Denizin sakin olduğu sabah saatini yine kaçırmıştık. “Karadeniz’in hırçın dalgaları,” dedik. İki burun arasında dahi hırçın dalgalar saatinde eksik olmazdı. Sabahın dalgasız deniz saati geçti. Dalga çıkana kadar, denizin tadını çıkartmaya karar vermiştik.
Dalgalar sert gelmeye başladı. Hırçın dalgalar diye hemen çıktık. Arkadaşımız çıkmadı ve “denizin zevki,” dedi. Ellerini dalgaya çarpıyor ve suyu damlalar halinde havalandırıyordu. İzledikten sonra “yeter artık çık, güneş yakmaya başladı,” diye bağırdık. Arkadaş; “yanarsın ve serinlersin,” dedi.
Ellerini çarpmayı bıraktı ve hop diye batıp çıkmaya başladı. Dalgaların hırçınlığını oyun haline getirdiğini zannettik. Hatta ona özenip “hopla,” diye tempo tuttuk.
Arkadaşın biri giyinirken, güneşe bakın, bırakın hoplamayı da gidelim, dedi.
Bu esnada denize yeni gelen birisi, giyinik halde yanımızdan geçip suya daldı. Giyinen arkadaşımız güvenlikçi herhalde, dedi. Bir anda şaşırdık, suya giyinik dalıp hop diyen arkadaşı yakaladığı gibi kaldırdı ve kenara çıkarttı. Giyinik olan, hop diyerek oyun yaptığını zannettiğimiz arkadaşa daldığında yana doğru yatmış ve sallanıyormuş. Bizler dikkat etmemiştik.
Dalganın hırçınlığına kendini bıraktığını zannetmiştik. Hatta tempomuza alkış da eklemiştik. Meğer her dalgada su yutuyor ve soluksuz kalıyormuş. Kenarda baş aşağı tutuldu ve yuttuğu su boşaltıldı. Hiç değilse rahat soluk aldı. Denizden çıkaran kişi, fark etmediniz mi batıp çıkması boğuluyordu. Arkadaşınızı dönüşü olmayan yol için alkışlıyordunuz, dedi.
Korkumuzdan sarardık, solduk. Taksi çağırdık ve hastaneye götürdük. Orada müdahale ettiler ve kalktı.
Bir arkadaşımız daha Karadeniz’in hırçın dalgalarına, “hop” diyordu.
Hasan TANRIVERDİ























