Vekil maaşı yüksek, dokunulmazlık geniş: Adalet duygusu neden sarsılıyor?
Milletvekilliği, halkın iradesini temsil eden en kutsal görevlerden biridir. Bu makam; milletin derdini Meclis’e taşımak, adaleti güçlendirmek ve ülkeyi geleceğe taşımak için vardır.
Fakat bugün sokakta, pazarda, işyerinde konuşulan tek bir gerçek var: Milletvekilliği hizmet olmaktan çıkıp ayrıcalık düzenine dönüşüyor.
Halk yıllarca çalışıyor. 25 yıl prim ödüyor, yaş bekliyor, sağlığını yitiriyor, geçim sıkıntısıyla boğuşuyor.
Buna rağmen emekli olduğunda aldığı maaşla yaşamaya çalışıyor.
Ama siyasetçinin sistemdeki konumu, halkın gözünde bambaşka bir yere oturmuş durumda.
Çünkü halk şunu görüyor:
Vatandaş emeklilik için yıllarca mücadele ederken, milletvekili kısa süre görev yapıp emeklilik hakkı elde edebiliyor.
Bugün toplumda en çok tepki çeken konulardan biri de budur:
“İki yıl vekillik yap, emekli ol” algısı.
Belki bunun teknik detayları vardır, belki mevzuatın içinde farklı şartlar bulunur. Ama halkın vicdanı teknik detaya bakmıyor. Halkın baktığı şey şudur:
Eğer sıradan vatandaş 25 yıl prim ödemeden emekli olamıyorsa, milletvekili de olamamalıdır.
Çünkü bu ülkede emeklilik, alın terinin karşılığıdır.
Emeklilik, sabahın köründe işe gidip gece eve dönen milyonların hakkıdır.
Emeklilik, fedakârlığın ödülüdür.
Siyasetçi ise halka örnek olması gerekirken, halkın gözünde “kolay yoldan kazanılmış hakların sahibi” gibi görünmeye başlıyorsa, burada devletin itibarı yara alır.
Bir başka sorun daha var: Çifte emeklilik meselesi.
Vatandaşın dilinde şu cümle giderek büyüyor:
“Zaten başka yerden emekliliği olan adam vekil oluyor, bir de vekil emekliliği alıyor.”
Bu durum doğru olsun ya da olmasın, toplumda oluşan algı şudur:
Bazıları iki maaşla yaşarken, bazıları bir maaşla ay sonunu getiremiyor.
İşte adalet duygusu burada kırılıyor.
Bugün bir milletvekili yaklaşık 273 bin TL maaş alıyor.
Bu maaşın yanında görev nedeniyle sunulan imkânlar, makam araçları, korumalar, lojmanlar ve temsil giderleri de eklenince vatandaşın zihninde tek bir sonuç oluşuyor:
Bu sistem halka değil, siyasete hizmet ediyor.
Dokunulmazlık meselesi ise bu tabloyu daha da ağırlaştırıyor.
Dokunulmazlık teoride yasama faaliyetleri için bir güvence olabilir. Ama halkın gözünde dokunulmazlık artık “hesap vermeme kalkanı” gibi algılanıyor.
Vatandaşın aklında şu soru var:
Hem yüksek maaş, hem geniş imkânlar, hem de dokunulmazlık…
Peki halkın hakkı nerede?
Milletin adalet terazisi burada şaşıyor.
Sorun aslında çok net:
Halk, siyasetçinin kendisinden kopuk yaşamasına isyan ediyor.
Çözüm ise çok açık ve uygulanabilir.
Milletvekilliği, belediye başkanlığı ve benzeri görevlerde maaş sistemi yeniden düzenlenmelidir.
Bu görevler “ömür boyu ayrıcalık” üreten bir mekanizma olmaktan çıkarılmalıdır.
Milletvekilleri görev süresi boyunca elbette maaş almalıdır. Ancak bu maaş, halkın temel ekonomik gerçekliğine uygun olmalıdır.
Halkın talebi nettir:
Milletvekili görev yaptığı sürece işçi maaşı düzeyinde maaş almalı, SGK primi de buna göre yatırılmalıdır.
Bu sayede milletvekili de halk gibi yaşar.
Pazara çıktığında fiyatı hisseder.
Kirası, faturası, geçim derdi ne demek bilir.
Milletin halini masa başında değil, hayatın içinde görür.
Ve en önemlisi:
Görev bittiği anda maaş da bitmelidir.
SGK primi de durmalıdır.
Resmî araç, koruma, lojman, temsil giderleri de sona ermelidir.
Çünkü milletvekilliği bir meslek değil, bir emanettir.
Görev bitince ayrıcalık devam edemez.
Emeklilik konusu ise en kritik başlıktır.
Bu ülkede vatandaş 25 yıl prim ödemeden emekli olamıyorsa, milletvekili için de aynı şart geçerli olmalıdır.
Ne iki yıl, ne üç yıl.
25 yıl prim ve yaş şartı neyse, milletvekili için de aynısı uygulanmalıdır.
Ayrıca çifte emeklilik düzeni de halkın vicdanında ciddi bir yaradır.
Bir kişi hem başka yerden emekli olup hem de vekillikten ikinci emeklilik alıyorsa, bu toplumun adalet hissini yerle bir eder.
Bu sistem, milletin sırtına yük olur.
Devletin görevi, güçlüye daha çok güç vermek değil, halkın hakkını korumaktır.
Milletvekili olmak bir zenginleşme kapısı değildir.
Bir ayrıcalık düzeni hiç değildir.
Milletvekili olmak, milletin derdiyle dertlenmektir.
Bugün Türkiye’nin ihtiyacı daha çok imkân değil, daha çok adalettir.
Daha çok protokol değil, daha çok eşitliktir.
Daha çok dokunulmazlık değil, daha çok hesap verilebilirliktir.
Çünkü adalet yalnızca mahkemede aranmaz.
Adalet, bordroda aranır.
Adalet, emeklilikte aranır.
Adalet, pazarda ve sokakta hissedilmek zorundadır.
Milletin gözünde adalet duygusu zedelenirse, devletin itibarı zedelenir.
Güven kaybolursa, birlik zayıflar.
Öfke büyürse, huzur gider.
Bu yüzden artık açık konuşmak gerekir:
Milletvekilliği ayrıcalık değil hizmet olmalıdır.
Emeklilik ayrıcalığı değil, alın terinin karşılığı olmalıdır.
Maaşlar halktan kopuk değil, halkla aynı düzlemde olmalıdır.
Halk 25 yıl çalışıyorsa, vekil de 25 yıl prim ödemelidir.
Halk emekli olana kadar mücadele ediyorsa, vekil de aynı şartlara tabi olmalıdır.
Görev bitince maaş da bitmelidir.
SGK da bitmelidir.
Ayrıcalık da bitmelidir.
Çünkü bu ülke, ayrıcalıkla değil adaletle büyür.
Ve unutulmamalıdır:
Bir ülkede adalet hissi yoksa, güven de yoktur.
Güven yoksa, gelecek de yoktur.
Araştırmacı Yazar | İsmail Yaman
📧 yazarismailyaman@gmail.com
☎️ WhatsApp • +90 541 850 78 84





















