Hüsnü, doğal davranır ve bilinçli hareketini, bağımsız düşüncesiyle süslerdi. Olumsuz şartların getirisini, davranışına yansıtmazdı.
Deniz ve gökyüzü arasındaki sır olayların nedeni için, çalıştığını benden saklamazdı. Denizin atmosfer ile ilişkisini, deneyle açıklayacağım. Bu konuda iddialıyım, gücümü biliyorum, diyordu.
Dalgalarla kurduğu beraberlikten gününün nasıl geçtiğinin farkına varmazdı. Dalgalar arasında, deney yapıyorum, diyordu. Gemi kaptanları bile, sırlı Hüsnü’yü tanıyordu.
Hüsnü, deniz ve uzay arasında, gerçekleşen olayları, yer altı sarsıntısına bağlıyordu. Dalgalar durduk yere yükselmezdi. Ayrıca güneş, ay ve gezegenler arasındaki çekim olayları da elektromanyetik etkileşimdir, diyordu.
Elektromanyetik dalgaların, insan bünyesindeki çeşitli etkenleri tetiklediğini deneylerimde görüyorum. Bu etkenlerin, hastalıklara neden olduğunu söylüyordu. Hüsnü için deniz bir semboldü. Sembolün dışa vurumu da dalgalardı. Canlılık dünyası, dalgaların yükselip alçalışıyla, doğada yaşama şansını buluyor, diyordu.
Kaybolmuş uygarlıklar, dünyanın uzayla etkileşimiyle, karalarda yaşama şansı bulamamışlar ve silinmişlerdir. Onun için Anadolu’da medeniyetler batmış kaybolmuştur. Fakat Türklerin büyük uygarlıklar kuracağını söylüyordu. Nedeni için, kendinden olmayan medeniyetleri kabulleniyorlar. İnsanlarla iyi geçiniyorlar, diyordu.
Hüsnü’den izin alıp ayrıldık. Açık denizde yaptığım deneylerin sonuçlarını ileteceğim, dedi. Arkadaşa doğanın gözlenebilir özellikleri, arasındaki ilişkilerden bahsediyor, dedim. Farklı bir şey söylemiyordu.
Arkadaş belli bir dereceye kadar, bağımsız düşünce yeteneğine güvenebilir ama deneylerini bilimsel yapması imkânsız, dedi. O halde Hüsnü’den ne bekleyeceğiz. Belki gözleme dayalı bir şeyler söyleyebilir, bilimin temel etkenlerine yaklaşamaz, dedim. Hüsnü’den bir aydır, haber alınamamış. Bana da ulaşıp sordular.
Hüsnü’yü deniz farklı bir yöreden sahile atmış olabilir miydi?
Böyle düşündüğüm sırada, barınaktan aradılar. Barınağa heyecanla vardığımda aradan en az sekiz ay geçmişti.
Bana şişe içerisinde bir mektup gösterdiler. Şişenin ağzını açtım. Mektup Hüsnü’den geliyordu. Çok şaşırdım ve duygulandım. Nerede ise altı ay sonra şişe içerisinde mektup. Balıkçı arkadaşlarına Hüsnü’yü sordum. Mektubu okursan birlikte öğreniriz, dediler.
Mektup klasik başlamıştı. Sevgi ve selamlardan sonra, onu anladığım için teşekkür ediyordu. Araştırmalarını, sonlandırana kadar denizin ortasında kalacağım, diye yazıyordu. Güneş, ay ve uzay diyorum. Çekim kuvvetlerinin nasıl etkilediğini bulmaya çalışıyorum. Bilinçli insanlar sözlerimi anlayacaktır. Bağımsız düşünemeyenler, deneylerimin sonuçlarını anlamazlar.
Bir ay sonra barınakta buluşmak üzere, sevgi ve selamlar. Hüsnü…
Mektubu balıkçı arkadaşlarına verdim. Yalnız kaybetmeyin önemli, dedim.
Hasan TANRIVERDİ















