Memleketimden İnsan Manzaraları 577
DARISI BAŞINIZA
Fevzi Coşkun’u tanır mısınız? Tanımasanız bile adını duymuşsunuzdur sanırım. Hele hele eğitim birlikleri, öğretmen dernekleri ve sendikalarıyla ilginiz olmuşsa biraz, mutlaka bilirsiniz. “Ser verip sır vermeyen yiğit İbrahim Kaypakkaya; onun en yakın arkadaşı Murat Ali Kiremitçi, Prof. Bülent Okay, Dr. Hüseyin Demirci, matbaacı Ruhi Şahin, yazar Fazilet Özkan Por ile yazar ve şair Bahattin Gemici ve daha yüzlerce ünlü eğitimci gibi o da Hasanoğlan Atatürk İlköğretmen Okulunda filizlenmiştir çünkü.
Gelin, biraz yakından tanıyalım; bu arkadaşı: Fevzi Coşkun 1948’de Ankara’nın Kalecik ilçesine bağlı Yurtyenice köyünde doğar. İlkokulu köyünde bitirip sınavlar sonucu eski bir Köy Enstitüsü olan Hasaoğlan’da yatılı olarak okuma hakkını kazanır. Altı yıl bu okulda eğitim alır. Mezuniyetine iki ay kala Eskişehir Çifteler Yunus Emre İlköğretmen Okuluna sürgün edilir. Dolayısıyla 1968’de öğretmenlik diplomasını oradan alır.
Bu bana yeter deyip durmaz ama. Yazılı ve sözlü sınavlar sonucu Balıkesir Necatibey Eğitim Enstitüsünün Sosyal Bilgiler Bölümüne kabul edilir. 1971’de bu okulu da başarıyla bitirip yıllarca ortaokul, lise ve meslek liselerinde öğretmen ve yönetici olarak çalışır. 1981’de Türkiye Ortadoğu Amme Enstitüsü Kamu Yönetimi Uzmanlığını da bitirir. 1990’da EĞİTİM-İŞ Sendikasının kurucuları arasında yer alıp önemli görevler üstlenir. Ayrıca İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanlığında bir süre danışman olarak da çalışıp 1996’da emekli olur.
Birçok emeklinin yaptığı gibi kahve köşelerinde vakit öldüreceğine CHP’ye üye olup aktif siyasete atılır. Bir süre sonra Prof. Mümtaz Soysal’ın başkanı olduğu Bağımsız Cumhuriyet Partisi kurucuları arasında görürüz onu. Bu partide genel sekreterlik görevini bile üstlenir.
2010’da Atatürkçü Düşünce Derneği yönetim kuruluna seçilir. Daha sonra genel sekreter yardımcısı olarak görev yapar. Ankara Emekli Öğretmenler Derneğinin de üyesi olan Coşkun, ADD Denetleme Kurulu ile Tüm Emekliler Dayanışma Ağı (TEDA) adlı kuruluşun da temsilciler kuruluna seçilir. Birçok insan bir koltuğa iki karpuz sığdıramazken, o daha fazlasını sığdırır.. Köylü çocuğu ve de öğretmen… Olmasın mı o kadar!
İyi, güzel de neden bu arkadaşı konu ettim; bu haftaki söyleşime? Onca işi arasında “Çalışma ilişkileri açısında TÖB-DER”(*) adlı büyük boy 230 sayfalık titiz bir araştırma ürünü yararlı bir kitabını okudum da onun için. Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay, bu kitaba yazdığı sunuş yazısında diyor ki:
“Biliyorsunuz ki belleğini kaybeden bir mücadele yönünü de kaybeder. Tonguç Baba’nın aydınlanmacı eğitim felsefesiyle yoğrulan, Hasan Âli Yücel’in vizyonuyla hayata geçirilen Köy Enstitülerinde atılan aydınlanma tohumu, 1960’larda TÖS ile filizlenmiş, 12 Mart Muhtırası sonrası kapatılan TÖS’ün ardından kurulan TÖB-DER ile yüz binlerce eğitim emekçisinin mücadelesinde çelik bir iradeye dönüşmüştür.” dedikten sonra şu gerçeği de söylemiş:
“12 Eylül faşizmi kapılarına kilit vurarak, üyelerini işkenceden geçirerek TÖB-DER ruhunu yok edebileceğini sanmıştır. Oysa Köy Enstitülerinden TÖS’e, TÖS’ten TÖB-DER’e uzanan mücadele mirası 12 Eylül’ün karanlığını yırtarak Eğitim-İş’in onurlu ve örgütlü mücadelesinde yeniden vücut bulmuştur. (…) Fakir Baykurt’un, “Öğretmen yalvarmaz, öğretmen boyun eğmez, öğretmen el açmaz, öğretmen ders verir.” sözü dün olduğu gibi bugün de pusulamızdır.”
Eğitimci yazar Niyazi Altunya da “Fevzi Coşkun’un TÖB-DER Kitabı” başlıklı yazısında, “12 Mart 1971 darbesiyle Anayasadan memurların sendika hakkının çıkarılması üzerine TÖB-DER hapisteki TÖS yönetiminin el vermesiyle kuruldu.” der.
12 Mart 1971 darbesiyle TÖS’lü yöneticiler nasıl tutuklandı ise 12 Eylül 1980 darbesinden sonra da TÖB-DER’li yöneticiler tutuklandı. Onlardan biri de Bakırköy Merkez Lisesi öğretmeni değerli dostum Doğan Oğuzer’di. Hiçbir suçu günahı olmadığı halde yalnızca TÖB-DER genel kurul üyesi olması nedeniyle aylarca hapiste yattı.
İstanbul Milli Eğitim Müdür Yardımcılığında olduğu gibi Bakırköy Merkez Lisesinde de birlikte çalıştığım arkadaşım, dostum ve meslektaşımın suçu neydi? Devlet hazinesini mi soymuştu? Dere yatağına ruhsatsız apartman mı yapmış ya da yaptırmıştı? Yalan dolanla saf yurttaşları kandırıp paralarını mı gasp etmişti? Dini ve siyaseti âlet ederek yoksul halkımızı mı sömürmüştü?
İşte bunları yapmadığı ve yapanlara karşı duran TÖB-DER gibi bir örgütün etkin üyelerinden biri olduğu için tutuklandı, ceza aldı, hapis yattı. Birçok TÖS’lü ve TÖB-DER’li öğretmen gibi o da bu haksız ve hukuksuz uygulamayı bir ceza değil, ödül olarak gördüğü için halkımıza da küsmedi; devletimize ve ülkemize de… Ve bir milim bile sapmadı; doğru bildiği yoldan. Henüz 90 yaşında olan dostumla haberleşiriz hâlâ. 1980’deki Doğan Oğuzer neyse yine o!.. Aynı kafa, aynı yürek… Kalemi de çok güçlüdür. O günleri bir yazsa ne güzel olur!
12 Eylül 1980 darbesinden sonra TÖB-DER de kapatılır hemen. Sıkıyönetim, sıkıyönetim mahkemeleri (DGM) derken mecburen bir süre sessiz ve örgütsüz kalır öğretmenler. Ama aydınlanmış kafalar uzun süre düşünmeden sessiz ve suskun kalamaz ki. Burada TÖB-DER kitabının yazarı Fevzi Coşkun’a bırakıyorum sözü:
“Derken insan hakları, demokrasi, çalışma ilişkileri, işveren, çalışan, örgüt, sendika, sözleşme, grev vs. yeniden biçimlenmeye başladı kafalarımızda. Sonra da, “Haydi sendikaya!’ denildi. Çıka çıka 23 kişi çıktı ortaya. Biri de ben… 28 Mayıs 1990 ve Eğitim-İş’te yeniden sendikal yaşam…”
Yazarımız Coşkun’un dediği gibi, TÖB-DER kitabı, “Geçmişten bir ibret alma çabasıdır.” Bence sendikal çalışmaların içinde pişmiş bir yiğidin titiz bir çalışma ürünü… Kısaca, öğretmen örgütlerinin tarihi… Coşkun’u bu değerli eseri için yürekten kutlarım.
Ben okuyup yararlandım. Darısı henüz okumayanların başına!..
——————————————————————————
(*) Çalışma İlişkileri Açısından TÖB-DER, Fevzi Coşkun, Eğitim-İş Yayınları, 2. Basım, Ankara
İletişim, E-Posta: iletisim@egitimis.org.tr; Tel: 312 434 12 06
Hüseyin Erkan
0535 371 74 83
huseyinerkan@dilemyayinevi.com.tr















