GÜÇ, BAĞIMSIZLIK VE GELECEK FIRTINAYA KARŞI
”Su uyur, düşman uyumaz” derler.
Bugün Venezuela, adeta uykudayken, bir tatil gününde bombalanıyor.
Birileri…
Başkan Maduro ve eşini yaka paça derdest edip ülkesinin dışına çıkarıyor.
“Olacak iş mi?” diyoruz; ama oluyor işte. Gazze’de “ari ırkın varlığını” besleyip destekleyen zihniyet, başka yerlere saldırmaz mı sanıyoruz?
Tarihin tozlu sayfalarına bakalım…
Milyonlarca Kızılderili’nin soyunu kurutan, Orta Doğu’yu ateş çemberine alan, Küba’yı, Vietnam’ı ve Kore’yi karıştıran; o karanlık Ku Klux Klan ruhunun mirasçıları bugün durur mu?
”Barış, sadece çatışmanın yokluğu değil, adaletin varlığıdır.”
Günümüzde Afganistan, Irak, İran, Suriye, Gazze, Somali, Yemen, Ürdün ve Venezuela’nın durumu ortada…
Şu soruyu sormanın vaktidir: Bir kıyıcının, kendi kıyıcılığından vazgeçtiği hiç görülmüş müdür?
Hayır!
Gelecek fırtına “geliyorum” demez.
Aç kalan canlının gözü karadır; doğası gereği hayatta kalmak için saldırır. İnsan, biyolojik olarak bu içgüdüleriyle de hareket eden bir varlıktır.
Susuz ve gıdasız kalmış her millet göç eder; göç ettikleri yerlerde ise eğer güçleri varsa çatışma kaçınılmaz olur.
Dinlerin doğuşu sosyal adaleti sağlamayı amaçlasa da bir ülkenin gerçek teminatı, disiplinli ve güçlü ordusudur.
”En büyük zafer, savaşmadan kazanılan, barışla taçlanan zaferdir.”
Peki, bundan sonra dünyanın hali ne olacak? Bu sorunun yanıtını Başkomutanımız Atatürk’ün vizyonuyla verelim. Düzenli ve disiplinli bir ordunun önemini şu sözlerle ne güzel anlatmıştır:
”Eğitimde terlemeyen, savaşta kan döker!”
Mustafa Kemal Atatürk’ün 31 Temmuz 1920’de Afyonkarahisar’da subaylarına hitaben söylediği şu sözler, çağımızın ötesinde ışıklı bir yoldur:
“…Dünyada hayat için, insanca yaşamak için bağımsızlık lazımdır. Bağımsızlık sahibi olmak için kuvvet sahibi olmak ve bunun için mevcudiyetini ispat etmek icap eder.”
Şimdilerde haber bültenlerinde siyaset bilimciler, stratejik görünümlü “kuru sıkı” bilgilerle konuşuyorlar. Venezuela’daki darbe girişimi için “Tarihte hiç böyle bir şey görülmedi, ağzımız açık kalıyor!” diyorlar. Afganistan’ı, Azerbaycan’ı, Hindistan’ı, Romanya’yı; Saddam ve Kaddafi gibi liderlerin akıbetlerini ne çabuk unuttunuz?
Bu sığ yorumlara sadece gülüyorum. Önerim şudur: Dünya tarihinin sayfalarını biraz çevirip yeniden okuyalım mı?
Son söz:
“Barış, her şeyi hazmeden bir mutluluktur; ancak güçlülerin ellerinde yükselir.”
Emine Pişiren























