Güçlü Devlet, Güçlü Ordu, Büyük Türkiye
Ortadoğu bir kez daha tarihî bir dönemeçten geçiyor.
On iki gün süren yoğun saldırıların ardından ABD ve İsrail, İran’ın nükleer altyapısını hedef aldı.
Özellikle Natanz başta olmak üzere kritik tesisler vuruldu. Bu operasyonlar, İran’ın askeri ve stratejik altyapısında ciddi bir sarsıntıya yol açtı.
Ancak İran da sessiz kalmadı. Balistik füzeler ve insansız hava araçlarıyla karşılık verdi.
Bölge adım adım daha geniş bir çatışma riskine sürüklenirken, savaşın kontrol edilemez bir noktaya doğru ilerlediği yorumları uluslararası kamuoyunda giderek daha yüksek sesle dile getirilmeye başlandı.
İran cephesinde ise tablo oldukça çarpıcı.
Saldırılar sonrasında ülkenin siyasi ve askeri yönetiminde ağır kayıplar yaşandı. İran’ın dini lideri Ali Khamenei, İran Genelkurmay Başkanı Abdolrahim Mousavi, Savunma Bakanı Aziz Nasirzadeh ve Devrim Muhafızları’nın üst düzey komutanlarından Mohammad Pakpour başta olmak üzere çok sayıda üst düzey askeri ve güvenlik yetkilisi öldürüldü.
Bu gelişmeler, İran’ın karar alma mekanizmasında ciddi bir boşluk oluştururken, devlet yapısının ağır bir baskı altında olduğunu da gözler önüne serdi.
Sahadaki askeri tablo kadar dikkat çeken bir başka gelişme ise İran toplumundaki hareketlilik oldu.
Yıllardır sert bir şekilde bastırılan özgürlük taleplerinin yeniden görünür hâle geldiği görülüyor. Sosyal medyada başörtülerini çıkararak protesto eden genç kadınların görüntüleri, rejimin kırılganlığına işaret eden sembolik kareler olarak dünya kamuoyuna yansıdı.
İran Cumhurbaşkanı Masoud Pezeshkian ve hükümet yapısına dair farklı senaryolar konuşulurken, bölgedeki siyasi dengelerin hızla değiştiği açıkça görülüyor.
Ortadoğu’da güç dengeleri yeniden şekilleniyor.
Ve tam da böyle bir dönemde Türkiye’nin duruşu her zamankinden daha fazla önem kazanıyor.
Türkiye, etrafı adeta ateş çemberine dönmüş bir coğrafyada soğukkanlılığını koruyabilen nadir devletlerden biri.
Sınırlarının hemen ötesinde savaşlar yaşanırken içeride istikrarını muhafaza edebilmesi; güçlü devlet geleneğinin, caydırıcı askeri kapasitenin ve kararlı siyasi iradenin bir sonucudur.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde Türkiye, yalnızca sahada değil, diplomaside de etkili bir aktör konumundadır.
Yerli ve millî savunma sanayii hamleleri, güçlü ordu yapısı ve stratejik hamle kabiliyeti Türkiye’yi bölgesel dengelerin merkezindeki ülkelerden biri hâline getirmiştir.
Bugün çevremizde devletler sarsılırken, yönetimler krizlerle mücadele ederken Türkiye’ye doğrudan meydan okuyabilecek bir güç çıkmamasının nedeni açıktır:
Güçlü devlet aklı.
Güçlü siyasi irade.
Güçlü ordu.
Türkiye caydırıcılığını yalnızca askeri gücüyle değil, diplomatik kapasitesiyle de gösteren bir ülkedir.
Gerektiğinde masaya yumruğunu vurabilecek, gerektiğinde barış için el uzatabilecek bir devlet refleksine sahiptir.
Ortadoğu’da rejimler tartışılırken, liderlik boşlukları konuşulurken Türkiye dimdik ayaktadır. Çünkü bu topraklarda yalnızca güç değil, aynı zamanda tecrübe, strateji ve tarihsel bir devlet aklı vardır.
Etrafımızdaki coğrafya yangın yerine dönebilir.
Ancak Türkiye, bu fırtınalı coğrafyada istikrarın ve güvenliğin adası olmaya devam etmektedir.
Ve bugün bir kez daha görüyoruz ki:
Güçlü devlet sadece sınırlarını koruyan devlet değildir.
Güçlü devlet, fırtınanın ortasında dahi rotasını kaybetmeyen devlettir.
İşte Türkiye tam olarak budur.
Güçlü devlet.
Güçlü ordu.
Ve büyük Türkiye.
Araştırmacı Yazar | İsmail Yaman
E-posta: yazarismailyaman@gmail.com























