Devlet Yönetmek Vizyon, İrade ve Büyük Bir Devlet Aklı İşidir
Devlet yönetmek akıl, strateji ve vizyon işidir; bol keseden dağıtmak işi değildir.
Gerçek devlet yönetimi, günü kurtaran popülist adımlarla değil; geleceği inşa eden kalıcı yatırımlarla ölçülür.
Türkiye bugün bu anlayışla yoluna devam eden güçlü bir devlettir.
Bir zamanlar kısa ömürlü hükümetlerin, siyasi krizlerin ve koalisyon kavgalarının içinde savrulan Türkiye artık geride kaldı.
Eskiden hükümetler birkaç yıl bile dayanamaz, sürekli seçimler yapılırdı.
Devletin enerjisi yatırımlara değil, siyasi çekişmelere harcanırdı. Bugün ise Türkiye, istikrarlı bir yönetimle yoluna devam ediyor.
Güçlü iktidarın çeyrek asrı boyunca Türkiye birçok zorlu sınavdan geçti.
İktidar; darbe girişimleri, vesayet odaklarının baskıları, sokak olayları ve terör örgütlerinin saldırıları karşısında dimdik durdu.
15 Temmuz’da hain FETÖ terör örgütünün darbe girişimiyle ülke tarihinin en karanlık gecelerinden biri yaşandı.
Ekonomik baskılar, dış müdahaleler ve siyasi entrikalar da bu dönemde eksik olmadı.
Tüm bunlara rağmen iktidar geri adım atmadı; milletin desteğiyle yoluna devam etti. Her krizden sonra daha güçlü bir şekilde ayağa kalkmayı başardı.
Bu direnişin ve kararlılığın bir göstergesi de savunma sanayii ve teknoloji yatırımlarıdır.
Türkiye artık kendi savunma teknolojisini geliştiren bir ülkedir.
İHA’lar, SİHA’lar, yerli mühimmat sistemleri ve füze projeleri bunun en somut göstergeleridir.
Savunma alanındaki bu adımlar sadece askeri güç anlamına gelmez; aynı zamanda bağımsızlık ve caydırıcılık demektir.
Buna rağmen geçmişte eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Füze sisteminin ne işi var?” şeklinde yaptığı açıklamalar birçok kişi tarafından şaşkınlıkla karşılanmış ve sert bir şekilde eleştirilmiştir.
Bu sözler, birçok kesim tarafından bir akıl tutulması olarak değerlendirilmiştir.
Türkiye gibi ateş çemberi içinde bulunan bir coğrafyada yer alan bir ülkenin hava savunmasını güçlendirmesi sorgulanamaz. Bu tür sözler, devletin stratejik kararlarını küçümseyen ve güvenlik hassasiyetlerini anlamaktan uzak bir yaklaşım olarak görülmüştür.
Buna ek olarak, şimdiki CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in füze testleriyle ilgili “Balıklar kaçıyor” şeklindeki açıklamaları da benzer şekilde tepki çekmiştir.
Karadeniz’de yıllardır süren Rusya-Ukrayna savaşı ve bölgedeki askeri hareketlilik göz önüne alındığında, Türkiye’nin kendi güvenliğini sağlamak için yaptığı testleri “balıklar kaçıyor” diyerek eleştirmek, birçok kişi tarafından acemi siyasetçi söylemi olarak değerlendirilmiştir.
Bu tür açıklamalar, devletin savunma projelerini desteklemek yerine milletin güvenlik hassasiyetini anlamaktan uzak bir yaklaşım olarak görülmektedir.
Üstelik Türkiye sadece terör ve saldırılarla değil, tüm dünyayı etkileyen koronavirüs salgını gibi küresel krizlerle de mücadele etti.
Sağlık altyapısı ve şehir hastaneleriyle salgını yönetirken vatandaşın yanında durdu ve ekonomiyi mümkün olduğunca korudu.
Devletin kararlılığı sayesinde Türkiye bu zorlu süreçten de güçlenerek çıktı.
Bugün dünyanın farklı bölgelerinde savaşların ateşi yanmaya devam ediyor.
Ortadoğu’da İsrail’in yürüttüğü askeri operasyonlar ve bu süreçte ABD’nin verdiği açık destek, bölgedeki gerilimi daha da artırmış durumda.
Gazze’de başlayan çatışmaların etkisi sadece Filistin topraklarıyla sınırlı kalmadı; tüm bölgeyi etkileyen büyük bir kriz haline dönüştü.
Savaşın ateşi hâlâ yanarken bu çatışmanın ne zaman sona ereceği ise belirsizliğini koruyor.
İşte tam da bu nedenle, Türkiye gibi kritik bir coğrafyada bulunan bir ülkenin güçlü bir devlet aklına, sağlam bir savunma altyapısına ve stratejik bir vizyona sahip olması hayati önem taşımaktadır.
Türkiye’nin bulunduğu coğrafya sıradan bir coğrafya değildir.
Karadeniz’in hemen yanında Rusya-Ukrayna savaşı sürerken, güneyimizde çatışmalar devam ederken ve düşman tehditleri her zaman varlığını korurken güçlü bir savunma sistemi kurmak bir tercih değil, devlet olmanın en temel sorumluluğudur.
Türkiye’nin güvenliği söz konusu olduğunda mesele siyaset üstüdür. Bu ülke, 88 milyona yaklaşan nüfusumuzun ortak vatanıdır.
Devletimizin savunma alanında attığı her adım, geliştirdiği her teknoloji Türkiye’nin güvenliğini güçlendiren kritik bir yatırımdır ve desteklenmesi gerekir.
Bugün Türkiye artık sadece ayakta duran bir ülke değil; kendi teknolojisini geliştiren, savunmasını güçlendiren ve dünyada söz sahibi olan bir devlettir.
Bu noktada Cumhur İttifakı’nın ortaya koyduğu siyasi irade ve stratejik vizyon da dikkat çekmektedir.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin liderliğinde şekillenen bu ittifak, sadece bugünün siyaseti için değil, Türkiye’nin uzun vadeli devlet politikaları açısından da önemli bir yön tayin etmektedir.
Önümüzdeki cumhurbaşkanlığı ve genel seçimler için hazırlanan projelerin Türkiye’nin dört bir yanında ve Avrupa’daki vatandaşlarımıza kadar anlatılması; milletle kurulan güçlü bağın en somut göstergelerinden biridir. Bu süreçte ortaya konulan projeler yalnızca seçim vaatleri değil, aynı zamanda Türkiye’nin gelecekteki stratejik yol haritasının da önemli parçalarıdır.
Bu vizyon, Türkiye’yi sadece bölgesel bir güç olarak değil, küresel ölçekte söz sahibi olan bir ülke haline getirme hedefini taşımaktadır.
Savunma sanayii, enerji yatırımları, teknoloji üretimi ve altyapı projeleriyle şekillenen bu strateji; Türkiye’nin süper güç olma yolundaki yürüyüşünün ve gelecek nesiller boyunca sürecek büyük devlet vizyonunun temelini oluşturmaktadır.
Aynı zamanda bu süreç, kendilerinden sonra göreve gelecek yeni nesil devlet yöneticileri için de güçlü bir altyapı hazırlamaktadır.
Kurumsallaşmış bir devlet aklı, güçlü bir savunma sistemi ve sağlam bir ekonomik temel sayesinde Türkiye’nin gelecek nesiller boyunca daha da güçleneceği açıktır.
Unutulmamalıdır ki güçlü devletler sadece sınırlarını değil, gökyüzünü de koruyabilen devletlerdir.
Türkiye de bugün attığı kararlı adımlarla sadece bugünü değil, yarının güçlü Türkiye’sini inşa etmektedir. Güçlü liderlik, kararlı devlet aklı ve milletin sarsılmaz desteğiyle Türkiye; bölgesinde söz söyleyen, dünyada ağırlığı olan bir ülke olma yolunda ilerlemektedir.
Bu yürüyüş yalnızca bir siyasi dönemin hikâyesi değildir; aynı zamanda bir milletin yeniden ayağa kalkışının, kendi gücünü keşfedişinin ve dünyada hak ettiği yeri alma iradesinin hikâyesidir.
Bugün atılan her adım, yalnızca bugünün Türkiye’sini değil; yarının büyük ve güçlü Türkiye’sini inşa eden tarihi bir yürüyüşün parçasıdır.
Araştırmacı Yazar | İsmail Yaman
📧 yazarismailyaman@gmail.com
📞 WhatsApp: 0541 850 78 84























