Yetmiş dört yıl…
Tam yetmiş dört yıldır aynı masada oturduğumuz, aynı ittifakta omuz omuza durduğumuz bir dünyanın kapısında hâlâ “bekleyin” denilen ülkeyiz biz.
Türkiye, NATO’ya 18 Şubat 1952 tarihinde üye oldu. Kore Savaşı’nda verilen şehitlerin acısı hâlâ tazeyken bu millet, sadece kendi sınırını değil, Batı’nın güvenliğini de korumak için büyük fedakârlık yaptı.
Soğuk Savaş’ın en sert dönemlerinde Avrupa’nın güvenlik duvarı Türkiye oldu.
Boğazlara sahip çıkan, sınırlarını koruyan, gerektiğinde bedel ödeyen yine bu milletin evlatlarıydı.
Yıllar geçti…
Hükümetler değişti…
Dünya değişti…
Ama Türkiye’nin Avrupa’ya dönük yüzü hiç değişmedi.
1963 Ankara Anlaşması…
1999 adaylık süreci…
2005 müzakereler…
Aradan geçen onca yıla rağmen Türkiye’ye sürekli “bekle” denildi.
Bugün dönüp bakınca insanın içinde şu soru büyüyor:
Aynı güvenlik ittifakında bulunduğumuz ülkelerin büyük kısmı Avrupa Birliği çatısı altında yer alırken, neden Türkiye hâlâ kapının dışında tutuluyor?
Üstelik Türkiye, NATO’nun en büyük ve en güçlü ordularından birine sahip ülkelerden biridir.
Terörle mücadelede en ağır yükü taşıyan…
Milyonlarca göçmenin Avrupa’ya geçişini kontrol altında tutan…
Enerji yollarının merkezinde bulunan…
Savunma sanayisinde kendi teknolojisini üretmeye başlayan ülke yine Türkiye’dir.
Bugün İHA’sını, SİHA’sını, savaş gemisini, millî savunma sistemlerini üreten bir Türkiye var.
Sadece sınırlarını koruyan değil…
Kendi bölgesinde oyun kurabilen…
Masada ağırlığı hissedilen…
Sahada gücü kabul edilen büyük bir devlet gerçeği var.
Türk dünyasıyla bağlarını güçlendiren…
Asya’dan Afrika’ya kadar etkisini hissettiren…
Kriz masalarında sözü dinlenen bir Türkiye var artık.
Ama buna rağmen yıllardır oyalandığını düşünen bir millet de var.
Bu yüzden toplumun önemli bir kısmında şu duygu büyüyor:
“Türkiye sadece ihtiyaç duyulduğunda mı hatırlanıyor?”
Türkiye eski Türkiye değil.
Bugün kendi savunma sanayisini kuran…
Kendi teknolojisini geliştiren…
Kendi yolunu çizebilen…
Gerektiğinde dünyaya meydan okuyabilen bir devlet var.
Ben devletimizin yerinde olsam artık daha net bir duruş sergilerdim.
Avrupa samimi davranacaksa masaya eşit oturulmalı.
Aksi hâlde Türkiye; Asya’da Çin, Rusya ve Türk dünyasıyla ekonomik ve stratejik iş birliklerini daha güçlü şekilde değerlendirebilir.
Çünkü Türkiye, kimsenin alternatifsiz gördüğü bir ülke değildir.
Bu millet tarih boyunca diz çökmedi.
Bu topraklar sıradan değildir.
Bu bayrak sıradan değildir.
Bu devlet sıradan değildir.
Türkiye, gerektiğinde kendi ittifakını kurabilecek, kendi gücünü dünyaya kabul ettirebilecek büyük bir devlettir.
Ve unutulmamalıdır ki;
Türkiye sadece bir ülke değildir.
Türkiye, yüzyıllardır dünyaya yön vermiş büyük bir medeniyetin adıdır.
Artık bu ülkeye kapıda bekleyen değil, masada ağırlığı hissedilen bir devlet gibi davranılmalıdır.
Çünkü Türkiye isterse sadece bölgesinin değil, dünyanın en etkili güçlerinden biri olacak iradeye, potansiyele ve millete sahiptir.
Ve o gün geldiğinde dünya şunu çok daha net görecektir:
Türkiye’ye rağmen değil,
Türkiye ile birlikte denge kurulabilir.
Araştırmacı Yazar | İsmail Yaman
📧 yazarismailyaman@gmail.com
📞 WhatsApp: 0541 850 78 84
















