İlk sıkıntı şuydu: Romanın, dedikodu derlemesi havasına bürünmesi. Konular açısından bakıldığında, ve tabii ki kahramanlar açısından, zaten bilindik konuları içerebilecek olması… Uyuşturucu, cinayet, kirli insanlar, aldatmalar… Medyadaki “Anadolu irfanı(!)” programları havasından nasıl kurtulacaktı yazdıklarım?.. Çünkü, bir ilçede geçecekti “olaylar, olaylar!”. Bildiğiniz gibi, Didim‘de geçecekti…
İkinci sıkıntı ise şuydu: Demin dediğim gibi, Didim gibi bir ilçede geçecekti olaylar ve olay örgüleri burada örülecekti. Yerellikten nasıl kurtulacaktım?.. Didim normalde güzel bir şehirdir fakat güzel görünümünün altında dönen, yani yeraltında dönen şeyler-insanların arasında dönen şeyler çok fazlaydı… Bu, aslında bir açıdan bakıldığında olumlu bir şeydi. Pek çok şey var ve birbirleriyle bağlanabilirlikleri çok fazlaydı. Romana renk katılmış olurdu. Ama yine aynı sorun ortaya çıkardı: yerellik.
“Bataklık Domuzları” neden tek bir roman olsun ki?.. dedim bu gün. Bir seri olurdu. Yani şöyle:
Bataklı Domuzları – Apollon’un Gazabı
Bataklı Domuzları – Berlin: Şeytanın Yuvası
Bataklı Domuzları – Kanlı Baron-Kan Uykusu
Bataklı Domuzları – Domuz Gen
…
Bunlar taslak isimler. İlk romanda Didim‘de geçen olaylar olur. Buradan diğer romanlara bağlantı uçları bırakırız. Sonra ikinci roman, sonra üçüncü… Böylece devam eder.
Berlin temalı romanda başka şehirlerin de adı geçebilir. Kanlı Baron romanı olayları, Paris‘te geçer.
Böylece devam eder…
Bunları İZBAN-Salhane durağındayken düşünüyordum. Hava bir açıp bir kapanıyordu. Bill Gates, yine iklimlerle oynuyordu. Trenin gelmesine 9 dakika vardı. Sağımdaki bekleme banklarında kimse yoktu. Sağa sola bakınırken Halil‘i bana bakarken gördüm. Son üç seferdir sırıtarak peyda oluyordu. Yine sırıtıyordu. Bankın boş tarafına elini vurdu, “gel gel” işareti yaptı. Gittim, oturdum.
Yorgunsun. Sana bir güzellik yapayım. Taslağı vereyim. Öneri, yani bunlar, dedi Halil. Anlatmaya koyuldu:
Abuzer, senin gibi, bir öğretmen. Daha önce nasıl giriş yaptığını hatırlıyorsun. Zaten sen giriş yaptın. Adliye binasının dışında, adliye bahçesinde bir küçük detay olabilir. Son derece lüks bir beyaz otomobil pervasızca park edilmişti. Senin de dikkatini çekmişti. O lüks araç, Ziya adlı savcının değil, Selahattin adlı bir savcının olsun. Selahattin, ilçenin baronu. Küçük baron, yani. Serveti oldukça artmış bir savcı tipi. Fakat Selahattin öyle kalsın. Onu, Paris romanında el al ve ayrıntılandır.
İlk romanda Domuz Tarikatına biraz giriş yapılabilir. Yarı açık bırak yani. Gizemli bir tarikat. Ayinlerinden bahset fakat ilk romanda gizemli kalsın. Sen zaten bir iki cinayet eklemiştin. Cesetlerin gömüldüğü yerdeki olacak şeyleri ben sana ileride anlatacağım.(Bilimsel bağlantı).
İlk romanda gizemli bir kızdan da bahsedelim. O da böyle belli belirsiz görünüp kaybolan bir kız tipi. Sen, bu kızla ilgili bağlantıları sonra kuracaksın. İlk romanda, sana bazı işaretler bırakan bir kız bu. Uzun boylu, kısa saçlı. Onu ilk görüşün, aslında tam olarak anlamadığın bir an olsun. Son derece lüks siyah bir aracın içinde onu görüyorsun. Sonra tekrar tekrar görüyorsun ama anlamlandıramıyorsun. Önceki yazıların birinde bahsettiğim Abuzer- Selen ekseni bu satırlarda kurulmalı. Neyse.
İkinci romandaki mekanların Berlin‘de olması, aslında senin sıkıntılarını aşmanı sağlayacak. “Yerel bir roman mı olur?..” sıkıntın bu ikinci romanda aşılmış olacak.
İkinci romanda, bilimsel temalar da işlenir. Aynı zamanda, küresel bağlantılar da işin içine katılır. Selen, son derece köklü bir soya sahiptir fakat her nasılsa son derece saf kalpli kalabilmiş bir tip olarak romanın ortalarında daha çok görünecek.
Üçüncü roman-Bataklı Domuzları – Kanlı Baron-Kan Uykusu- Paris ağırlıklı olsun. Abuzer, Keltoş kod adlı bir baronun peşine düşsün; ki, ana tema bu. Baron Keltoş, emri altındaki küçük baron savcı Selahattin‘i Abuzer’in üzerine salar; tehditler, şantajlar… Fakat Abuzer onu ve etrafındaki kişileri alt eder ve Paris‘e kaçan baronu takibe koyulur.
Baron Keltoş, Paris‘e kaçmadan önce orada sahte bir kimlik oluşturmuştur. Jean Babtise Delôqua adlı bir kimlikle zaten yaşamaya devam etmekte olur(Kopya kişilik). Fakat Abuzer, teşkilatı çoktan çözdüğü için onun izini bulur…
Ben kabaca anlatıyorum ama, bu üçüncü roman da dahil, hepsindeki çok gizemli bir şey çok çok sonra ortaya çıkacaktır. Bilimsel ve tabii tarikatsal bir şey. Baron Keltoş, yani Jean Baptise, başka bir şey yapmak üzereyken, Abuzer onu yakalayacak ve kafasını kesip Eyfel Kulesi‘ne saplayacak olur. Alnına da bıçakla “Halil” kazınmış olur.
Olaylar, olaylar!..
Dördüncü roman, artık tamamen bilimsel ve tarikatsal sırların yavaş yavaş ortaya çıktığı bir roman olur.






















