Beş kardeş, İzmir’de bir karton kulübe de yanarak can verdi. Herkesin gözü önünde!
Beş can, gelecek nedir bilmedi. Gün ışığına akıl erdiremedi.
İnsanların gözüne bakıp dünya dönsen ne yazar, dediler mi?
Kulübe de beş can, birbirini kontrol edemeyen beş kardeş, beş çocuk…
Beş canın mekânı kulübe…
Kulübedeki beş canı, bir akşam yemeğinde ve iftar sofralarında konu eden oldu mu? İnsan mıyız? Diyenimiz oldu mu?
İnsanlık ayağımıza düşmüş, fark edenimiz oldu mu? İnsan mıyız? Sorabiliyor muyuz?
Bir tas sıcak çorba ve bir dilim ekmek. Kara ışığın altında boğazlarından geçti mi? Diyerek olaya anlam yükleyen oldu mu?
Kulübeden gelen beş canın iniltisinden irkilen var mıydı?
Kalbi sızlayan, yüreği daralan ve gönlü acıyla dolanımızdan söz edilebilir mi?
Kulübede beş can yandı. Beş can gitti, gelecek karardı. Gökyüzü grileşti, içten gelen bir duyguyla anlayan oldu mu?
Beş can, ulaşılmayacak bir konu muydu?
Beş çocuğa bir çatı ve dört duvar kurmak çok mu zordu? Beş kardeşe uzanacak eller hiç mi titremedi.
Bir el, insanlık adına, maneviyatına yönelik açılmadı. O eller ki neler yapmakta…
Hiç mi sokaktan geçerken, beş farklı inleme duymadın. O sese kulak vermedin. Neler verdin bir yabancı Ülkeye gitmek için.
Beş canı yakıp seyrettiniz! Nasıl mutlu olunur?
Dünyamız dönüyor. Onların dünyası, yalpalayarak durdu. Farkında bile olmadınız.
Sevgiden yoksun dünyaları yalpa yaptı. Acımasız beyinlilerin duyuları köreldi.
Gün ışığı görmeden, anlamını yitirdi insanlık. Koza gibi sarıldı, hissizleşti, duyurulmadı…
İnsanlık, sahipsiz kaldı. Gülmeyen çehre ve kararmış kalpler, yanladı geçti. Yazık.
Bir tas çorba olsa da kabul. Bir çift sevgi sözü olsa da kabul.
Bir güler yüz, neşeyle uzanan el, bir gönül sıcaklığı ve gülümseyen bir bakış, olsa da kabul.
Hisseden bir kucak, ateşi yanan soba ve bir bardak süt beş kardeşe olsa da kabul.
Katılaşmış beyinler, yazık ki ne yazık…
Kulübede beş can, açlık ve susuzluktan filizlenemedi. Sesleri inilti olarak kaldı. Büyüyemediler ve gün yüzü görmeden yandılar.
Kulübe yanarken, dünya sevgisinden yoksunlar, mutlu musunuz? Rahat mı soluk aldınız?
Kulübe sıcağı bilmemiş, sevgiyi yaşamamış ve yardım görmemişti. Kulübeye tatlı girmiş miydi?
Beş can yağmur yağmış ıslanmış ve bir daha kurumamışlardı. Beslenme nedir bilmemişlerdi
Beş can, kardeş olduklarını bilmeden, annenin ninnisini duymadan, yandılar.
Özenmediler kimseye, bebeklerin varlıklarından haberleri olmadı, duymadılar seslerini.
Beş can neler daha duymadı. Ramazan ve Kurban Bayramının sevgisini. Görmediler büyüklerin göz yaşlarını…
Beş kardeş yanarken, acaba anne mi yoksa baba mı? Yanıyoruz mu? dediler.
Çığlık atıp inlediler mi?
Olmaz olsun böyle bir dünya, diye mırıldandılar mı?
Sorumluların vicdanı sızlamaya devam ediyor mu? Yazık ki ne yazık.
Hasan TANRIVERDİ






















