Esasa girmeden önce şunu belirteyim,
Bir proje hakkında konuşabilmek için, proje müellifinin yani tasarım sahibinin açıklayıcı bilgilerini almak gerekir. Projesini hangi görüşleri doğrultusunda tasarladığını dinlemek lazım. Ahlâk ve nezaket bunu gerektirir.
Bunların yanı sıra, projesi yapılacak alanın niteliği, proje ana fikri, malzemeler, teknik imkanlar vs. bunları bilmek önceliklidir.
Projeden önce ana fikir yani projeden maksat ne? Maksadın proje uygulanacak alana uygunluk derecesi ne kadar? Bu doğrultuda maksadın ne kadarı projelendirmede gerçekleştirilebilmiş? Ona bakılır. Projenin başarısı da buradan gelir.
Şu anda böyle bir imkânımız yok. Zaten yapılmak istenenin görselinden başka elimizde bir veride mevcut değil. Dolayısıyla, yapılmak istenenin üzerine yorumumuz nazari olacaktır.
Aslında, yukarıda yazdığım nedenlerden dolayı, bu tür proje ve uygulamalar üzerine fikir beyan etmek istemem. Yaptığım bir anlamda hariçten gazel okumaktan öteye geçmez. Yorumumun doğruluk derecesi mesleki tecrübemle doğru orantılıdır. Ama laf aramızda bu konuda kendimden eminim. Bu da benim ukalalığım olsun.
Ancak Ünye’de bu tür konular (yalı kahvesi ve Eski Hamam örneğinde olduğu gibi) mahalle dedikodusu haline geldiği için zaman zaman “yahu bir dakika” demek geliyor insanın içinden.
Aya Nikola tescilli tarihi bir alan. Buranın düzenlenmesinin amacı, öncelikli olarak tarihi alanın korunması ve kamunun ziyaretine açık hale getirilmesidir. Orada (çeşitli nedenlerle) arkeolojik çalışma yapılamıyorsa, mevcudun korunarak, tarihi dokuya zarar vermeden, yüzeysel uygulama yapmaktır.
Bu konuya alakam, bir arkadaşımın, adaya ulaşmak için yapılmak istenen ahşap köprünün uygun olup olmadığını, ulaşma yolunun taştan yapılması daha doğru olmaz-mıydı? Diye sormasıyla başladı.
Kendisine ahşap köprünün daha doğru olacağını, taş yolun farkındalık yaratamayacağını, görsele ve tarihi alana zarar verebileceğini söylemiştim.
Ancak proje görselini incelediğimde, adada yapılmak istenen düzenlemenin, mevcudu koruma ve sergileme yerine, bundan öte amacın gezinti alanları oluşturmak gibi geldi bana.
Bu iki amaç arasında tam bir zıtlık vardır.
Tarihi dokuyu sergileme amacı, tarihi dokuya zarar vermeden, topografik yapıyı bozmadan, sadece yüzeysel temizlik yapılarak gelen ziyaretçilerin geçişlerini, yürümelerini kolaylaştırmak için yapılacak uygulamalardır. Tıpkı Ünye Kalesinde olduğu gibi.
Gerçi,
Tamamlayıcı tamirat ve tadilatlar konusunda da tereddütlerim var.
Bu konuda iki ana görüş var. Birincisi yapıldığı zamanın şekline ve ruhuna(!) göre yıkılan yerlerin tamir edilip tamamlanması. Ünye Kalesinin yıkılan duvarlarının yeniden yapılması gibi… İkinci görüş ise, yıkıntıların olduğu gibi bırakılıp tehlike arz eden kısımların farklı şeffaf ya da taşıyıcı malzemelerle güçlendirilmesi. Aynı zamanda yapının bütününün dış kontörleri ile ortaya çıkarılması. Günümüzde bu da aşılarak yapay zekâ kullanılarak ilk hali görselleştirilebiliyor. Ben ikincisinin daha doğu olduğuna inananlardanım. Konumuz olmadığı için bu kadarı ile yetinelim.
Neyse,
Çevre düzenlemesi ise, bir anlamda peyzaj, ihtiyaca göre kamunun hizmetine açmak için düzenleme yapmaktır. Tıpkı Yalı Kahvesinde yapılmak istenen gibi.
Yine proje görselinde gördüğümüz gibi, (her ne kadar yüzeye müdahale edilmiyormuş gibi görünse de) yürüyüş yolunun genişliği, yüzeydeki kot uygulamaları, basamaklar, deniz kıyısına yapılmak istenen koruyucu taş set uygulamaları, dinlenme alanlarının yaratılması, tarihi alanın sergilenmesinden çok seyir terası gibi projelendirilmesi bende soru işaretleri oluşturdu.
Tarihi dokunun sergilenmesi yapılırken seyir terası oluşturulamaz mı? Elbette olur.
Mesela,
Tarihi alana müdahale etmeden, alanın hemen kıyısına, deniz üzerinde küçük, lokal ahşap köprü ile bağlantılı veya değil, seyir terası düzenlenebilir. Neden olmasın.
Galiba,
Büyükşehir, “orada yıkık, dökük duvardan başka bir şey yok. Hazır el atmışken burayı seyir terası haline getiriyim” demiş olabilir. Bazen biz tasarımcılar böyle hınzırlıklar düşünebiliyoruz. Belki de Büyükşehir’e haksızlık ediyorum. Af ola… Bu birazda Büyükşehir’in geçmiş uygulamalarına duyduğum güvensizlikten de geliyor olabilir.
Ne yalan söyleyeyim, ada üzerinde güneşin batışının seyrine kapılıp, tavşan kanı çayımı yudumlarken mal-u hülyaya dalmayı kim istemez ki…?
Bu da benim absürt hayalim olsun.
5 Nisan 2026 Pazar























