Anadolu’nun Ayazında Soba Başı: Tereyağlı Pekmezli Yumurta Hatırası
Afiyetle değil, güzel bir hatırayla…
Anadolu’nun ayazının iliklere işlediği, pencere camlarını buz çiçeklerinin süslediği o kış sabahları… Kar günlerce yerde kalır, sokakların kenarında beyaz yığınlar oluştururdu.
Biz daha uykudayken annem erkenden kalkar, sobayı gürül gürül yakar, çayını demler, ekmekleri çıtır çıtır ısıtırdı. Sonra tavada o mis kokulu köy tereyağını eritir; yağ hafifçe kahverengileşmeye başladığı an kırardı o 4-5 yumurtayı. O yumurtalar, üzerinde “organik” veya “gezen tavuk” yazan etiketli yumurtalar değil; kümesimizdeki kara ve sarı tavuklarımızın o gün taze taze verdiği yumurtalardı.
Tereyağının üzerinde “şu kadar süt içerir” gibi ibareler yer almazdı; doğrudan köyde kendi ellerimizle yaptığımız saf tereyağıydı. Pekmezin üzerinde de “doğal” yazmazdı; çünkü zaten baştan sona doğaldı.
O mutfaktan yayılan koku bütün evi sarardı. Annem yumurtayı özenle pişirir, en son üzerine usulca pekmez gezdirirdi.
Geleneksel usulde yapılan tereyağlı pekmezli yumurtaya genellikle tuz atılmazdı. Bunun nedeni hem köy tereyağının kendine has yoğun aroması hem de üzerine gezdirilen pekmezin yumurtayla kurduğu o kusursuz lezzet dengesiydi.
Pekmez zaten kendi içinde zengin ve doğal bir tada sahip olduğu için ekstra tuza ihtiyaç duyulmazdı. Hatta tuz, o nostaljik lezzetin saflığını bozardı. Çocukluğumuzda damağımızda kalan o unutulmaz tat, işte bu sade ama kusursuz uyumdan doğardı.
Aman Allah’ım… O ne eşsiz bir lezzetti! Hem saf enerji, hem protein, hem de Anadolu’nun dondurucu kışında sığındığımız en sıcak yuvaydı.
Tava sofraya gelir, ekmeğimizi bandıra bandıra yerdik. O sıcak ekmeğin tereyağına, yumurtaya ve pekmeze bulanmış her lokması yalnızca karnımızı değil, içimizi de doyururdu. Kimi zaman soframızda yufka ekmek de olurdu. Sıcacık yufkayı tavadaki yumurtaya banmak, çocukluğumuzun en büyük mutluluklarından biriydi.
O zamanlar şimdiki gibi Atatürk Parkı falan yoktu. Sabahın keskin ayazında, günlerdir yerde duran karın üzerinde bizden önce okula ve işe gidenlerin açtığı dar patikaları takip ederek yürürdük. Dışarıda dondurucu bir kış, içeride ise soba başının ve annemin hazırladığı o sıcak kahvaltının huzuru vardı.
Bugün market raflarında “organik”, “doğal”, “köy ürünü” yazılarıyla karşılaşıyoruz. Oysa bizim çocukluğumuzda bunları yazmaya gerek yoktu; çünkü hayatın kendisi doğaldı. Sofralarımızda gösteriş değil, emek vardı; etiket değil, güven vardı; bereket vardı.
İnsan yıllar geçse de bazı kokuları, bazı tatları ve bazı sofraları hiç unutmuyor. Belki de bu satırlar, Anadolu’nun kaybolmaya yüz tutmuş bir kahvaltı kültürünün hatırası olarak hafızalarımızda yaşamaya devam edecek.
Malzemeler
1–2 yemek kaşığı taze köy tereyağı
4–5 adet taze köy yumurtası
1–2 yemek kaşığı hakiki üzüm pekmezi
Sıcak köy ekmeği veya yufka ekmek
Yapılışı
Önce köy tereyağı tavada eritilir ve hafifçe kahverengileşinceye kadar kızdırılır. Ardından taze yumurtalar kırılır ve istenilen kıvama gelinceye kadar pişirilir.
Geleneksel tarifte tuz eklenmez. Ocaktan almaya yakın üzerine hakiki üzüm pekmezi gezdirilir. Tava sıcak sıcak sofraya gelir; köy ekmeği ya da yufka ekmek, tereyağına, yumurtaya ve pekmeze bandırıla bandırıla yenir.
Hatıralarda afiyet olsun…
Çünkü bazı lezzetler sadece damakta değil, ömür boyu yürekte kalır.















