İBAHÇEDE TSUNAMİ
Bu sabah bahçeyi gördüm. Kendimi rüyada sandım.
“Bahçede tsunami,” dedim.
Elim ayağım tutmaz oldu. Bahçe acımasızca eşilmiş ve çayır, toprağa karıştırılmıştı.
Söylenecek çok şey var ama karşında muhatabını bilmiyorsun. Kendimden geçmiş bir halde; kim ve neden? Diye bağırıyorum. Kim bu kötülüğü yapan, diyorum.
Bozlağın Hamdi; sinirlenme, toparlağın Recebin bahçesini de yerle bir etmişler. Sabahın son karanlığında; domuzları sürü halinde görmüşler. Recep görmesem onların yaptığına inanmazdım, demiş. Hamdi, kötü haberlerine devam etti. Yukarı mahalleyi de perişan etmişler, dedi.
Hamdi, obadakileri toplayalım ve kalıcı önlemler alalım, geçici tedbirlerle olmuyor, dedi. Gerçeklerle yüzleştik, kalıcı ve yok edici olaya başvurmalıyız, dedim.
Toplantıda Fikri arkadaşın görüşlerini uygulamaya koymaya karar verdik. Buna göre; dört metre derinlik ve iki metre genişlikte, bir kuyu eşeceğiz. Üzeri ince tahtalarla örtülecek ve çimen kesilip tahtalar kapatılacaktı. Kuyunun içerisine akşam on bire doğru yakalanan domuz yavrusu ve pişmiş patates atılacaktı. Sessizce beklenecekti.
Becerikli bir tuzak hazırladığımıza inanıyorduk. Çetin bir bekleyiş başladı. Parlak bir düşünce uygulanıyordu. Domuzlar kuyuya düşse de sabahın hayrı diyoruz.
Karşı konulmaz bir algıyla, içim içime sığmıyordu. Yavruların çırpınışı ve bağırmasını duyuyorduk. Kuyudan gelen seslere odaklanmış pür dikkattik. Düşmana karşı fısıltıyı bile kesmiş ve görünmez olmuştuk.
Fikri; hayatımda bu kadar heyecanlı bir gece geçirmedim, kalbim yerinden çıkacak, dedi. Yeni bir tuzak ile çarpışmamız, ileri seviyede güç kazanmıştık. Sonuç sabahın ilk ışınlarında gizliydi.
Ender rastlanan böyle bir tuzağı, bir hafta uğraşmakla hazırlayabilmiştik.
İlk ışınla uyandık ve kuyuya doğru yaklaştık. Çıkan seslerin domuz sürüsünün kuyuyu ziyaret ettiğini gösteriyordu. Kuyunun üzeri yıkılmış ve dağılmıştı. Bozulan bir yapıya bu kadar sevinildiğine tanık oluyorduk. Bayram başlamıştı. Ağır ağır yaklaştık ve çığlıkların gök yüzüyle barıştığının farkına vardık. Manzara olağan üstüydü. Azimle çalışmamızın karşılığı gök yüzüne yükselen çığlıklardı.
Tuzaktaki derinliğine bir çukur, obalıyı rahat bir sonuca vardırmıştı.
Domuzlar can derdinde, bizler ise eğlence peşindeydik. Mutluyduk hiçbir şekilde kendimizi sorgulamıyorduk. Çünkü çayırımız toprağa karışmış yok olmuştu. İneğimizin yiyeceğinin kalmaması, haklılık payımızı yükseltiyordu. Geçtiğimiz yollar, hakkımızı teslim ediyordu.
Mücadeleden zaferle çıkmıştık.
İlk ışıkla kuyuyu kapattığımızda, obada sevinç hakimdi.
Hasan TANRIVERDİ












