Hayatta aslolan andır.
Geçmiş, hatıraların gölgesidir. Gelecek ise henüz doğmamış bir ihtimal.
İnsan çoğu zaman yaşamadığı zamanlarda yaşar; dünü düşünürken bugünü kaçırır, yarını beklerken elindekini tüketir.
Oysa hayat, ne geride kalanlarda ne de gelecek olanlardadır. Hayat, tam da şu an attığın adımda, aldığın nefeste, söylediğin sözde, baktığın gökyüzünde saklıdır.
An, içinde bulunduğumuz eylemdir. Düşünmek değil, yaşamaktır. Beklemek değil, yürümektir. Hayal etmek değil, dokunmaktır hayata.
Çünkü yaşam, bir gün gelecek sandığımız o büyük zamanda değil; birbirine eklenen küçük anların içinde sessizce akmaktadır.
Mutluluk da, huzur da, dönüşüm de yalnızca anda mümkündür. Geçmiş değiştirilemez, gelecek garanti edilemez, ama şimdi şekillendirilebilir.
Bu yüzden hayatı erteleme. Söylenecek sözü söyle, atılacak adımı at, seveceksen sev, güleceksen gül.
Çünkü sahip olduğun en büyük servet ne dünündür ne de yarının. Sahip olduğun tek gerçek, içinde bulunduğun andır.
Ve anı hakkıyla yaşayan, hayatı da hakkıyla yaşamış olur.















