğreniyordu…”

Onu hayranlıkla dinlemeye devam ediyordum. Ara ara derin soluklar alarak sözünü sürdürüyordu:

“Evet… Sözün özü şudur kızım: Çocuk hangi işte bir balık gibi yüzebiliyorsa, hangi alanda bir kuş gibi özgürleşiyorsa, onu tam da orada büyütmek gerekir.”

Sesim hayranlıktan neredeyse bir fısıltıya dönüşmüştü:
“Ne güzel…” dedim.
“Tıpkı Tibet’te çocukların küçük yaşta eğilimlerine ve yetilerine göre yönlendirilmesi gibi…”

Gülümsedi ve başını salladı:

“Olur, ona da benzer tabi… Ama bizde sadece bir meslek erbabı değil, bütünüyle ‘insan’ yetiştiriliyordu. Eğitimdeki asıl amaç; öğrencinin özgüvenini, onurunu ve o toprağa ait aidiyet duygusunu ayağa kaldırmaktı.”

Bu muazzam felsefe karşısında daha fazla dayanamadım, saygıyla ellerine sarıldım.
“İyi ki varsınız hocam…” diyerek o bir deri bir kemik kalmış elini öpmek istedim.

Mustafa Hocam refleksle ellerini hemen kendine doğru çekti. “Aman efendim, durun!” der demez, bu kez kendisi benim elimi avuçlarının içine alıp büyük bir zarafetle öptü.
Uğradığım mahcubiyet yüzüme yansımıştı ki durumu fark edip o babacan tavrıyla hemen söze girdi:

“Enstitüde bize öğretilen ilk şeylerden biri büyüklere saygı, küçüklere sevgi kadınlara nezaket dersleriydi: Ancak evli bir kadının eli öpülmelidir. Genç kızların eli öpülmesi büyük kabalıktır!”

Onu dinlerken sözcükler öyle ahenkli süzülüyordu ki belleğime doğru, merakla sordum:
“İlginç…Evli kadın ve genç kız arasında ki fark nedir? Bu ayrımcılık değil mi?”
“Anlatayım efendim. Evli bir kadın eli öpülür, çünkü o el, şefkat elidir. Çünkü o el, aş pişiren, çocuk büyüten kutsal bir ana elidir.”

Ardından göz kırparak ekledi:
“Genç kızın elini sevgilisi öpsün ” der demez sesi keyifle yükselmişti:

“Hele bir durun yahu! El öpülecek kadar yaş almadım daha! Benim, Tanrı ile 128 yaşına kadar kesin anlaşmam var…”

Bu esprili sözleriyle, bulunduğumuz dernek mekanını neşeli kahkahalarla doldurmuştu.
O an bir kez daha anladım ki bazı insanlar bu dünyada sadece yaşamazlar; onlar aynı zamanda koca bir dönemin hafızasını, vicdanını ve ruhunu taşırlar. Ve bazı sözler, bir düşünüre ait olmaktan çok daha fazlasıdır… Çünkü onlar yaşanmış bir destanın ruhunu anlatırlar.
Bir sonraki bölümde, Mustafa Hocamın anlatımıyla Tonguç Baba’yı daha yakından tanımak dileğiyle…

Emine Pişiren Akçay

Paylaş
Etiketler: asil yüreklibilge insantesadüf
Önceki Yazı

Değişim

Sonraki Yazı

Her Şeye Rağmen Bu Ülke Güzel, Bu Hayat Güzel

Emine PİŞİREN

Emine PİŞİREN

İlişkili Yazılar

Her Şeye Rağmen Bu Ülke Güzel, Bu Hayat Güzel
Doğa-Çevre

Her Şeye Rağmen Bu Ülke Güzel, Bu Hayat Güzel

21 Haziran 2026
5k
Babamın Masalları
Öykü Tefrikaları

Babamın Masalları

21 Haziran 2026
5k
Şereflikoçhisar Düğün Yemeği Topalak
Gündelik Yaşam

Şereflikoçhisar Düğün Yemeği Topalak

21 Haziran 2026
5k
Pamuk Tarlası
Hasan TANRIVERDİ

Aygıt

20 Haziran 2026
5k
Sonraki Yazı
Her Şeye Rağmen Bu Ülke Güzel, Bu Hayat Güzel

Her Şeye Rağmen Bu Ülke Güzel, Bu Hayat Güzel

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Köşe Yazarları

Türkiye Deprem Haritası

 

Ayın Sözü

Lütfen Duyarlı Olalım!

de, da vb. bağlaçlar ayrı yazılır.

Cümle bitişinde noktalama yapılır. Boşluk bırakılır, yeni cümleye büyük harfle başlanır.

Dilimiz kadar, edebiyatımıza da özen gösterelim.

Arşiv

Sosyal Medya’da Biz

  • Facebook
  • İnstagram
  • Twitter

Entelektüel Künyemiz!

Online Bilgi İletişim, Sanat ve Medya Hizmetleri, (ICAM | Information, Communication, Art and Media Network) Bilgiağı Yayın Grubu bileşeni YAZAR PORTAL, her gün yenilenen güncel yayınıyla birbirinden değerli köşe yazarlarının özgün makalelerini Türk ve dünya kültür mirasına sunmaktan gurur duyar.

Yazar Portal, günlük, çevrimiçi (interaktif) Köşe Yazarı Gazetesi, basın meslek ilkelerini ve genel yayın etik ilkelerini kabul eder.

Yayın Kurulu

Kent Akademisi Dergisi

Kent Akademisi | Kent Kültürü ve Yönetimi Dergisi
Urban Academy | Journal of Urban Culture and Management

Ayın Kitabı

Yazarımız, Sedayi ALTUN’dan,

“Bir Eğitim Yolcusu” adlı güzel bir eser. Yazarımızın eseri, yine bir yazarımız ve Karadeniz Şairler ve Yazarlar Derneği yönetim kurulu üyemizin sahibi olduğu Ateş Yayınlarından çıkmıştır. Kendilerini kutluyoruz.

Gazetemiz TİGAD Üyesidir

YAZAR PORTAL

JENAS

Journal of Environmental and Natural Search

Yayın Referans Lisansı

Creative Commons License
This work is licensed under a Creative Commons Attribution-NonCommercial-NoDerivatives 4.0 International License.

Bilim & Teknoloji

Eğitim & Kültür

Genel Eğitim

Kişisel Gelişim

Çocuk Gelişimi

Anı & Günce

Spor

Kitap İncelemesi

Film & Sinema Eleştirisi

Gezi Yazısı

Öykü Tefrikaları

Roman Tefrikaları

Röportaj

Medya

Edebiyat & Sanat

Sağlık & Beslenme

Ekonomi & Finans

Siyaset & Politika

Genç Kalemler

Magazin

Şiir

Künye

Köşe Yazarları

Yazar Müracatı

Yazar Girişi

Yazar Olma Dilekçesi

Yayın İlkeleri

Yayın Grubumuz

Misyon

Logo

Reklam Tarifesi

Gizlilik Politikası

İletişim

E-Posta

Üye Ol

BİLGİ, İLETİŞİM, SANAT ve MEDYA HİZMETLERİ YAYIN GRUBU

 INFORMATION, COMMUNICATION, ART and MEDIA PUBLISHING GROUP

© ICAM Publishing

Gazetemiz www.yazarportal.com, (Yazarportal) basın meslek ilkelerine uymaya söz vermiştir.
Yazıların tüm hukuksal hakları yazarlarına aittir. Yazarlarımızın izni olmaksızın, yazılar, hiç bir yerde kaynak gösterilmeksizin kısmen veya tamamen alıntı yapılamaz.

Sonuç yok
Tüm sonuçları gör
  • Ana Sayfa
  • Köşe Yazarları
  • Künye
  • Yayın İlkeleri
  • Yazar Müracaatı
  • Kurumsal
    • Misyon
    • Yayın Grubumuz
    • Logo
    • Reklam Tarifesi
  • Yazar Girişi
  • E-Posta

© 2008 - 2021 Yazar Portal | Türkiye Interaktif Köşe Yazarı Gazetesi

Yeniden Hoşgeldin

Aşağıdan hesabınıza giriş yapın

Şifrenimi unuttun?

Parolanızı alın

Şifrenizi sıfırlamak için lütfen kullanıcı adınızı veya e-posta adresinizi girin.

Giriş yap