Ağaçlar sarsıldığında, içim bir hoş oldu. Cereyana tutulmuş gibi, titredim. Rüzgâr ve gök gürültüsü birlikte ürkütücüydü.
Ağaçlar kırılsa, birbirlerine yaslanır ve ezilmem, diye düşündüm. Fakat fırtınanın gücü, ormanı resmen yerle bir edecek gibiydi. Televizyonda ağaçların kopması ve kırılması geçti gözümün önünden. Gözlerimi kapadım ve acı üzerine acı, dedim.
Ormanın, ağaçsız ve aydınlık görülen, alanına geçmek istedim.
Kırılan ağaçları kesen işçi, cırtlak sesiyle, ağaçların arasından çıkılmaz. Açıkta ağacın altında kalırsın. Bu sıklıktaki ağaçlar, birbirinin üzerine yıkılır ve yere düşmezler, dedi.
İşçi, düşmüş olan ağacın kabuğunu soyuyordu. Bu korku ortamında, kabuğun altından çıkan böceğin büyüklüğüne şaşırdım. İşçi, tekrar seslendi. Yörede fırtına eksik olmaz, ama ağaçlar kırılsa da yere düşmez, dedi. İçim biraz olsun rahatladı. Çünkü, işçi hiç umursamaz davranıyordu.
İşçinin sözü üzerine ormandan çıkıp eve doğru koşmaya başladım. Evdekilerde zor anlar yaşıyor ve çatılar uçabilir, diye düşündüm.
Evin önünde, kardeşimle karşılaştım yüzü sararmıştı, rahatsız mısın? Diye sordum.
Çayır yığdım yorgunum. Rüzgâr ortalığı kasıp kavuruyor. Ocağı su döküp söndürdüm. Çatıya da su attım ve biraz soğumasını sağladım, dedi.
Kardeşime geçenlerde, tartıştığın yaşlı adam kimdi? Dedim.
Öğretim görevlisiymiş. Davranışları da gördüğün gibi normal değildi. Stresli bir hali vardı. Beni anlamazsınız, diye ziyaretçilere ters hareket etti. Hareketini yaşlılığına ve sinirli haline bağladım. Bunun üzerine yanından ayrıldım. O günden sonra bir daha da oturduğu yere gitmedim. Elimi kaldırıp selamlaştık, iyi günler diyerek ayrıldık, dedi.
Sokakta rastladığım, öğrenciye laf attım. Öğretmeniniz sanatçı ama bir tuhaf. Öğrenci baktı ve tuhaflığı beyninden geliyor, dedi ve güldük. Öyle insanlara laf yetiştirmek, ayı ile dansa benzer, dedim. Bu defa daha çok güldük.
Rüzgâr çatılara zarar vermeye devam ediyordu. Biz geçen yıl onarımını yapmıştık. Uçan çatılar havada dalga atıyor ve bir yere çarpıyordu. Resim öğrencisinin biri, çatının altında kalmış ve hocası, “resmini yapalım da öyle çıkarırsınız,” demiş.
Salonun çatısı da uçtu. Ressamlar tablolarını yağmur almayan yere götürdüler. Fırtınadan sokaklar karıştı. Evleri su bastı. Çatılar suya engel olamadı. Hiçbir düşünce gücüyle, fırtınaya engelleyemez ve ısrarcı da olamazsın.
Kafana vurulacak tokmak pamukla sarılsa da yine de seni sarsacaktır.
Kötü huylar, toplumda değer bulmazsa insanlar daha neşeli ve birbirine karşı kırıcı olmazlar. Böyle bir toplumda, tomurcuklar daha renkli açarlar.
İşçiler, ağaçların birbirine yaslanmasından yaralanmadılar. Onların görüşü doğru çıktı. Dışarıda olanlar ise çatıların uçmasıyla yaralandılar. Ressamlar salondan çıkmamış olsalardı yaralanmayacaklardı.
Tabloları su içerisinde kalmayacaktı.






















